Kategoriler
KPMG

Farklı Seküritizasyon Yöntemleri Vergisel Risk Doğurur mu?

Rating: 0
Content:

Yılın son çeyreğinde düşme eğilimine giren faiz oranları, kredi arayan Türk bankalarının sendikasyon maliyetlerinde hızlı bir toparlanmaya işaret ediyor. Ancak ülke kredi derecelendirme notunun indirilmesi, bankacılık sektörünü yeni rota olarak seküritizasyon işlemlerine yönlendiriyor. Nitekim 2017 Temmuz ayı BDDK1 verilerine göre bankacılık sektöründe 66 milyar TL sendikasyon kredisi ve 44 milyar TL seküritizasyon kredisi bulunmaktayken, bu rakamların yıllar itibarıyla artış eğilimi göstererek, 2019 Temmuz ayında 90 milyar TL’lik sendikasyon ile 74 milyar TL’lik seküritizasyon tutarlarına ulaştığını görüyoruz. Bu açıdan geçtiğimiz iki yıl içerisinde seküritizasyon kredi hacminde %68 oranında bir artış yaşanarak sendikasyon hacimleriyle farkın kapandığını söyleyebiliriz.

Dış kaynak bulma yarışında öne çıkan seküritizasyon işlemleri; yurtdışı havale akımlarına dayalı DPR, konut kredilerine dayalı ipotek teminatlı menkul kıymet ve orta vadeli tahvil ihraç programları gibi bir teminata ya da varlığa dayalı ürünlerle gerçekleşiyor.

Ayrıca, BDDK’nın Ağustos ayı verilerine2 göre temel bankacılık göstergelerinden biri olan sermaye yeterlilik oranı %18 seviyesinde bulunuyor. Kredilerin takibe dönüşüm oranlarının %6’lı seviyelere çıktığı düşünüldüğünde bu oranın korunmasında seküritizasyon diğer bir adıyla menkul kıymetleştirme işlemlerinin büyük önem taşıdığını belirtmek gerekir.

Kısaca seküritizasyon nedir?

En basit anlatımla seküritizasyon; bankaların likit olmayan aktiflerinin, sermaye piyasalarında ihraç yoluyla menkul kıymete dönüşerek yatırımcıyla buluşmasıdır.3 Örneğin bankanın aktifinde yer alan mortgage, taşıt kredisi gibi kaynaklardan doğan alacaklar ile bir havuz oluşturularak, bu alacakların menkul kıymete dönüşümüyle yatırımcılara satışı gerçekleştirilir. Genellikle bu ihraç işlemine varlığa dayalı menkul kıymet adı verilir, alacakların ipotek (konut kredisi) teminatı taşıması durumunda ise ihraç edilen menkul kıymetler ipoteğe dayalı menkul kıymetler olarak adlandırılır.

Neden ihtiyaç duyulur?​

Bu operasyon sonucunda çoğunlukla banka bilançosunda aktif çıkışı yapıldığından, devredilen alacak karşılığında piyasalardan finansman sağlanır. Sorunlu krediler veya mevcut kredi riskleri azaltılarak bilanço hafifletilir ve sermaye yeterlilik oranları yeniden düzenlenmiş olur.

Seküritizasyon işleminin ana unsurları nelerdir?

Menkul kıymetleştirme işleminin ilk adımı "kaynak firma (originitor)" tarafından atılır. Alacaklar belirli bir satış bedeli karşılığında "özel amaçlı kuruluşa (SPV)" satılır. SPV’ler herhangi bir tahsilat ve ödeme işlemi yapamadığından, menkul kıymetleştirilen alacakların tahsilat ve takip hizmetleri "hizmet sağlayıcıları" veya "yeddi emin" tarafından gerçekleştirilir. 

Menkul kıymet ihracı amacıyla kurulan SPV’ler, derecelendirilmiş bir alacak havuzu karşılığında varlığa dayalı menkul kıymetler ihraç eder ve geri ödeme gerçekleştiğinde görevini tamamlar. Bu ihraç işlemi genellikle "yatırım bankası (investment banker)" aracılığıyla yapılır ve menkul kıymetleri ihraç edenden tekrar satmak amacıyla satın alınır. Ayrıca, alacak havuzunun kalitesi "derecelendirme kuruluşları" tarafından belirlenir. Kredi kalitesi, ihraççının finansal yapısından ziyade menkul kıymetleştirmenin esas aldığı varlıkların kalitesine bağlı bulunur.

Başlıca seküritizasyon yöntemleri nelerdir?

Temel olarak seküritizasyonda 3 yöntem izleniyor.4  

 

odeme-aktarmali.png 

  1. Ödeme aktarmalı (pass-through):  

  • Bankanın kendi kredi alacaklarından yatırımcılara uygun bir portföy oluşturulur. Mülkiyet hakları SPV’ye satılarak kredi havuzunun bilançodan çıkışı gerçekleşir.
  • SPV tarafında bu kredi alacaklarından kaynaklanan nakit akışına göre yatırımcılara menkul kıymet ihracı gerçekleştirilir. Aynı zamanda sistemde bulunan yeddi emin aracılığıyla krediler saklanarak, yatırımcılara ihraç edilen menkullerin teminatı oluşturulur.
  • Kredilerin geri ödeme planlarına göre yatırımcılara anapara ve faiz ödemesi gerçekleştirilir.

    Böylece tüm mülkiyet hakları SPV’ye devredildiğinden riskli varlıklar bilanço dışına çıkartılmış ve kredi riski ayrılmış olur. Ucuza fon sağlama ve efektif sermaye yönetimi gerçekleştirilir. 

  1. Varlığa dayalı (asset-backed):

    Menkul kıymetleştirme bir alacak havuzuna dayanmakta olup, diğer yöntemlerden farkı gerek yatırımcılara karşı borç yükümlülüğü gerek menkule dayanak oluşturan havuz, tahvil ihracı gibi ihraççının aktif ve pasifinde bulunmaktadır.
    Temel olarak teminat gösterilen havuzda üretilen nakit akımları, yatırımcıya ödemelerde kullanılmaktadır. Normal tahvillerden farkı da ihraççının VDMK’dan kaynaklanan borçlarını ifa edememesi durumunda, yeddi emin olarak görev yapan kuruluş tarafından havuzun satılması ve yatırımcılara ödenmesidir.

  2. Nakit akımlı (pay-through):

Bu yöntem hem ödeme aktarmalı hem de varlığa dayalı menkul kıymetleştirme özelliklerini bir araya getirir. Varlığa dayalı yönteme benzeyen kısmı; menkul kıymet bankanın pasifinde yükümlülük olarak kalmaya devam eder. Ödeme aktarmalı yönteme benzeyen kısmı ise; yatırımcılara yapılacak ödemeler bu menkul kıymetlerin bağlı oldukları teminatlardan gelen nakit akımlarıyla karşılanarak yatırımcılara anapara ve faiz ödemelerinde kullanılır.

Seküritizasyon işleminin vergilendirilmesi

Kurumlar Vergisi Kanunu 30. Madde hükümleri uyarınca dar mükellefiyete tabi kurumların, Gelir Vergisi Kanunu 75. Madde de (1-4 bentleri arasında sayılı olanlar hariç) bahsi geçen menkul sermaye iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından %15 oranında kesinti yapılacağı hüküm altına alınmaktadır.

Seküritizasyon işlemi ile SPV’lere yapılacak faiz ödemelerine ilişkin açıklamalara 1 seri no’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "30.5.3 Vergi kesintisi kapsamında olmayan ödemeler" başlıklı bölümünde yer verilmektedir. Buna göre; bankaların, nakit akışı sağlayan varlıklara dayalı olarak yurt dışında ihraç ettikleri menkul kıymetler karşılığında uzun vadeli fon temin edebildiği ve bu işleme konu olan bir akım veya varlık portföyü (ihracat alacakları, kredi kartı alacakları, çeklere dayalı akımlar, yurt dışı havale akımları, ipoteğe dayalı konut, taşıt ve tüketici kredileri gibi) yalnız bu amaçla kurulan "Özel Amaçlı Kurumlara (SPV, SPC)" devredebileceği ifade edilmektedir.

Öte yandan, Bankaların Sermaye Yeterliliğinin Ölçülmesine ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmelik’in 3. Maddesinde özel amaçlı menkul kıymetleştirme şirketi (ÖMKŞ) aşağıdaki şekilde tanımlanmaktadır. 

Bir veya daha çok sayıda menkul kıymetleştirme işlemini gerçekleştirmek amacıyla kurulan; faaliyetleri sadece bu amacı gerçekleştirmekle sınırlı olan; yapısı itibariyle yükümlülüklerini menkul kıymetleştirme kurucusu bankanın yükümlülüklerinden ayırmayı amaçlayan ve bu şirkete karşı hak sahibi olanların bu haklarını herhangi bir kısıtlama olmadan rehnetme veya takas etme hakkına sahip olduğu, banka dışındaki bir fon kuruluşu ya da başka bir tüzel kişiyi, ifade etmektedir.

SPV’ler finans kuruluşu sayılır mı?

1 seri no’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde SPV’lerin, akım veya varlık portföyüne dayalı olarak yurt dışında menkul kıymet ihracı yoluyla yatırımcılardan temin ettikleri fonları Türkiye’deki bankalara kullandırdığı belirtilmektedir. Bu amaçla kurulan SPV’lerin de finans kuruluşu sayıldığı ve bu kurumların sadece varlıklarını devraldıkları bankalara finansman temin etmesinin, finans kuruluşu olarak kabul edilmelerine engel teşkil etmeyeceği açıklanmaktadır.

Vergi dairesine bildirim yükümlülükleri​

Bankaların, sekuritizasyon yöntemiyle finansman temin etmesi durumunda;

  • SPV’nin kuruluş sermayesi,
  • ortaklık yapısı,
  • yöneticileri,
  • çıkarılan menkul kıymetlerin sayısı,
  • ihraç edilen menkul kıymetlerin kimler tarafından hangi tutarda satın alındığı,

gibi bilgilerin, bankalar tarafından, SPV’nin menkul kıymet ihraç ettiği tarihten itibaren bir ay içinde, bu menkul kıymetlerin geri dönüşlerinin kimlere yapıldığının geri dönüşlerin tamamlandığı tarihten itibaren bir ay içinde birer yazı ile bağlı oldukları vergi dairelerine bildirilmesi gerektiği hüküm altına alınmaktadır.

Kaynak kuruluş tarafından SPV’ye ödenecek faizler stopaja tabi mi?

Menkul kıymetleştirme işlemlerinde SPV’ye yapılacak ödemeler alacak faizi olarak nitelendiriliyor. Dar mükellef kurumlara yapılacak her nevi alacak faizi ödemeleri ise 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı kapsamında vergi kesintisine tabi bulunuyor.

Söz konusu Karar’ın 1. Maddesinin 5/a bendi uyarınca; yabancı devletler, uluslararası kurumlar veya yabancı bankalardan ya da bulunduğu ülkede mutad olarak kredi vermeye yetkilendirilmiş olup sadece ilişkili bulunduğu kurumlara değil tüm gerçek ve tüzel kişilere kredi veren kurumlardan alınan her türlü krediler için ödenecek faizler (katılım bankalarının kendi usullerine göre yurt dışından sağladıkları fonlar ve benzeri kaynaklar için ödedikleri kâr payları dahil) %0 oranında stopaja tabi tutuluyor.

Ayrıca, 21.03.2019 tarih ve 842 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının 2. Maddesi uyarınca ilgili Karar’ın 5/(b) bendinde değişiklik yapılarak, Bankaların 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca uygun görülen ikincil sermaye benzeri kredileri ile bankaların ve diğer kurumların bir akım veya varlık portföyüne dayalı olarak yurt dışında menkul kıymetleştirme yöntemi ile temin ettikleri kredileri için ödenecek faizler üzerinden yapılacak kesinti %1 oranından % 0 oranına indirildi.

Böylece, banka veya finans kurumundan kullanılan krediler ile ikincil sermaye benzeri krediler ve menkul kıymetleştirme işlemlerinin vergilendirilmesine ilişkin düzenleme öncesinde uygulanan oran farklılığı giderilmiş oldu.

Nakit akım üreten kredi borçlusunun ödemeleri de stopaja tabi mi?

Kanun ve Tebliğ açıklamaları uyarınca bankaların ve diğer kurumların SPV’den menkul kıymetleştirme yöntemiyle temin ettikleri krediler için ödenecek faizler %0 oranında vergi kesintisine tabi tutuluyor. Ancak, yukarıda açıkladığımız farklı seküritizasyon yöntemleriyle alacak havuzunda yer alan kredi borçlularının doğrudan yeddi emine, hizmet sağlayıcısına veya SPV’ye anapara ve faiz ödemesi mümkün bulunuyor. Düzenlemelerde bu yönde açık bir hüküm bulunmaması sebebiyle alacağı devredilen kredi borçlusunun SPV’ye yapacağı faiz ödemesinin de Kanun hükümleri ve 842 sayılı CB kararı kapsamında değerlendirilmesi önem arz ediyor.

Aksi durumda %0 stopaj uygulaması için, 2009/14593 sayılı BKK’nın 1/5-a fıkrası uyarınca SPV’nin yalnızca ilişkili bulunduğu kuruma değil tüm gerçek ve tüzel kişilere kredi vermeye yetkilendirilmiş olma şartının aranması, bu şartın sağlanmadığı örneklerde de faiz ödemelerinin %10 oranında stopaja tabi tutulması söz konusu.

Benzer konu hakkında İdare tarafından verilen özelge ne diyor?

08.12.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.17.01-KDV.17.4-2193 sayılı özelgede; şirketin bir bankadan sağlayacağı kredi tutarının, yurtdışında mukim Menkul Kıymetleştirme Kanunu çerçevesinde faaliyet gösteren bir şirkete devredildiği, şirketin dar mükellef kurumdan menkul kıymetleştirme suretiyle temin edilecek kredi tutarı için ödeyeceği faizlere hangi stopaj oranının uygulanacağı sorulmakta.

İlgili özelgenin sonuç bölümünde ise; Kurumlar Vergisi Kanunu 30. Maddesinin 8. Fıkrası ile BKK’ya verilen yetkiye istinaden, kredi borçlusunun devir sonrasında SPV’ye yapacağı ödemelerin, 2009/14593 sayılı BKK’nın 1/5-b fıkrası uyarınca; bankaların 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca uygun görülen ikincil sermaye benzeri krediler ile bankaların ve diğer kurumların bir akım veya varlık portföyüne dayalı olarak yurt dışında menkul kıymetleştirme yöntemi ile temin ettikleri kredileri için ödenecek faizler üzerinden kesinti uygulanması gerektiği belirtilmekte.

Sonuç olarak…

Konuya ilişkin İdare’nin genel yaklaşımında; seküritizasyon işlemi bir bütün olarak ele alınarak,  akım veya varlık portföyünün devredildiği "özel amaçlı kurumlara (SPV)" yapılacak tüm ödemelerin, alacak faizi olarak nitelendirildiği, her ne kadar finansman işlemi banka seviyesinde gerçekleşiyor olsa da gerek banka gerek kredi borçlusu tüm paydaşlar açısından menkul kıymetleştirme işleminin ve buna ilişkin faiz ödemelerinin %0 oranında vergi kesintisine tabi tutulmasının uygun olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

Son olarak, seküritizasyon işlemlerinin çeşitlilik gösterdiğini, menkul kıymetleştirmenin dışında bono, senet gibi promissory notes şeklinde kağıtlar üretilebileceğini ve bu hususun da stopaj açısından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmak isteriz.​​

1 https://www.bddk.org.tr/BultenAylik

2 https://www.bddk.org.tr/BultenAylik/tr/Home/HaberBulteni

3 https://www.spk.gov.tr/Duyuru/Dosya/2006125/0

4 https://www.tbb.org.tr/Dosyalar/Arastirma_ve_Raporlar/aktif_menkul_kiymetlestirilmesi.pdf

 

AuthorName: Erhan Eren
AuthorName:ID: 103
CategoryName: Vergi
CategoryName:ID: 73
ShortDescription: Yılın son çeyreğinde düşme eğilimine giren faiz oranları, kredi arayan Türk bankalarının sendikasyon maliyetlerinde hızlı bir toparlanmaya işaret ediyor. Ancak ülke kredi derecelendirme notunun indirilmesi, bankacılık sektörünü yeni rota olarak seküritizasyon işlemlerine yönlendiriyor.
Date: 10/18/2019
Attachments: https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/990/355×140-seküritazyon.jpg
https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/990/730×210-seküritazyon.jpg

izmir smmm, izmir muhasebe, izmir serbest muhasebeci,izmir mali müşavir,mali müşavir muhasebeci,izmir muhasebeci,smmm izmir

Kategoriler
KPMG

Şüpheli Alacaklar İçerisindeki KDV’nin İndiriminde Son Durum

Rating: 0
Content:

​İşletmeler açısından mal ve hizmet satışları ve bunların tahsilatı günümüzde en önemli hususlardan biri. Mal ve hizmet satışıyla KDV’yi de kapsayan bir tahsilat alacağı doğuyor.

1 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe giren 7104 sayılı Kanunla Katma Değer Vergisi Kanunu’na ilişkin önemli değişiklikler yapılmıştır. 

Tahsil edilemeyen ve tahsilat belirsizliği bulunan dava veya icra safhasına gelmiş Şüpheli Alacaklara ilişkin olarak Katma Değer Vergisi’nin indirim konusu yapılmasının mümkün olup olmadığını değerlendirerek, konu hakkında son gelişmelere bir göz atalım.

Vergi Usul Kanunu’nun 322’inci maddesinde "Kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacaklar değersiz alacaktır. Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleri ile zarara geçirilerek yok edilirler. İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin bu madde hükmüne giren değersiz alacakları, gider kaydedilmek suretiyle yok edilirler." hükmü yer almaktadır.

7104 sayılı Kanun’un 8’nci maddesi KDV Kanunu’nun 29’ncu maddesi ve konu ile ilgili olarak 23 no.lu KDV Tebliği’nin 8 inci maddesi ile KDV Genel Uygulama Tebliği’nin III/C-1. No.lu bölümüne aşağıdaki paragraflar eklenmiştir:

"Diğer taraftan, 7104 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle 3065 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, Vergi Usul Kanununun 322 nci maddesine göre değersiz hale gelen alacaklara ilişkin hesaplanan ve beyan edilen KDV’nin, alacağın zarar yazıldığı vergilendirme döneminde indirim konusu yapılabilecektir ki; Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesine göre karşılık ayrılmak suretiyle gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınan KDV’nin bu fıkra kapsamında indirim konusu yapılabilmesi için gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gelir olarak dikkate alınmasının şart olduğu hükme bağlanmıştır.

Mükellefler tarafından yapılan mal teslimleri ve hizmet ifalarına ilişkin hesaplanan KDV’nin, söz konusu mal ve hizmet bedellerinin tahsil edilip edilmediğine bakılmaksızın beyan edilerek ödenmesi gerekmektedir.

Buna göre, 1/1/2019 tarihinden itibaren, 213 sayılı Kanunun 322 nci maddesine göre değersiz hale gelen alacaklara ilişkin hesaplanan ve beyan edilen KDV’nin indirim konusu yapılması mümkündür. 213 sayılı Kanunun 323 üncü maddesine göre karşılık ayrılmak suretiyle gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınan KDV’nin bu fıkra kapsamında indirim konusu yapılabilmesi için gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gelir olarak dikkate alınması şarttır.

VUK 322 md kapsamında Değersiz hale gelen Alacağın Katma Değer Vergisi İndirimi 

Bahsetmiş olduğumuz yukarıdaki değişiklik ile Katma Değer Vergisi Kanunu’na eklenen söz konusu hükme göre "değersiz alacak" olarak kaydedilen tutarlar içerisinde yer alan KDV’nin 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren indirim konusu yapılabilmesinin yolu açılmıştır.

VUK 323 madde kapsamında Şüpheli hale gelen Alacaklarda Katma Değer Vergisi’nin İndirimi

Şüpheli alacaklar Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesi uyarınca gider olarak ticari kazancın tespitinde indirilebilmektedir.

Öteden beri, Şüpheli hale alacağın Katma Değer Vergisinin karşılık yoluyla gider yazılıp yazılamayacağı da tartışmalara konu olmuştur.

Nihayetinde İdare, Şüpheli hale alacağın Katma Değer Vergisinin de  şüpheli alacak karşılığı yoluyla gider yazılabileceğini 334 nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile onaylamıştır.

Peki bu durumda 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7104 sayılı Kanun ile Şüpheli Alacaklar içerisinde Katma Değer Vergisi indirim konusu yapılabilecek midir?

Öncelikle belirtmek gerekirse; 1.1.2019 tarihinden itibaren değersiz hale gelen alacakların içindeki KDV’ye tekabül eden tutarın indirilmesi imkanı getirilmiştir olmasına ragmen Vergi Usul Kanununun 323.maddesi kapsamında dava ve icra sahfasına getirilerek karşılık yoluyla gider kaydedilen Şüpheli Alacak içerisindeki Katma Değer Vergisinin indirilmesi aşağıdaki belirttiğimiz şartlar dışında mümkün bulunmamaktadır.

Yukarıda bahsi geçen Kanun hükmünün parantez içerisinde yer verilen kısmını incelediğimizde:

Vergi Usul Kanunun 323. maddesine göre daha önce gider yazılarak karşılık ayrılan Katma Değer Vergisi’nin indirim konusu yapılması, Vergi Usul Kanunu’na göre değersiz alacak haline gelerek kayıtlara gelir yazılması şartlarına bağlanmış olduğunu görüyoruz.

Bu durumda da düzenlemeyi incelediğimizde; 7104 sayılı Kanunun 4.fıkrasının parantez hükmünün karışıklık ve tereddüte yol açtığını söylemek istiyoruz.

Şöyle ki; Vergi Usul Kanunu’nun 323’ncü maddesine göre bir ticari alacağını şüpheli alacak olarak kaydeden ve karşılık yolu ile ticari kazancın tespitinde gider kaydı yapan mükellefin durumunun çok açık ve net olmadığını belirtelim.

Buna ilave olarak;  Tahsil edilemeyen alacağa ilişkin VUK 323.madde kapsamında şüpheli alacak karşılığı ayıran bir mükellefin, şüpheli alacak karşılığı olarak gider olarak yazmış olduğu tutarın içinde yer alan KDV’nin "gelir" yazılmak şartı ile söz konusu KDV’nin "indirilecek KDV" yazılıp yazılmayacağı konusun da ilave bir karışıklık yaratmış olduğunu belirtmek isteriz.

Sorumlu Vergicilik Bakışıyla…

7104 sayılı Kanun ve bahsetmiş olduğumuz değişiklik ile Katma Değer Vergisi Kanunu’na eklenen söz konusu hükme göre "değersiz alacak" olarak kaydedilen tutarlar içerisinde yer alan KDV’nin 01.01.2019 tarihinden itibaren indirim konusu yapılabilmesinin yolu açılmıştır.

Bu husus önemli olup böyle bir imkanın VUK 322 maddesi kapsamında Değersiz Alacaklar için getirilmiş olması şüphesiz bir şekilde olumludur.

Ancak yazımızda belirtiğimiz Vergi Usul Kanunu’nun 323.maddesi kapsamında Şüpheli Alacak karşılığı yoluyla gider yazılan Şüpheli Alacağa tekabül eden Katma Değer Vergisinin de indirim hakkı imkanının getirilmesi gerektiği kanaatindeyiz. ​

 

AuthorName: Bora Yargıç
AuthorName:ID: 76
CategoryName: Şüpheli Alacak
CategoryName:ID: 62
ShortDescription: ​İşletmeler açısından mal ve hizmet satışları ve bunların tahsilatı günümüzde en önemli hususlardan biri. Mal ve hizmet satışıyla KDV'yi de kapsayan bir tahsilat alacağı doğuyor…
Date: 7/19/2019
Attachments: https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/980/105970766.jpg
https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/980/105970766_small.jpg

izmir smmm, izmir muhasebe, izmir serbest muhasebeci,izmir mali müşavir,mali müşavir muhasebeci,izmir muhasebeci,smmm izmir

Kategoriler
KPMG

2017’de Ne Kadar Vergi Ödedik? Bütçe Yılı Nasıl Kapattı?

Rating: 0
Content:

15 Ocak’ta 2017 Ocak-Aralık bütçe gerçekleşmeleri açıklandı. 2017 bütçesinin karnesi artık elimizde. İlk bakışta, her türlü olumsuzluğa rağmen 2017’nin bütçe ve mali disiplin için iyi bir yıl olduğunu söyleyebiliriz. 2017 bütçesinin ayrıntılarına şimdi biraz daha yakından bakalım.

Bütçe gelirlerinde genel durum nasıl?

Ocak-Aralık 2017 döneminde kümülatif "bütçe gelirleri" 2016’ya göre yüzde 13,8 artışla 630,3 milyar TL olarak gerçekleşmiş. Belirtelim, 2017 bütçesinde öngörülen gelir rakamı 598,3 milyar TL’ydi görülen o ki bu rakam aşılmış. Gelirlerin hedefi aşmasının arkasında -ayrıntılarına birazdan gireceğimiz- ithalde alınan KDV ve Kurumlar Vergisindeki iyi performansın etkisi göze çarpıyor.

Özetle -her türlü olumsuzluğa ve kimi vergisel teşviklere rağmen-2017’deki bütçe gelirleri performansı tatmin edici.

Vergi gelirleri hedefi nasıl tutturuldu?

2017’nin genelinde "vergi gelirleri" performansının bir miktar dalgalı seyrettiğini söyleyebiliriz. Ancak bu dalgalı seyre rağmen yılbaşında tespit edilen vergi geliri hedefi tutturulmuş durumda. Vergi gelirleri yüzde 16,8 artışla 536 milyar TL olarak gerçekleşmiş. Hedefin 511 milyar TL olduğunun da altını çizelim.

Vergi gelirlerinin -ekonomik şartlar bakımından nispeten zor bir yılda- hedefi tutturmuş olması memnuniyet verici. Kaldı ki bu dönem beyaz eşya ve bazı elektrikli ev aletlerinde ÖTV, mobilyada da bir KDV indirimi gibi çeşitli vergisel teşviklere de şahitlik ettik. Ancak temel olarak nispi (oransal) vergilere dayanan vergi sistemimizin, enflasyon (artan fiyatlar) ve kur yükselişleri nedeniyle de bir miktar "nominal" vergi geliri ürettiğini dikkatimizden kaçırmamak lazım. 

En çok hangi vergi arttı? En çok gelir hangi vergiden geldi?

  • 2017’da vergi gelirlerinde artış şampiyonu (Gümrük Vergilerindeki yüzde 35,2’lik artışı, tutarı düşük olduğu için, ihmal edersek) yüzde 29,7 artışla (99,7 milyar TL) İthalde Alınan KDV, ardından yüzde 23,1 artış ile (52,9 milyar TL) Kurumlar Vergisi geliyor. İthalde alınan KDV kaleminde gözlemlenen yüksek oranlı artış, yukarıda belirtmiş olduğumuz "kur artışlarının" etkisine de işaret ediyor. ​
  • Dâhilde ve ithalde alınan KDV’yi ayrı ayrı dikkate alırsak, 2017’de tek kalemde en çok vergi geliri 138,3 milyar TL ve %14,9 artışla ÖTV‘den gelmiş. Özetle, 2017 vergi gelirlerimizin neredeyse yüzde 26’sı tek başına ÖTV’den kaynaklanmış durumda. ÖTV’nin 2017 bütçesinde -beyaz eşya ve bazı elektrikli ev aletlerinde ÖTV indirimi teşvikine rağmen- öngörülen hedefi aşan bir performans sergilediğini de not edelim. ÖTV’nin içerisinde her zaman olduğu gibi "petrol ve doğalgaz ürünleri ile tütün mamulleri başı çekiyor. ÖTV kalemlerinden gelen vergilere ayrı ayrı bakalım;
     
    • Petrol ve Doğalgaz Ürünleri 63,6 milyar TL,
    • Motorlu Taşıt Araçları 22 milyar TL,
    • Alkollü İçecekler 10 milyar TL,
    • Tütün Mamulleri 37,4 milyar TL,
    • Kolalı Gazozlar 403 milyon TL,
    • Dayanıklı Tüketim ve Diğer Mallar 4,9 milyar TL
  • Dâhilde alınan KDV 2017’da yüzde 3’lük son derece düşük bir artış performansıyla 55,6 milyar TL olarak gerçekleşmiş. Dâhilde alınan KDV’de, yılbaşında belirlenen 57 milyar TL’lik gelir hedefinin gerisinde kalındığını da vurgulayalım.
  • 2017 bütçe gerçekleşmeleri içerisinde en dikkat çeken kalemin ithalde alınan KDV olduğunu yukarıda da belirtmiştik. "ithalde alınan KDV" yüzde 29,7 artış ve 99,7 milyar TL ile 2017’nin en dikkat çekici gelir kalemi. İthalde alınan KDV’nin yılbaşında belirlenen 83,7 milyarlık hedefin ciddi bir şekilde üstünde olduğu dikkat çekiyor. Üretim ve ihracatımızın ithalata olan bağımlılığının yüksek olduğu düşünülünce, ithalde alınan KDV bizim için oldukça dikkate değer bir parametre. İthalde alınan KDV’deki yüksek performans ekonomik dinamizm ve büyüme rakamları bağlamında olumlu bir işaret olarak değerlendirilebilir; ancak kurlardaki dalgalanmayı da dikkatten uzak tutmamak gerekiyor. Özetle, ithalde alınan KDV rakamındaki mevcut durum -ithalatta artışa işaret ettiği için- dış ticaret dengesi ve cari açık bakımından "olumsuz"; iç ekonomik dinamizm ve ihracat performansımız açısından da "olumlu" bir işaret olabilir.
  • 2017’de KDV sayesinde -dâhilde ve ithalde- toplam 155,3 milyar TL Hazine’nin kasasına girmiş durumda. Özetle bütçe vergi gelirlerinin yüzde 28’i KDV’den geliyor. Buraya ÖTV’yi de dâhil edersek, vergi gelirlerinin yarısından fazlasının sadece bu iki vergiden geldiğini ortaya çıkıyor. Vergi gelirleri içindeki "dolaylı vergiler payının" bu derece yüksek olması olumsuz bir parametre.
  • 2017’de Gelir Vergisi yüzde 16,3 artışla 112,4 milyar TL; Kurumlar Vergisi de yüzde 23,1 artışla 52,9 milyar TL gerçekleşmiş durumda. 7061 sayılı Torba Yasa ile birlikte 2018, 2019 ve 2020 yılları için Kurumlar Vergisi oranının yüzde 20’den yüzde 22’ye yükseltildiği hatırlanacak olursa; 2018’de Kurumlar Vergisinde dramatik bir artış performansı görmek şaşırtıcı olmaz. Bu noktada belirtelim, 2018 Bütçesi’nde Kurumlar Vergisi 70,7 milyar TL öngörülmüş durumda.
  • Damga Vergisi‘ne değinmeden olmaz. Damga Vergisi 2017’yi %16,2 artışla 15,6 milyar TL ile kapatmış. Damga vergisindeki tutar ve artışın bizleri memnun etmemesi beklenir; çünkü damga vergisi -2016 ve 2017’de Maliye Bakanlığı tarafından atılan yerinde ve önemli adımlara rağmen- ulusal ve uluslararası yatırımcı için oldukça büyük ve gereksiz bir maliyete olmayı sürdürüyor.

Yukarıdaki analizlerimize bakınca, vergi gelirlerimizin genel olarak "dolaylı vergilere" dayanmakta olduğu dikkati çekiyor. Vergi gelirlerimiz içerisinde, gelir ve kurumlar vergisinin payının tatmin edici düzeyde olduğunu söylememiz oldukça zor. Bu durumun çaresi, gelir ve kurumlar vergisi oranlarını arttırmaktan ve/veya bu vergilere ilişkin istisna ve muafiyetleri kaldırmaktan değil; GSYH’nın %20 ila 25’i civarında olan kayıtdışı ekonomiyi azaltmaktan ve bu kaynaklardan etkin şekilde gelir ve kurumlar vergisi alabilmekten geçiyor. Dolayısıyla, bütçenin vergi gelirleri kompozisyonu içinde zayıf bir şekilde yer alan gelir ve kurumlar vergisi rakamları bu şekilde okunmalı.

Özetle, vergi gelirlerinin ana motoru olan ÖTV ve KDV (özellikle ithalde alınan KDV) kanallarında 2017’de tatmin edici bir performans gördük; bu durum genel vergi performansına ve dolayısıyla genel bütçe performansına da yansımış durumda. Bu durum, 2017’deki tüm olumsuz ekonomik koşullara rağmen oldukça memnun edici.

Giderler ve Bütçe Dengesi

2017 Bütçesi’nin "gider" performansının -geçtiğimiz yıllara kıyasla- biraz daha kötü olduğunu söylememiz gerekiyor. Sene başında 645,1 milyar TL olarak öngörülen "bütçe giderleri" sene sonunda %16 artışla 677,7 milyar TL’ye ulaşmış. Bu hedef aşımının, mali disiplin anlamında bir olumsuzluğa işaret etmediğini de belirtelim. Bu yıl, 2018’de de örneklerini çok göreceğimiz -kamu harcama talebinde artış ve vergilerde indirim gibi- "maliye politikası" uygulamalarının bütçe giderlerine yansıdığını söyleyebiliriz.

Faiz giderlerinde yüzde 12,9’luk bir artış var ki bu artış henüz ciddi bir alarm veriyor diyemeyiz. Ancak faiz dışı fazla rakamı, yılbaşında öngörülen rakamın bir parça altında ve 9,3 milyar TL olarak gerçekleşmiş. Fazla rakamının geçen sene 20,3 milyar TL olduğunu da buraya not düşelim.

Harcama kalemleri içinde en dramatik artışların yüzde 50,2 artışla "sermaye transferleri" ve yüzde 20,5 ile "cari transferler" olduğu dikkat çekiyor. 270,9 milyar TL’lik hacmi ile cari transferler, bütçenin en büyük harcama kalemi.  

Bütçe Açığı

Bütçe; 2016 sonunda 29,9 milyar TL "açık" vermişti. Bu yıl "bütçe açık" rakamı -sene başındaki hedefe çok yakın bir şekilde- 47,4 milyar TL olarak gerçekleşmiş durumda. Mevcut açığın olumlu olduğunu belirtmemiz lazım; bu durumda bütçe gelirlerindeki iyi performans başrolü oynamış gibi görünüyor. Yıllardır bütçe açığının bu düzeylerde ve AB’nin ilgili Maastricht Kriteri’ne uygun şekilde GSYH’nın %1 – 2’si civarında tutturulması takdire şayan; ancak bütçenin önemli bir "maliye politikası aracı" olduğu da hiç unutmamalı.

2018 Bütçe Kanunu, 2018’de kamu yatırımları ile Ar-Ge ve/veya yatırım teşvikleri gibi katma değeri yüksek kaynaklara daha çok kamu fonu aktarılacağının kuvvetli işaretlerini taşıyor. Özetle 2018’de daha büyük kamu harcamaları ve daha büyük bir bütçe açığı göreceğiz. Mali disiplin çıpasının da terkedilmemesini umalım.

Özetle…

İyi bir bütçe gelirleri ve çok ciddi sapmalar göstermeyen gider performansı sayesinde, ekonomimizdeki en önemli çıpa diyebileceğimiz "mali disiplinin" sürdürülmesi bakımından 2017’nin de önceki yıllar gibi başarılı bir yıl olduğunu söylemek mümkün. ​

Ekonomik anlamda muhtemel bir yavaşlama ile karşılaşabileceğimiz 2018’de, bütçeyi daha ciddi sınavların bekleyeceğinin ve maliye politikası araçlarının yine ekonomi için kritik önemde olacağının altını çizelim.

* Bu yazı BusinessHT’de yayımlanmıştır. 

AuthorName: Emrah Akın
AuthorName:ID: 45
CategoryName: Bütçe
CategoryName:ID: 103
ShortDescription: 15 Ocak'ta 2017 Ocak-Aralık bütçe gerçekleşmeleri açıklandı. 2017 bütçesinin karnesi artık elimizde. İlk bakışta, her türlü olumsuzluğa rağmen 2017'nin bütçe ve mali disiplin için iyi bir yıl olduğunu söyleyebiliriz. 2017 bütçesinin ayrıntılarına şimdi biraz daha yakından bakalım…
Date: 1/17/2018
Attachments: https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/862/717652969.jpg
https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/862/717652969_small.jpg

izmir smmm, izmir muhasebe, izmir serbest muhasebeci,izmir mali müşavir,mali müşavir muhasebeci,izmir muhasebeci,smmm izmir

Kategoriler
KPMG

Grup İçi Hizmetlerde “Lehe Kalan Para” Hakkında Sorular

Rating: 0
Content:

Gider Vergileri Kanunu Neden Yeniden Yazılmalı?

Bu yazımızda Türkiye’de finans sektörünün dolaylı vergisi "banka ve sigorta muameleleri vergisi" ("BSMV") uygulaması ile ilgili olarak Vergi İdaresi tarafından bir Özelge’deki görüş ve BSMV ile ilgili değerlendirmelerimize yer vereceğiz.

Özelge’deki Görüş ve Dayanak Nedir?

Özelge, 4 Ocak 2017 tarihinde verilmiş ve Gelir İdaresi Başkanlığı’nın internet sitesindeki Özelgeleri arasında yer alıyor. Görüş, BSMV mükellefi "emeklilik şirketinin başvurusu" üzerine "BSMV matrahının" grup içi hizmetler kapsamında diğer grup şirketine sunulan hizmetten elde edilen gelire (kâr marjı) mi yoksa hizmet karşılığında elde edilen hizmet bedeline mi uygulanacağı sorusu üzerine verilmiştir.

İdare’ye göre BSMV’ye tabi işlemlerde yalnızca işlemin "doğrudan maliyetini oluşturan unsurların" BSMV matrahının" tespitinde "indirim" konusu yapılması mümkün olduğu; hizmet sunumu ile ilgili doğrudan bir gider olmadığı durumda ise BSMV matrahından bir indirim yapılmasının mümkün olmadığı şeklindedir.

Dayanağı ise, BSMV uygulamasında "vergi matrahından gider ve vergi adı altında indirim yapılamaz. Bu Kanun’la alınan banka ve sigorta muameleleri vergisi matraha dahil edilmez" şeklindeki Gider Vergileri Kanunu’nun 31’nci maddesi hükmüdür.

Bu tespitlerin üzerine transfer fiyatlandırması ile ilgili yasal düzenlemelere bakalım.

Transfer Fiyatlandırmasında Grup İçi Hizmetlerde "Lehe Kalan Para" Ne Olmalı?

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu düzenlemelerine göre, grup şirketleri dahil oldukları grup şirketlerinden hizmet alabilir. Bu sırada esas olan "grup içi hizmetin fiilen sağlanması" ve "hizmet bedelinin emsallere uygun" olmasıdır.

1 Seri No’lu Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Hakkında Genel Tebliğ açıklamalarına göre, grup içi hizmetlerin fiyatlandırılmasında uygun yöntem mükellefler tarafından belirlenebilir. Örneğin; "Karşılaştırılabilir Fiyat Yöntemi" veya "Maliyet Artı Yöntemi" kullanılabilir. Tebliğ’e göre "muhasebe, hukuk, ya da bilgisayar alanında sağlanan hizmetleri" için bu yöntemler kullanılabilir.

Yazımızda yer vereceğimiz Tebliğ örnekleri dikkate alındığında, Kurumlar Vergisi Kanunu uygulamalarına uygun olarak grup içi hizmetler kapsamında diğer grup şirketine sunulan hizmet sunumunda "lehe kalan para" nedir? Bu sorunun cevabı kâr marjı tutarıdır, çünkü söz konusu hizmet sunumunda transfer fiyatlandırması esaslarına göre emsallere uygun maliyetler "işlemin doğrudan maliyetini" oluşturmaktadır.

Ancak verilen Özelge dikkate alındığından bu mümkün değil.

Gider Vergileri Kanunu’nun Yasama Tarihi ve Geçirdiği Değişiklikler Neler?

Bu tespitlerden sonra 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun gerekçelerine göz atalım. BSMV’nin yer aldığı 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu 13/7/1956 tarihinde kabul edilmiştir. Söz konusu Kanun gerekçesinde, bu Kanun ile (Gider Vergileri Kanunu) dolaylı vergiler alanı da aydınlığa kavuşturulmak suretiyle modern "Türk vergi sistemi"nin tamamlanmış olacağı açıklanmıştır. Düzenleme bir reform olarak nitelendirilmiş ve düzenlemenin çatısını "istihsal vergisi" oluşturmuştu.

Söz konusu reform yapılırken bankaların ve sigorta şirketlerinin yaptıkları bütün muameleler dolayısıyla elde ettikleri paraların vergilemesinde yıllardan beri kabul edil­en uygulamanın devam ettirilmesi uygun bulunmuştur.

Daha fazla detayına girmeden BSMV ile ilgili maddelerde bazı değişiklikler olmasına rağmen matraha ilişkin bir değişiklik yapılmamıştır. Fakat 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ihdas edilirken 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun 1 ila 27’nci maddeleri kaldırılmış ve KDV istihsal vergisinin yerini almıştır. Dolaysıyla 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun "finans (banka, sigorta, aracı kurum gibi) ve telekom" sektörlerinin vergisi haline gelmiştir.

Kanun’un ilk halinde istisnaları düzenleyen 28’inci maddenin bent sayısı "a" ila "j" arasında iken, günümüzde bu bent sayısı "a" ila "z" arasındadır.

Oysa BSMV matrahı ile ilgili 31’nci maddedeki "lehe alınan paralardan gider ve indirim yapılamayacağı" ile ilgili fıkra 1956 yılından beri değişmemiştir.

BSMV’de Matrahtan İndirim Mümkün mü?

Malum olduğu üzere 6802 sayılı Kanun’a göre "lehe alınan paralardan gider ve indirim" mümkün değil. Ancak Gelir İdaresi yayımladığı Tebliğlerde söz konusu vergileme anlayışını esnettiği kanaatindeyiz.

Tebliğ örnekler sırası ile "opsiyon işlemleri ile ilgili usul ve esasların belirlendiği" 89 No’lu Gider Vergileri Genel Tebliği’nin A bölümünde "bir opsiyon işlemden elde edilen gelirin hesabında, işlem maliyetlerinin dikkate alınması" ile "elektronik para ve ödeme kuruluşları" ile ilgili usul ve esasların belirlendiği 91 Seri No’lu Gider Vergileri Genel Tebliği’nin II’nci Bölümünde "ödeme hizmetlerinde, elektronik para ve ödeme kuruluşları tarafından diğer mükelleflere işlemle doğrudan bağlantılı olarak hesaplanıp işlem başına aktarılan bir komisyon tutarı bulunması halinde bu tutar lehe alınan paranın hesabında işlem maliyeti olarak dikkate alınması" açıklamalarıdır.

Peki bu düzenlemeler 6802 sayılı Kanun’a uygun mu? Cevap maalesef hayır! Ancak bu durum sadece matrah ile ilgili Tebliğ düzenlemeleriyle sınırlı değil. Örnekleri "BSMV işlemlerindeki arbitraj", "nakdi uzlaşı", "fiziki teslim" gibi tanımları ile çoğaltabiliriz.

Bu örnekleri verme sebebimiz 1956 yılında yasalaşan ve finans sektörünün rekabet gücünden kaynak maliyetin etkileyen "Gider Vergileri Kanunu’nun" yapılacak gerçek anlamda bir reform ile sade, anlaşılır, matrah, istisna ve muafiyetler gibi konuları günümüz şartlarına göre yeni bir Kanun yazılması ihtiyacını ortaya koymaktır.

Günümüzde finans kurumları ve maliyet muhasebesi 1956 yılından çok daha ilerdedir. Artık her işlemin maliyetini etkileyen doğrudan ve dolaylı giderler çok net ve doğru bir şekilde tespit edilebilmektedir.

Sorumlu Vergicilik Bakışıyla…

1956 yılında yasalaşmış, finans sektörünün "rekabet gücü, finansal ürünlerin maliyeti gibi önemli etkileri olabilen Gider Vergileri Kanunu’nun; gerçek bir reform ile sade, anlaşılır, istisna ve muafiyetlerin günümüz şartlarına göre finans sektörü tanımlarına uygun tanımlarla yeni bir Kanun olarak yeniden yazılması ihtiyacı açık ve nettir. Aksi takdirde finans sektörü gelirleri kanun veya Tebliğ düzenlemeleri ile vergilenmeye devam edilecektir.

Buna ilave olarak bölgesel veya uluslararası finans merkezi olma hedefi ile ortaya konan "İstanbul Finans Merkezi Projesi" nedeniyle de "Gider Vergileri Kanunu" yeniden yazılmalıdır. Çünkü mevcut hali ile finans sektöründeki dolaylı vergileme 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nda yer almayan, fakat sektörün sorunlarını çözmek amacıyla İdare tarafından kanunda yer almayan Tebliğ tanımlamaları sürecektir. Bu durum ise G20 üyesi ve global ekonomiler arasında 17. sıradaki büyük bir ekonomi olan Türkiye’nin hedeflediği noktalara ulaşmasına engel olacağı düşüncesindeyiz. ​

AuthorName: Abdulkadir Kahraman
AuthorName:ID: 27
CategoryName: BSMV
CategoryName:ID: 88
ShortDescription: Bu yazımızda Türkiye'de finans sektörünün dolaylı vergisi "banka ve sigorta muameleleri vergisi" ("BSMV") uygulaması ile ilgili olarak Vergi İdaresi tarafından bir Özelge'deki görüş ve BSMV ile ilgili değerlendirmelerimize yer vereceğiz…
Date: 7/7/2017
Attachments: https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/780/208888237.jpg
https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/780/208888237_small.jpg

izmir smmm, izmir muhasebe, izmir serbest muhasebeci,izmir mali müşavir,mali müşavir muhasebeci,izmir muhasebeci,smmm izmir

Kategoriler
KPMG

BEPS Sonrası Banka ve Finans Kurumlarını Neler Bekliyor?

Rating: 0
Content:

OECD’nin, siyasi iradeyi de arkasına alarak son derece hızlı bir şekilde ortaya çıkarttığı BEPS ile dolaysız vergilerde vergi kaybını önlemeye ilişkin aksiyon planlarına ait raporların son halleri Ekim 2015’de yayımlandı. 15 adet BEPS aksiyon planı 3 ana ilke üstüne inşa edildi. Bu ana ilkeler aynı zamanda BEPS ile mücadele paketinin ortaya çıkma nedenleri olan uyum, özün önceliği, şeffaflık ve belirlilik ilkeleri.

Türkiye’nin ve diğer ülkelerin BEPS projesi kapsamında en somut olarak ortaya koydukları değişiklik 13. Eylem Planı olan Transfer Fiyatlandırması Dokümantasyonun Gözden Geçirilmesi ve Ülke Bazında Raporlama’ya ilişkin düzenlemeler.

Türk Vergi Mevzuatında BEPS’in Öncü Etkileri Neler?

Türkiye’de 16.03.2016 tarihinde yayımlanan 3 Seri No.lu transfer fiyatlandırması taslak tebliğinde OECD BEPS 13. Eylem Planı kapsamında transfer fiyatlandırmasına yönelik ilave dokümantasyon zorunluluğu ile yine transfer fiyatlandırması kapsamında özün önceliğini esas alan bir takım düzenlemeler yapıldı.

Asıl yasal değişiklikler ise 6728 sayılı "Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"* ile yapıldı.

Söz konusu Kanun ile Kurumlar Vergisi Kanunu’nun "transfer fiyatlandırması yolu ile örtülü kazanç dağıtımı" ile ilgili 13. maddesinde "uygulamada karşılaşılan sorunların giderilmesi ve transfer fiyatlandırmasına ilişkin uluslararası düzenlemeler ve uygulamalarla uyumlaştırma amacıyla" önemli değişiklikler yapıldı.

Bu değişikliklerden biri de Bakanlar Kurulu yetkilendirmesi ve BEPS’e uyum ile ilgili. Böylece Türkiye, OECD’nin BEPS projesindeki transfer fiyatlandırması dokümantasyonunun gözden geçirilmesi ile ilgili 13 No.lu eylem planını uygulamaya koyma amacıyla "yerel mevzuat altyapısında" gerekli değişiklikleri yapmış oldu. Bundan sonra 16 Mart 2016’da Gelir İdaresi tarafından kamuoyu ile paylaşılan Transfer Fiyatlandırması Tebliğ Taslağı ile Tebliğ’e ilave olarak 13. Eylem Planı’na ilişkin olarak Bakanlar Kurulu Kararı’nın da yayımlanması bekleniyor. Diğer bir deyişle, 13. Eylem Planı’nın uygulaması ile ilgili "hukuki altyapı" hazırlandı.

Bakanlar Kurulu kararı ile söz konusu düzenlemelerin 2017 yılı içinde hayata geçmesi bekleniyor.

Banka ve Finans Kurumları İçin İlave Dokümantasyon Zorunlulukları Neler?

BEPS projesinde yer alan eylem planları sektör ayrımı yapılmadan bankacılık ve finans dahil tüm sektörleri içeriyor. Peki, BEPS Türkiye’de finans sektöründe faaliyet gösteren kurumlarımızı transfer fiyatlandırması ve dokümantasyon açısından nasıl etkileyecek? Öncelikle 13. Eylem Planı kapsamında banka ve finans kurumlarına üç temel dokümantasyon getirildi. Ülke Bazında raporlama (Country by Country reporting), Ana rapor (Masterfile) ve Ülke raporu (Local File). Bu üç raporun BEPS 13. Eylem Planı kapsamında getirilmesinin amacı projeye taraf üye ülke uygulamalarında standart bir terminolojinin ve şeffaflığın sağlanması. BEPS öncesi de ana rapor ve ülke raporları vardı ancak eskiden farklı olarak BEPS sonrası bu raporlar birçok ülkede zorunlu hale geliyor ve içerikleri benzer hale getiriliyor.

Bir İlk: Ülke Bazında Raporlama

Ülke bazında raporlama ise BEPS ile hayatımıza girdi. Bu rapor ile de amaçlanan Çok Uluslu İşletmeler (ÇUİ) olarak faaliyet gösteren banka ve finans kurumlarının hangi ülkelerde faaliyet gösterdiği, bu ülkelerde ödemiş olduğu vergi tutarı, geliri, çalışan sayısı, sermayesi gibi verileri yorumlayıp vergi matrahı aşındırmasına neden olan bir risk faktörü olup olmadığını değerlendirmek.

Tarihlere Dikkat

Türkiye’de faaliyet gösteren banka ve finans kurumları aşağıdaki hadlere ve tarihlere dikkat etmeli.

Çok uluslu bir grubun parçası olan ya da ana merkezi Türkiye’de olup yabancı bir ülkede iştiraki/iştirakleri olan banka ve finans kurumlarından, konsolide grup cirosu 750 milyon euro ve üstü olanlar ülke bazlı raporlamayı beyan edecek. Konsolidasyon esası TMS standartları dikkate alınarak yapılacak. Raporlamayı yapmakla sorumlu şirket konsolidasyonun kendisine yapıldığı hakim şirket olacak. Eğer hakim şirket Türkiye’de ise ülke bazında raporlama ile ilgili mevzuatın yürürlüğe girmesiyle söz konusu raporlamayı Türk Gelir İdaresi’ne yapacak. Eğer hakim şirket yurtdışında ise, yurtdışındaki hakim şirket ya kendisi ya da vekil atadığı iştiraki vasıtasıyla raporlamayı yapacak. Ülke bazlı raporlama, faaliyet gösterilen tüm ülkelerdeki iştirak ya da şubelere ait "çalışan sayısı", "gelir", "sermaye", "geçmiş yıl karları", "ödenen ve tahakkuk eden vergi", "nakit dışı maddi duran varlıklar" gibi genel bilgileri içeriyor. Beyanın 2016 hesap dönemi için 31.12.2017 tarihine kadar yapılması bekleniyor. Bu şekilde beyan edilen rapor, ülke idareleri arasında otomatik değişim anlaşması kapsamında paylaşılacak.

Ana Rapor Beyan Yükümlülüğü Kimin?

Ana rapor ise grubun yapısını anlatan, özellikle yurtdışı grup şirketleri ile gerçekleştirilen işlemlerde tarafların kattığı değeri, üstlendikleri riskleri açıklayan bir rapor. Taslak Tebliğ şimdiki haliyle yürürlüğe girerse Türkiye’de çok uluslu olarak faaliyet gösteren mükelleflerden solo cirosu ve aktif tutarı 250 milyon TL üstü şirketler ana raporu beyan etmekle yükümlü. Banka ve finans kurumlarının çoğu bu sınırı aşacakları için ana raporu ya hazırlayıp ya da yurtdışı bir grubun parçalarıysa ana şirketlerinden temin edip Türk Gelir İdaresi’ne sunacak. İlk ana raporun 2016 hesap dönemine ait olması ve 30.06.2017 tarihine kadar hazırlanıp istendiği takdirde idareye sunulması bekleniyor.

Ülke Raporu Hazırlamaya Devam

Ülke raporu ise hâlihazırda hazırlanan yıllık transfer fiyatlandırması raporu; diğer ifadeyle banka ve finans kurumları yıllık transfer fiyatlandırması raporlarını aynı süreler içinde hazırlamaya devam edecek.

Bu tarihler Türkiye’de yürürlüğe girmesi muhtemel düzenlemelere göre beklenen tarihler. Ancak ana rapor ve ülke raporları için banka ve finans kurumlarının faaliyet gösterdikleri ülkelerin yerel mevzuatlarını da dikkate almak gerek. Örneğin Hollanda mevzuatına göre ana rapor vergi beyanname süresince idareye verilmeli. Bu durumda Haziran 2017 tarihinden önce diğer ülkelerdeki iştiraklerin uymakla yükümlü oldukları mevzuatlar nedeniyle, ana raporun Türkiye’de hazırlanıp iştirakler tarafından sunuma hazır tutulması gerekebilir.

Can Alıcı Noktalar

Her ne kadar 13. Eylem Planı şeffaflığı sağlamak adına bir takım dokümantasyon zorunlulukları getirse de, asıl önemli olan BEPS sonrası mutabakata varılan ve güncellenen yeni transfer fiyatlandırması ilkeleri kapsamında grup içi işlemlerin gerçekleştirilmesi. Yeni transfer fiyatlandırması ilkelerinin temelinde "özün önceliği" ve "fayda" kavramı var. Tarafların aralarında gerçekleştirmiş olduğu sözleşmelerin ve bu sözleşmelerden kaynaklı rol ve sorumluluk dağılımının gerçek durumu yansıtması gerekiyor. Özellikle finans sektöründe ortak gerçekleştirilen bankacılık işlemlerinde, işleme ilişkin değer zincirinin mevcut piyasa koşullarıyla ortaya konması gerekiyor. Ortak işlemlerde "piyasa", "karşı taraf riski", "faiz" ve "tahsilat riski" gibi risklerin kim tarafından üstlenildiği, bu riskleri üstlenen tarafların riski yönetmek adına almış oldukları aksiyonların varlığı, riski üstlenecek yeterli sermayesi ve çalışan tecrübesi olup olmadığı gibi unsurlar ve bu unsurların kar bölüşümündeki payının değerlendirilmesi gerekiyor. Finans sektöründe ortak faaliyetlerde KERT (Key Entrepreneurial Risk-Taking Functions) analizi önemli. Ayrıca KERT ile desteklenmediği takdirde sermaye tutarının kar paylaşımında etkisi azalıyor.

Transfer fiyatlandırması ile doğrudan ilgisi olmasa da BEPS Aksiyon 7-İş Yeri Oluşturmasından Yapay Kaçınma ve BEPS Aksiyon 1-Dijital Ekonomi yine özellikle bankaların faaliyetleri açısından dikkate alınması gereken hususlar olacak.

Sorumlu Vergicilik Bakışıyla Değerlendirmemiz

Özetlemek gerekirse diğer sektörlere paralel olarak finans sektörü de BEPS eylem planlarından etkilenecek. Transfer fiyatlandırması dokümantasyonu kapsamında ülke bazında raporlama, ana rapor ve ülke raporu hazırlamak için çalışmalara başlanmalı, mevcut altyapı söz konusu raporları türetebilmek adına test edilmeli ve gerekirse iyileştirmeli, mevcut grup içi işlemlerde uygulanan transfer fiyatlandırması politikaları ve grup içi sözleşmeler gözden geçirilmeli. Risk görülen alanlar belirlendikten sonra uygun politikalar oluşturup grupların yeni normal vergileme dönemine uyumu sağlanmalı.

* 6728 sayılı Kanun 15.07.2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi ve 9 Ağustos 2016 tarih ve 29796 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.

Yazarlar: Abdulkadir Kahraman (Vergi Bölüm Başkanı, Şirket Ortağı) & Başak Diclehan (Transfer Fiyatlandırması Hizmetleri, Direktör)​

AuthorName: Abdulkadir Kahraman
AuthorName:ID: 27
CategoryName: BEPS
CategoryName:ID: 107
ShortDescription: Türkiye, Matrah Aşındırma ve Kâr Aktarımı'nın (BEPS) uygulanması için gerekli hukuki altyapı hazırlığını tamamladı. Bakanlar Kurulu kararı ile söz konusu düzenlemelerin 2017 yılı içinde hayata geçmesi bekleniyor. BEPS'in banka ve finans kurumlarını ilgilendiren yönlerini ele aldık…
Date: 3/9/2017
Attachments: http://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/740/377534515.jpg
http://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/740/377534515_small.jpg

izmir smmm, izmir muhasebe, izmir serbest muhasebeci,izmir mali müşavir,mali müşavir muhasebeci,izmir muhasebeci,smmm izmir

Kategoriler
KPMG

2016’da Ne Kadar Vergi Ödedik? Bütçe Yılı Nasıl Kapattı?

Rating: 0
Content:

16 Ocak’ta 2016 Ocak-Aralık bütçe gerçekleşmeleri açıklandı. Bir başka deyişle 2016 bütçesinin karnesi belli oldu. Ayrıntıya girmeden, 2016’nın bütçe ve mali disiplin için iyi bir yıl olduğunu söyleyebiliriz. 2016 bütçesinin yılsonu karnesine biraz daha yakından bakalım…

Bütçe gelirlerinde genel durum nasıl?

Ocak-Aralık 2016 döneminde kümülatif "bütçe gelirleri" 2015’e göre %14,8 artışla 554,4 milyar TL olarak gerçekleşmiş. Belirtelim, 2016 bütçesinde öngörülen gelir rakamı 540,8 milyar TL aşılmış durumda. Gelirlerin hedefi aşmasının arkasında "vergi dışı gelirler" kalemindeki iyi performansın etkisi göze çarpıyor; çünkü vergi gelirleri bütçedeki öngörüye paralel olarak gerçekleşmiş durumda.

Özetle -her türlü olumsuzluğa rağmen-2016’daki bütçe gelirleri performansı oldukça tatmin edici.

Vergi gelirleri hedefi nasıl tutturuldu?

2016’nın genelinde "vergi gelirleri" performansının bir miktar dalgalı seyrettiğini söyleyebiliriz. Ancak bu dalgalı seyre rağmen yılbaşında tespit edilen vergi geliri hedefi tutturulmuş durumda.  Vergi gelirleri %12,5 artışla 458,7 milyar TL olarak gerçekleşmiş.

Vergi gelirlerinin -ekonomik şartlar bakımından nispeten zor bir yılda- hedefi tutturmuş olması memnuniyet verici; ancak bu olumlu performansa bakılırken yıl içinde vergi gelirlerini etkileyen çok önemli düzenlemeleri de göz ardı etmemek lazım. Alkol, sigara ve otomotivde yapılan ÖTV artışlarının vergi gelirlerinde kayda değer etkiler yaptığı söylenebilir. 6736 sayılı Kanun’la yürürlüğe giren "vergi affı" hükümleri ile "borç yapılandırma ve matrah artırımı" gibi önemli düzenlemeler için peşin ödeme veya ilk taksit için ödemeler de bu dönemde başladı. Bu ödemelerin de vergi gelirlerine olumlu yansıdığını söyleyelim. Bu düzenlemeler olmasaydı, vergi gelirlerinin hedefi bu kadar rahat tutturması da söz konusu olmayabilirdi.

En çok hangi vergi arttı? En çok gelir hangi vergiden geldi?

  • 2016’da vergi gelirlerinde artış şampiyonu %28,7 artışla (43 milyar TL) Kurumlar Vergisi ardından %20,7 ile (11 milyar TL) Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi geliyor. Bu iki vergi de "tutar" olarak bütçe içinde büyük yerler tutmuyorlar.
  • ​Dâhilde ve ithalde alınan KDV’yi ayrı ayrı dikkate alırsak, 2016’da tek kalemde en çok vergi geliri 120,4 milyar TL ve %13,6 artışla ÖTV‘den gelmiş. 2016 vergi gelirlerinin %26’dan fazlasının tek başına ÖTV’den geldiği görülüyor. ÖTV’nin 2016 bütçesinde öngörülen hedefi aşan bir performans sergilediğini de not edelim. ÖTV’nin içerisinde her zaman olduğu gibi "petrol ve doğalgaz ürünleri ve tütün mamulleri başı çekiyor. ÖTV kalemlerinden gelen vergilere ayrı ayrı bakalım; 
    • Petrol ve Doğalgaz Ürünleri 56,3 milyar TL,
    • Motorlu Taşıt Araçları 18,9 milyar TL,
    • Alkollü İçecekler 7,9 milyar TL,
    • Tütün Mamulleri 32,2 milyar TL,
    • Kolalı Gazozlar 362 milyon TL,
    • Dayanıklı Tüketim ve Diğer Mallar 4,7 milyar TL
  • Dâhilde alınan KDV 2016’da %16,3’lük artışla 54 milyar TL olarak gerçekleşmiş. Dâhilde alınan KDV’de de yılbaşında belirlenen gelir hedefini aşmış durumda. Bu başarılı performansın arkasında ÖTV artışlarının da payı var; çünkü ÖTV KDV’nin matrahına giriyor. Özetle ÖTV arttıkça KDV de artmış oluyor.
  • KDV sayesinde -dâhilde ve ithalde- toplam 130,6 milyar TL Hazine’nin kasasına girmiş durumda. Özetle bütçe vergi gelirlerinin %28,5’i KDV’den geliyor. Buraya ÖTV’yi de dâhil edersek, vergi gelirlerinin yarısından fazlasının sadece bu iki vergiden geldiğini söyleyebiliriz.
  • 2016’da Gelir Vergisi %12,6 artışla 96,6 milyar TL; Kurumlar Vergisi de yukarıda da belirttiğimiz üzere %28,7 artışla 43 milyar TL gerçekleşmiş durumda.
  • Damga Vergisi‘ne değinmeden olmaz. Damga Vergisi 2016’yı %11,4 artışla 13,4 milyar TL ile kapatmış. Damga vergisindeki tutar ve artışın bizleri memnun etmemesi beklenir; çünkü damga vergisi -bu yıl Maliye Bakanlığı tarafından atılan yerinde ve önemli adımlara rağmen- ulusal ve uluslararası yatırımcı için oldukça büyük ve gereksiz bir maliyete olmayı sürdürüyor.
  • Özel İletişim Vergisi de bu dönem kendinden beklenen gelir performansını aşarak 4,97 milyar TL olarak gerçekleşmiş. Özellikle internet iletişimi üzerinden alınan ÖİV’nin 2017’de gözden geçirilerek, vergi oranın düşürülmesi veya sıfırlanmasının ülkemizin ekonomik aktivitelerine ciddi katkısı olacağını vurgulamakla yetinelim.  

Yukarıdaki analizlerimize bakınca, vergi gelirlerimizin genel olarak "dolaylı vergilere" dayanmakta olduğu dikkati çekiyor. Vergi gelirlerimiz içerisinde, gelir ve kurumlar vergisinin payının tatmin edici düzeyde olduğunu söylememiz oldukça zor. Bu durumun çaresi, gelir ve kurumlar vergisi oranlarını arttırmaktan ve/veya bu vergilere ilişkin istisna ve muafiyetleri kaldırmaktan değil; GSYH’nın %20 ila 25’i civarında olan kayıtdışı ekonomiyi azaltmaktan ve bu kaynaklardan etkin şekilde gelir ve kurumlar vergisi alabilmekten geçiyor. Dolayısıyla, bütçenin vergi gelirleri kompozisyonu içinde zayıf bir şekilde yer alan gelir ve kurumlar vergisi rakamları bu şekilde okunmalı.

Özetle, vergi gelirlerinin lokomotifi olan ÖTV ve KDV kanallarında 2016’da tatmin edici bir performans gördük; bu durum genel vergi performansına ve dolayısıyla genel bütçe performansına da yansımış durumda.

Giderler ve Bütçe Dengesi

2016 Bütçesi’nin "gider" performansının -geçtiğimiz yıllara kıyasla- iyi olduğunu söylememiz zor görünüyor. Sene başında 570,5 milyar TL olarak öngörülen "bütçe giderleri" sene sonunda %15,3 artışla 583,7 milyar TL’ye ulaşmış. Bu hedef aşımının, mali disiplin anlamında bir olumsuzluğa işaret etmediğini de belirtelim. Bu yıl, daha çok örneklerini göreceğimiz "maliye politikası" uygulamalarının 2016’nın son aylarında devreye alındığını ve bunun da bütçe giderlerine yansıdığını söyleyebiliriz. 

Faiz dışı fazla rakamı, yılbaşında öngörülen rakamın altında ve 21 milyar TL olarak gerçekleşmiş; ancak yine de tatmin edici.

Bütçe Açığı

Bütçe; 2015 sonunda 22,6 milyar TL "açık" vermişti. Bu yıl "bütçe açık" rakamı -sene başındaki hedefe çok yakın bir şekilde- 29,3 milyar TL olarak gerçekleşmiş durumda. Mevcut açığın olumlu olduğunu belirtmemiz lazım; bu durumda bütçe gelirlerindeki iyi performans başrolü oynamış görünüyor. Yıllardır bütçe açığının bu düzeylerde ve ilgili Maastricht Kriteri’ne uygun şekilde GSYH’nın %1 – 2’si civarında tutturulması takdire şayan; ancak bütçenin önemli bir "maliye politikası aracı" olduğu da unutmamalı.

2017 Bütçe Kanunu, 2017’de kamu yatırımları ile Ar-Ge ve/veya yatırım teşvikleri gibi katma değeri yüksek kaynaklara daha çok kamu fonu aktarılacağının kuvvetli işaretlerini taşıyor. Özetle 2017’de daha büyük kamu harcamaları ve daha büyük bir bütçe açığı göreceğiz. Mali disiplin çıpasının da terkedilmemesini umalım.

Özetle…

İyi bir bütçe gelirleri ve ciddi sapmalar göstermeyen gider performansı sayesinde, ekonomimizdeki en önemli çıpa diyebileceğimiz "mali disiplinin" sürdürülmesi bakımından 2016’nın da önceki yıllar gibi oldukça başarılı bir yıl olduğunu söylemek mümkün. ​

Ekonomik anlamda muhtemel bir yavaşlama ile karşılaşabileceğimiz 2017’de, bütçeyi daha ciddi sınavların bekliyor olacağının altını çizelim. 

AuthorName: Emrah Akın
AuthorName:ID: 45
CategoryName: Bütçe
CategoryName:ID: 103
ShortDescription: 16 Ocak'ta 2016 Ocak-Aralık bütçe gerçekleşmeleri açıklandı. Bir başka deyişle 2016 bütçesinin karnesi belli oldu. Ayrıntıya girmeden, 2016'nın bütçe ve mali disiplin için iyi bir yıl olduğunu söyleyebiliriz. 2016 bütçesinin yılsonu karnesine biraz daha yakından bakalım…
Date: 1/17/2017
Attachments: http://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/702/520178485.jpg
http://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/702/520178485_small.jpg

izmir smmm, izmir muhasebe, izmir serbest muhasebeci,izmir mali müşavir,mali müşavir muhasebeci,izmir muhasebeci,smmm izmir

Kategoriler
KPMG

“Örtülü Sermaye” Düzeltilmesinde Güncel Yargı Kararı

Rating: 0
Content:

Örtülü Sermaye Uygulamasında Neden Düzeltme Var?

10 Ekim 2015 tarihli blog yazımızda , örtülü sermaye halinde “düzeltme” için öngörülen “vergilerin kesinleşmesi ve ödenmesi” ile ilgili yasal düzenlemelere değinmiştik. Tekrar özetleyecek olursak; beyana dayalı vergilerde vergilemenin kesinleşmesi, vergileme işlemini tesis eden “vergi dairesi” tarafından düzenlenecek “tahakkuk fişi” ile tutar ve miktar olarak ortaya çıkar. 
Bu blog yazımızda ise örtülü sermaye halinde “düzeltme” konusunda yeni bir yargı kararını ele alacağız. 
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12’nci maddesindeki düzenlemeye göre; “örtülü sermaye” şartlarının varlığı halinde, KVK’nın 12’nci maddesi lafzı, söz konusu düzeltmelerin (kur farkları hariç) borçlu ve alacaklı nezdinde yapılmasını gerektirir; çünkü söz konusu düzenleme gereği, örtülü sermaye şartlarının varlığı halinde yapılacak düzeltme, “faiz niteliğindeki” bir ödemenin yıl sonu itibarıyla “kâr payı” olarak yeniden sınıflandırılmasıdır. Düzeltmenin amacı, “gider” olarak indirimi kabul edilmeyen faiz tutarlarının mükerrer veya çifte vergilemeye neden olmamasıdır. 
Verginin Kesinleşmesi ve Ödemenin Gerçekleşmesine İdare’nin Yaklaşımı
Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen özelgeler ile farklı görüşler sunulmuş ve nihai olarak, “örtülü sermaye” halinde borcu kullanan kurumun zararda olması veya diğer nedenler ile kurumlar vergisi matrahının oluşmaması halinde, verginin kesinleşmiş ve ödenmiş bir vergi olamayacağı açıklanmıştır. Bunun sonucunda da, borçlu nezdinde vergi kesinleşmesi ve ödenmesi söz konusu olmadığından; borcu veren kurum tarafından faiz gelirinin “kâr payı” olarak sınıflandırılarak “iştirak kazancı istisnası” kapsamında değerlendirilmesi kabul edilmemektedir. Aynı yaklaşım denetim birimi tarafından da benimsenmiştir. 
Vergi Yargısında Alınan Kararlar Ne Diyor?
Daha önceki blog yazımızda belirttiğimiz “örtülü sermaye” varlığı halinde Danıştay 4’üncü Dairesi tarafından oybirliği ile alınan 23/01/2014 tarihli Karar mükellef lehine sonuçlanmıştır. 
Burada ele alacağımız Karar, Danıştay 3’üncü Dairesi tarafından oy çokluğu ile alınmış, 02/02/2015 tarihli Karar’dır. Karar’daki çoğunluk oy sahiplerinin (3 çokluk oyu) gerekçeleri aşağıdaki gibidir:
“(…) 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12’nci maddesinin 7’nci fıkrası kapsamında düzeltme işlemine konu ederek iştirak kazançları istisnasına dahil eden davacının, ilişkili kurumun zarar beyan ettiği, bu durumda tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şartının gerçekleşmemesi nedeniyle sözü edilen gelirlerin kurumlar vergisi beyannamesinde iştirak kazancı olarak değerlendirilmesi ve vergiden istisna tutulması yasal olarak mümkün olmadığından, davacı şirketin kurumlar vergisi beyannamesinde iştirak kazancı olarak değerlendirilmesi doğrultusundaki ihtirazi kaydının kabul edilmemesi suretiyle yapılan kurumlar vergisi tahakkukunda hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. (…)
(…) Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına,… 020.2.2015 gününde oy çokluğuyla karar verildi. (…)”
Karar’daki karşı oy sahiplerinin (2 karşı oyu) gerekçeleri aşağıdaki gibidir:
“(…) Kanun hükmünün değerlendirilmesinden, örtülü sermaye kullanan tarafından örtülü sermaye üzerinden hesaplanan ve kanunen kabul edilmeyen gider olarak beyan edilen faiz ve kur farkı tutarlarının, örtülü sermaye kullandıran açısından iştirak kazançları kapsamında kurumlar vergisinden istisna tutulması suretiyle yapılacak düzeltme için, örtülü sermaye kullanan firmanın, dönem sonunda mutlaka kar elde etmesi ve bu matraha isabet eden vergi kadar ödenecek kurumlar vergisinin beyan etmesi şartı aranmadığı anlaşılmaktadır.
5520 sayılı Kanun’un 12’nci maddesi (7) nolu bendinde ”…Örtülü sermaye kullanan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olmasının…” ifadesine yer verilmiş ise de, normal şartlar altında kurumların kar elde edeceği ve bulunan matrah farkı nedeniyle ilave vergi tarh edileceği öngörülerek, bu şekilde ifade kullanılması Kanun yazım tekniğinin bir gereğidir. Ancak, matrah farkı bulunmasına karşın kurumun zararlı olması nedeniyle ilave bir vergi ödemesinin söz konusu olmadığı hallerde bu düzeltmeyi engelleyen açık bir kısıtlama bulunmamaktadır. Kaldı ki bu gibi durumlarda da devreden zararın azaltılması söz konusu olup, düzeltme için zarar azaltımına ilişkin matrah farkının kesinleşmiş olması yeterlidir.
Bu durumda, örtülü sermaye kullanan firmanın örtülü sermaye üzerinden hesapladığı faiz ve kur farkı tutarlarını kanunen kabul edilmeyen gider kaydederek gider kaleminden çıkarması sonucu zarar beyan etmiş olmasının, davacı şirket tarafından 5520 sayılı Kanun’un 12’nci maddesi kapsamında düzeltme işlemi yapmasına engel teşkil etmeyeceğinden, dava konusu tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmadığı oyuyla çoğunluk kararına katılmıyoruz. (…)”
Karar’da açıklanan çokluk oyu gerekçelerine katılmıyoruz. Karşı oy gerekçesinde de belirtildiği üzere; düzeltme için, örtülü sermaye kullanan mükellefin, dönem sonunda mutlaka kar elde etmesi ve bu matraha isabet eden vergi kadar ödenecek kurumlar vergisini beyan etme şartı aranmadığı anlaşılmaktadır. 

Zira, vergi beyanının zarar olarak bildirilmesi halinde de, düzenlenen ‘’tahakkuk fişi” verginin kesinleşmesine karinedir. Bu yaklaşımın, maddenin getirilmesindeki amaca, hakkaniyete ve vergilemenin genelliği ilkelerine daha uygun olduğu kanaatindeyiz. 
Vergi Usul Kanunu’nun 3’üncü maddesindeki “vergi kanunlarının uygulamasında” esas alınması gereken ilkeyi belirten, “(…) vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanır. (…)” hükmünün de buna imkân verdiği kanaatindeyiz. Bu nedenle, verginin kesinleşmesi ve ödenmesi bu bakış açısı ile değerlendirilmelidir. 
Mükelleflerin mali ödevlerini düzenleyen bir kanun hükmünün belli bir kesinlik içermemesi, vergilemede “öngörülebilirliği” ortadan kaldıracaktır. Hukuk kurallarının yorum ve uygulanmasının “öngörülemez” nitelikte olması ise Anayasa’nın 35’inci maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlali ile sonuçlanacaktır.
Sonuç Olarak…
Örtülü sermaye halinde düzeltme konusundaki görüşümüz; burada açıklanan bir önceki blog yazımızda​ değerlendirdiğimiz Danıştay Kararı ile Danıştay’ın 3’üncü Dairesi’nin yukarıda yer verilen Karar’ındaki karşı oy gerekçeleri ile paraleldir. Örtülü sermaye düzeltmesinde borç alan nezdinde mali zarar nedeniyle tarh edilen kesinleşmiş ve ödenmiş bir vergi olmadığı yaklaşımından hareketle, borç veren tarafından elde edilen kazancın “iştirak kazancı” istisnasından faydalanması gerektiği kanaatindeyiz. Bu tür vergi tarhiyatları ve kesilen cezalar ile karşı karşıya kalanların, yargı kararlarının istikrara kavuşması açısından, bu tür vergi tarhiyatları ile kesilen cezaları yargıya taşıma alternatifini değerlendirmelerini öneriyoruz. 
Konu ile ilgili sorularınız olması halinde bizimle irtibata geçebilirsiniz.
Saygılarımla,
AuthorName:ID: 27
CategoryName: Vergi
CategoryName:ID: 73
ShortDescription: Örtülü Sermaye Uygulamasında Neden Düzeltme Var?…Verginin Kesinleşmesi ve Ödemenin Gerçekleşmesine İdare’nin Yaklaşımı… Vergi Yargısında Alınan Kararlar Ne Diyor?…
Date: 11/16/2015
Kategoriler
Arşiv

Vergi Zamlarının Vatandaş Bütçesine Etkisi

21 milyar TL olarak bağlanan 2012 yılı bütçe açığı tahmininin Ağustos sonu itibarıyla 8,5 milyar TL olarak gerçekleşmesi vergi artışını gündeme getirmiştir. Bu kapsamda en verimli vergi (gelir) kalemlerinden olan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) (ve dolaylı olarak Katma Değer Vergisi-KDV) ile tapu harçlarında artış yapılmıştır. Bu artışlar, 22 Eylül 2012 Cumartesi gününden itibaren yürürlüğe girmiştir. Akaryakıt, taşıt alım ve alkollü içeceklerdeki ÖTV artışı bu ürünlerde KDV artışına da sebep olduğu için ÖTV artışının tüketici fiyatlarına yansıması ÖTV artışından daha fazla olmaktadır.

Yapılan vergi artışlarının günlük hayata somut etkileri her bir kalem itibarıyla şöyledir.

Akaryakıt ürünlerinde yapılan vergi artışları

Özel Tüketim Vergisi Kanunu’na ekli (I) sayılı listenin (A) ve (B) cetvellerinde, akaryakıt ürünlerine uygulanacak ÖTV oran ve/veya tutarları yer almaktadır. Son düzenlemede bu listede yer alan ürünlere ilişkin vergilerde artış yapılmıştır. Bu ürünlerden, günlük hayatta yoğun olarak kullanılan benzin, motorin ve LPG’deki ÖTV tutarları ve yapılan zam sonucunda KDV dolayısıyla ortaya çıkan toplam vergi artışı karşılaştırmalı olarak şu şekildedir.

Ürün

Ölçü Birimi

Zam Öncesi ÖTV (TL)

Zam Sonrası ÖTV (TL)

Artış Tutarı (Zam) (TL)

Artışın KDV’si (TL)

Toplam Artış (TL)

Oransal Artış Miktarı (%)

(A)

(B)

(C=B-A)

(D=C*0,18)

(E=C+D)

(F=100*E/A)

Benzin (95 oktan)

Litre

1,8765

2,1765

0,30

0,054

0,354

18,86

Motorin

Litre

1,2945

1,5945

0,30

0,054

0,354

27,34

LPG

Kilogram

1,2780

1,5780

0,30

0,054

0,354

27,69

Yukarıdaki tabloda görüleceği üzere bu üç ürünün birim vergilerinde 30 kuruş ÖTV artışı yapılmış olup, KDV ile birlikte toplam artış miktarı 35,4 kuruş olmuştur.

Basit bir örnek vermek gerekirse, 100 km’de 7 litre benzin tüketen bir araçla ayda 1.000 km yol yapan bir kişi için benzin masrafındaki artış şu şekilde hesaplanabilir.

1000 km’de tüketilen yakıt (lt)

(A)

70

1 lt benzine yapılan zam (TL)

(B)

0,354

Yapılan zammın 1 aylık tüketime etkisi (TL)

(C=A*B)

24,78

Yapılan zammın 1 yıllık tüketime etkisi (TL)

(D=C*12)

297,36

Buna göre, benzine yapılan zammın aile bütçesine 1 yıllık maliyeti yaklaşık 300 TL’dir.

Bunun haricinde, oransal olarak en fazla artış sırasıyla LPG ve motorinde olmuştur. Bu durum, benzin ile motorin ve LPG arasındaki fiyat farkını azaltmıştır. Böyle bir azalışın, taşıt alımında yakıt ekonomisi gibi önemli bir etkenden dolayı özellikle dizel araçlara olan talepte azalışa sebep olabilecektir.

Taşıt alımına yönelik yapılan vergi artışları

Motor silindir hacmi 1600 cm3’ü geçmeyen binek otomobiller için geçerli olan ÖTV oranı %37’den %40’a yükseltilmiştir. Bu artışın sıfır kilometre araç alımında nasıl bir etkiye sahip olduğu bir örnek üzerinde aşağıda gösterilmiştir.

Satış fiyatı 45.000 TL olan ve motor silindir hacmi 1600 cm3’ü geçmeyen bir aracın ÖTV artışının vatandaşa yansıtılması durumunda meydana gelen değişim şu şekilde hesaplanabilir.

Satış fiyatı (TL)

(A)

45.000

KDV hariç fiyat

(B=A/1,18)

38.135,59

ÖTV hariç fiyat

(C=B/1,37)

27.836,20

Zamdan sonra

ÖTV dahil fiyat

(D=C*1,40)

38.970,68

KDV dahil fiyat (satış fiyatı)

(E=D*1,18)

45.985,40

Yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere, motor silindir hacmi 1600 cm3’ü geçmeyen ve satış fiyatı 45.000 TL olan bir aracın vergi artışı dolayısıyla yeni satış fiyatı 45.985,40 TL olmuştur.Yani vergi artışının araç fiyatında meydana getirdiği artış yaklaşık 1.000 TL’dir.

Alkollü içeceklerde yapılan vergi artışları

Özel Tüketim Vergisi Kanunu’na ekli (III) sayılı listenin (A) cetvelinde, alkollü içeceklere uygulanacak ÖTV oran ve/veya tutarları yer almaktadır. Bu listede yer alan ürünlere ilişkin vergilerde artış yapılmıştır. Buna göre, bazı alkollü içeceklerin 1 litresinde yapılan vergi artışları aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Ürün

ÖTV Artışı (TL)

KDV Dahil Toplam Artış (TL)

(A)

(B=A*1,18)

Rakı

11

12,98

Cin ve Votka

12

14,16

Likör

15

17,70

Buna göre verginin fiyat içinde vatandaşa yansıtılması durumunda 70 cl’lik rakının fiyatındaki artış tutarı (12,98*0,70=) 9,09 TL’dir.

Tapu harcında yapılan artışlar

Harçlar Kanununun (4) sayılı tarifesinin “I-Tapu İşlemleri” başlıklı bölümünün 20 numaralı fıkrasında gayrimenkul alım satımlarında ödenecek harçlar düzenlenmiştir. Buna göre, gayrimenkulün iktisap bedeli üzerinden devreden ve devralan tarafından ayrı ayrı olmak üzere devir harcı ödenmektedir. Son düzenlemede harç oranı binde 16,5’ten binde 20’ye yükseltilmiştir.

Örneğin, satış fiyatı 150.000 TL olan bir gayrimenkul için ödenecek harç miktarı (150.000*0,0165=) 2.475 TL iken (150.000*0,0200=) 3.000 TL olmuştur. Yani bu işlemde ödenmesi gereken harç tutarı 525 TL artmıştır. Uygulamada, satıcı tarafından ödenmesi gereken harcın da alıcıya yansıtıldığı dikkate alınırsa, 150.000 TL’lik bir gayrimenkul alımında alıcı tarafından yüklenilen harç tutarındaki artış 1.050 TL’dir.

Kategoriler
Arşiv

Yatırımlar Nereye Gidiyor?

Rating: 0
Content:

Yabancı yatırım, Türkiye ekonomisi için hayati öneme sahip… İç tasarrufların yetersiz oluşu ve cari açık problemi makroekonomik gerçeklerimiz arasında. Bu sebeplerle Türkiye, sürekli yabancı sermaye girişini teşvik edici bir ekonomi politikası izliyor. Ancak ekonominin ve Türk şirketlerinin gelişme ve dışa açılma trendiyle birlikte durum biraz değişti. Türkiye’den yurtdışına doğrudan sermaye yatırımları da artık önemli bir unsur olarak hayatımıza girdi.
Türkiye uzun yıllardır yabancı yatırımcı gözündeki cazibesini artırmak için çalışmalar yapıyor. Ancak son yıllarda Türkiye’den de yurtdışına giden ve yatırım yapan şirket sayısında artış var. Bu şirketler, yurtdışına doğrudan sermaye yatırımları yaparak faaliyet gösteriyor. Bu konuda kaynak olabilecek TCMB ödemeler dengesi istatistiklerine baktığımızda, 2000’li yılların başında toplam 5 milyar Dolar düzeyinde olan “Yurtiçinde Yerleşik Kişilerin Yurtdışındaki Doğrudan Yatırımları” 2014 yılsonu itibarıyla toplam 33 milyar dolar düzeyine ulaşmış durumda. En yüksek artışın küresel ekonomik kriz öncesi, 2007 ve 2008 yıllarında gerçekleşmiş olması ise dikkat çekici. Sonrasında bir süre yavaşlayan yurtdışında sermaye ihracı, 2010 yılı sonrası tekrar hız kazanmış görünüyor.

Tablo Nasıl Okunmalı?

Son 5 yılda Türkiye’de doğrudan yabancı sermaye girişleriyle Türkiye’den doğrudan yabancı sermaye çıkışlarının karşılaştırılmasına bakarak trendi daha açık görmek mümkün…
Aslında tabloda açık olan iki eğilim var. Bir taraftan dünyada yaşanan ekonomik gelişmeler ve daralan para piyasalarının da etkisiyle uluslararası yatırımlar artık daha seçici ve temkinli davranırken, Türkiye diğer gelişmekte olan ülkeler arasında uluslararası yabancı sermaye çekme potansiyeli bakımından göreceli olarak olumsuz bir görüntü veriyor. Diğer taraftan yabancı sermaye yatırımı çekme bakımından sıkıntı yaşayan Türkiye ekonomisi giderek artan oranda yurtdışına yabancı sermaye ihraç etmeye başlıyor. En dramatik görüntü 2014 yılında ortaya çıkıyor; Türkiye neredeyse kendisine gelen yabancı sermayenin yarısına yakın bir oranda (4 milyar dolar) sermaye ihracı gerçekleştiriyor.
ayhanustun-23-1.png
ayhanustun-23-2.png
Sermaye İhracının Sebepleri  

Peki, Türkiye’den bu ölçekte yurtdışına sermaye ihracının sebepleri ne olabilir ve olası sonuçları nasıl değerlendirilebilir? 

Bu alanda doğrudan yatırımcılarla yapılan özel bir araştırma olmadığı için bu konuda ancak kendi analitik bakışımızı yansıtmaya çalışabiliriz. Örneğin, ilk bakışta bu tabloyu Türkiye ekonomisinin giderek dışa açıldığı, küresel pazarlarla bütünleştiği, hedef pazarlara yakın faaliyet göstermeyi tercih ettiği şeklinde açıklayabiliriz. Türk işadamlarımızın daha cesaretle ve güvenle yurtdışına yatırım yaptığı şeklinde de okuyabiliriz. Ancak dünyanın birçok bölgesinde (özellikle ABD ve Avrupa) durgunluk devam ederken, Türkiye kendi büyüme potansiyeliyle bölgede olumlu bir yatırım ülkesi olarak ayrışmaya çalışırken, Türkiye’den yurtdışına sermaye ihracı eğilimini sadece “küreselleşme” çerçevesi altında açıklamak yeterli değil. 
Bu eğilimin, Türkiye’nin yabancı sermayeyi çekmekte yetersiz kaldığı konuların aslında kendi yerli sermayesini de Türkiye’de yatırım yapmaktan çekinen hale getirdiği, civar ülkelerde Türkiye’deki ile kıyasla daha cazip yatırım imkanları bulabildikleri şeklinde de okunması mümkün. Yine aynı şekilde, olası yatırım kararlarını etkileyen maliyet/ kâr analizlerinde Türkiye’nin belirli sektörlerde rekabetçi üstünlüğünü kaybetmeye başladığının da bir göstergesi olabilir.

Hukuk Önemli

Bütün bu faktörlere ilave olarak, bir yatırım kararında yatırımın finansal fizibilitesi yanında yatırım ortamının sürdürülebilirliği ve hukuki altyapının güvenilirliği de kararı etkileyen önemli unsurlar olarak göze çarpıyor. Bu çerçevede, Türkiye’nin son yıllarda içinden geçtiği sosyal ve politik ortamın ve özellikle hukuki sisteme ilişkin tartışmaların sadece yabancı sermayenin değil; Türk işadamlarının da yatırım kararlarını doğrudan etkilediği yorumunu yapabiliriz.

Aynı şekilde, sermaye ihracının olası sonuçlarını da yorumlamaya çalışırsak; ilk etapta Türkiye’deki fiziki yatırımları azaltacağını, Türkiye’nin büyüme ve istihdamına olumsuz etki yapacağını söylemek herhalde gerçek dışı olmayacaktır. Daha uzun vadede, söz konusu yurtdışı yatırımların kârlılığına ve küresel alanda Türk markalarına yarattığı diğer iş olanaklarına bakarak bu yatırımların geri dönüşlerinin Türkiye ekonomisine olumlu katkı sağlayabileceğini de söyleyebiliriz. Türkiye’nin yurtdışı yatırım hikayesi, görece olarak yeni ve büyüyen bir alan olduğu için daha analitik bir inceleme yapabilecek derecede yeterli veriye ulaşmak şimdilik mümkün gözükmüyor.

Sektörel ve Coğrafi Dağılım

Türk yatırımcıların yurtdışındaki yatırımlarının sektörel dağılımına baktığımızda, madencilik sektörünün öne çıktığını görüyoruz (7,4 milyar dolar). Diğer taraftan, özellikle 2010 yılı sonrası artış gösteren finansal yatırımların (6,1 milyar dolar) ve holding yatırımlarının da (10,5 milyar dolar) önemli bir büyüklüğe ulaştığını görüyoruz. Geri kalan yatırımlar birçok sektöre dağılmakla birlikte, bunlar arasında yine öne çıkan imalat sektörü (3,2 milyar Dolar) ve bilgi/iletişim sektörü (1,5 milyar dolar) olarak görünüyor.

Coğrafi olarak, 2014 yılsonu itibarıyla Türk yatırımcıların yurtdışı doğrudan yatırımlarının yüzde 60 oranında Avrupa, yüzde 30 oranında ise Asya bölgesine olduğunu; ABD ve Afrika’da yatırımların bunlara kıyasla düşük kaldığını söyleyebiliriz.

Avrupa kıtası içinde yatırımların yarısından fazlasının Hollanda’ya yöneldiğini görüyoruz, ama bu yatırımların önemli bir bölümünün Hollanda merkezli holding yatırımları olduğunu ve esas alt yatırımların başka ülkelere yapılmış olabileceğini tahmin ediyoruz. 

Asya kıtası içindeki yatırımların da önemli ölçüde Azerbaycan ve Kazakistan gibi Türkiye ile yakın ilişkileri olan ülkelere yapıldığını görmek sürpriz değil. 
Afrika kıtası içinde ise Türk yatırımlarının yoğunlaştığı ülkeler Cezayir, Mısır ve Tunus. Ancak bu yatırımların 2014 yılında artmadığı, tersine azalma eğilimine girdiği görülüyor. Önümüzdeki yıllarda da bu coğrafyada sosyal ve politik ortam istikrar kazanmadığı müddetçe tekrar bir artış beklemek olası görünmüyor.

Yurtdışına Yatırımın Vergisel Boyutu

Yurtdışına yatırımın birçok vergisel boyutu var. Bunların her bir yatırım ve yatırımcının özelinde detaylı değerlendirilmesi gerekiyor. Bu yazımız kapsamında yatırımcının bir Türk şirketi olduğu varsayımıyla olası kurumlar vergisi etkileri bakımından genel çerçeveyi aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

Yurtdışı yatırımın hukuki niteliği 

Yatırımcı Türk şirketi, yurtdışındaki yatırımını hukuken o ülkede kurulu bir şirket veya şube aracılığıyla yapabilir. Aşağıda Türkiye’deki kurum nezdinde oluşacak vergi sonucunu bu iki duruma göre değerlendirelim:

​1- Yurtdışı Şube Kazançlarının Vergilenmesi 

Yurtdışındaki bir şube aracılığıyla faaliyet gösteren bir Türk şirketi, şubenin kâr / zarar durumunu Türkiye’deki şirketin genel sonuç hesaplarına intikal ettirerek vergi matrahına dahil etmelidir. Ancak, aşağıda açıklandığı şekilde mahsup ve istisna olanakları vardır.
Mahsup Yöntemi: Türk şirketinin hesaplarına dahil edilen yurtdışı şube kazançları üzerinden yabancı ülkede ödenen vergiler (Kurumlar Vergisi Kanunu’nun öngördüğü şekilde belgelenmek koşuluyla) Türkiye’de hesaplanan vergiden mahsup edilebilir. Bu şekilde, çifte vergilendirmenin önüne geçilmiş olur. Ancak, Türk vergisini aşan oranda yurtdışında vergi ödenmişse, aşan kısım iade veya mahsuba konu edilemez.
İstisna yöntemi: Yurtdışında bir şube (iş yeri veya daimi temsilci dahil) aracılığıyla elde edilen kazançlar üzerinden ilgili ülkede en yüzde 15 oranında gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergi yükü taşıması ve söz konusu kazançların kanunun öngördüğü süre içinde Türkiye’ye transfer edilmesi koşuluyla Türkiye’de ayrıca vergi alınmaz. Ancak şubenin ana faaliyet konusunun finansman, sigorta veya menkul kıymet yatırımları gibi alanlar olması durumunda asgari vergi yükü yüzde 20 olarak aranır. Böylece, yurtdışında belli bir vergi yükü taşıyan şubeler aracılığıyla elde edilen kazançlar için ayrıca mahsup işlemleriyle uğraşılmasına gerek kalmaz.
Yurtdışı inşaat işlerine özel istisna: Yurtdışında yapılan inşaat, onarım, montaj işleriyle teknik hizmetlerden sağlanan şube kazançları başka bir koşula gerek olmadan Türkiye’deki şirket nezdinde vergiden istisna edilmiştir. Bu istisna Türkiye dışında birçok proje yüklenen inşaat şirketlerimizin yurtdışında rekabet avantajını artırmak için getirilmiş özel bir düzenlemedir. Söz konusu yurtdışı inşaat işlerinin yapılabilmesi için ilgili ülkede ayrı bir şirket kurulmasının zorunlu olması durumunda, şube kazançları için getirilen bu istisna aynı şekilde yurtdışı şirket aracılığıyla yapılan benzer işlerin kazançlarına da uygulanabilir.

2-Yurtdışı İştirak Kazançlarının Vergilenmesi
Yurtdışındaki bir şirketin sermayesine iştirak ederek yurtdışında faaliyet gösteren Türk kurumları normal koşullarda söz konusu yurtdışı iştirakin gelirini Türkiye’de beyan etmez. Ne zamanki bu iştirak kaynaklı bir gelir (temettü veya değer artış kazancı) Türk şirketine aktarılır, o zaman Türk şirketi nezdinde vergiye tabi bir kazanç ortaya çıkacaktır. Bu durumda da aşağıda açıklandığı şekilde mahsup ve istisna imkânları vardır:
Mahsup yöntemi: Türkiye’de tam mükellef olan bir kurumun en az yüzde 25’ine sahip olduğu yurtdışı iştiraklerden elde ettikleri kâr payları üzerinden, iştirakin bulunduğu ülkede kâr payı dağıtımına kaynak olan kazanç üzerinden ödenen gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergilerin mahsubuna izin verilir. Bu şekilde, çifte vergilendirmenin önüne geçilmiş olur.

İstisna yöntemi: Yurtdışında bir şirketin sermayesine iştirak eden kurumların bu iştiraklerden elde ettiği kazançlar, iki şartın bir arada geçekleşmesi durumunda, Türkiye’de vergiden istisna edilir. Bunlardan ilki, yurtdışı iştirakin ödenmiş sermayesinin en az yüzde 10’unun elde tutulması durumudur. Kazancın elde edildiği tarih itibarıyla iştirak payının en az 1 yıl süreyle elde tutulması gereklidir. Kâr payı dağıtımına kaynak olan kazançlar üzerinden yurtdışı iştirakin en az yüzde 15 oranında bir gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergi yükü taşıması söz konusudur. İştirak kazancının, hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmesi gereklidir. Böylece, yurtdışında iştirakin belirli bir vergi yükü taşıyan ülkede faaliyet göstermesi durumunda Türk vergi sistemi tek taraflı olarak istisna vermek suretiyle çifte vergilendirmenin önüne geçmektedir.

Türk holding şirketlerine özel istisna: Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında, özel olarak yurtdışındaki iştiraklerin hisselerini tutmak amacıyla Türkiye’de kurulmuş olan holding şirketlerine özel bir istisna düzenlenmiştir. Aralıksız en az 1 yıl süreyle nakit varlıkları dışında kalan aktiflerinin en az yüzde 75 veya daha fazlası yurtdışındaki şirketlerinin sermayesine (en az yüzde 10 oranında) iştirakten oluşan Türkiye’de yerleşik anonim şirketlerin, en az 2 tam yıl elde tuttukları iştirak hisselerinin satışından kaynaklanan kazançları vergiden istisna edilmiştir.  Söz konusu istisna, yurtdışı iştiraklerin elden çıkarılması için getirilen ilave bir kazanç istisnası niteliğindedir. Türkiye’de yerleşik bir holding şirketin Türkiye içinde veya dışında yer alan iştiraklerini elden çıkartmasında (diğer bazı koşullara bağlı olarak) uygulanabilecek olan yüzde 75 kazanç istisnasına kıyasla, daha geniş ve koşulları daha az olan özel bir istisna niteliğindedir. 

Bu yatırım kararlarının değerlendirilmesi ve uygulanması aşamalarında olası risklerle fırsatların sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmesi için konu hakkında deneyimli bir vergi uzmanından görüş alınmasının faydalı olacağını düşünüyoruz.

Kontrol Edilen Yabancı Kurumlara (KEYK) Özel Düzenlemeler
 
Yurtdışında iştiraki olan Türk yatırımcıların dikkat etmesi gereken bir kavram da vergi mevzuatımızda yer alan KEYK düzenlemeleridir. Bu kapsamda, aşağıdaki koşulların bir arada sağlanması durumunda yurtdışı iştirakin elde etmiş olduğu kâr (Türkiye’ye dağıtılsın dağıtılmasın) ortak olan Türkiye’de yerleşik kişi ve kurumların (hisseleri oranında) Türkiye’de beyan edilmelidir: 

Yurtdışı iştirakin sermaye, kâr payı veya oy hakkının yüzde 50’sinden fazlası Türkiye’de yerleşik tam mükellef olan gerçek veya tüzel kişilerin tarafından elde taşıyorsa, İştirakin hasılatının yüzde 25 veya daha fazlası “pasif” nitelikteki (faiz, kâr payı, kira, lisans, menkul kıymet satış geliri vb.) gelirlerden meydana geliyorsa, Yurtdışındaki iştirak, yüzde 10’dan az oranda gelir ve kurumlar vergisi yükü taşıyorsa, Yurtdışındaki iştirakin, ilgili yıldaki gayrisafi hasılatı 100 bin TL’yi aşıyorsa. KEYK düzenlemeleri Türk yatırımcılarının pasif karakterli gelirlerini vergi yükü düşük bir ülkede kurulan bir şirket aracılığıyla elde ederek Türk vergisinden kaçınmalarını engellemek amacı ile getirilmiştir. Yurtdışında aktif ticari faaliyeti olan (ve bununla orantılı sermaye ve eleman istihdam eden) şirketler için bir etkisi yoktur.

Çifte Vergilendirmeyi Önleme (ÇVÖ)

Türk Vergi Mevzuatı hükümleri, yurtdışında yatırım yapan bir Türk yatırımcı için geçerli olan düzenlemeleri tek taraflı olarak (Türk Vergi Mevzuatı’nın öngördüğü şekilde) ifade ediyor. Ancak yatırım yapılan ülke ile Türkiye’nin arasında bir ÇVÖ anlaşması olması durumunda bu anlaşmaların hükümleri de dikkate alınarak vergisel sonuçlara ulaşılmalıdır.

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın yayımladığı listeye göre Türkiye’nin 80 ülke ile sonuçlandırılmış ve yürürlükte olan ÇVÖ anlaşmaları mevcuttur (www. gib.gov.tr / Mevzuat / Uluslararası Mevzuat) 

Bu anlaşmalar genel olarak iki ülkenin aynı gelir üzerinden çifte vergilendirme yapmasının önüne geçmeyi amaçlıyor. Bu doğrultuda taraf ülkelerin vergilendirme yetkilerini sınırlayan istisna veya mahsup hükümleri getirilebilir. Bu hükümlerin yorumlanması ve uygulanması konusunda taraf ülkelerin vergi mevzuatları da geçerliliğini korumaktadır. Yukarıda özetlemeye çalıştığımız gibi yurtdışı yatırımların gerek yurtiçi gerekse yurtdışı vergi mevzuatı bakımından özellikleri vardır.
AuthorName: Ayhan Üstün
AuthorName:ID: 29
CategoryName: Yatırım Teşvik
CategoryName:ID: 72
ShortDescription: Yabancı yatırım, Türkiye ekonomisi için hayati öneme sahip… İç tasarrufların yetersiz oluşu ve cari açık problemi makroekonomik gerçeklerimiz arasında. Bu sebeplerle Türkiye, sürekli yabancı sermaye girişini teşvik edici bir ekonomi politikası izliyor. Ancak ekonominin ve Türk şirketlerinin gelişme ve dışa açılma trendiyle birlikte durum biraz değişti…
Date: 7/1/2015
Kategoriler
Arşiv

Yeni Evleneceklere İlave Gümrük Vergisi Engeli

Rating: 0
Content:

İnsanlar doğar, büyür, evlenir, yaşlanır ve ölürler. Bu evrelerden belki de en zoru evliliktir. Evlilik kararı verildikten sonra başlar asıl maraton. Nikâh veya düğün günü belirlendikten sonra üçüncü aşama gelir: “alışveriş furyası”. 

Beyaz eşyalar aslında alışverişin en kolay aşaması… Zira her evde bulunması gereken eşyalar olduğu için seçim çok zor olmayacak.  Asıl büyük tehlike “küçük ev aletleri’’nde… Küçük ev aletlerinin yükte hafif (!) pahada ağır geldiği, birçok erkek tarafından düğün alışverişinde fark edilecek.  

Belki,  evin dış dünya ile ilişkisini kesen “perde” bile sorun olacak! “Bu perdeler neden pahalı?” diye sorulan her soruya “İlave gümrük vergisi…” diye cevap verilecek. (Perde ithalatında ilave Gümrük Vergisi tahsil edilmekte…)

Evin zeminine serilen halılar için en uygun model aranacak. Halı alırken görsellik ön plana çıktığı için sürpriz fiyatlar sizi şaşırtacak. Halıların fiyatlarının neden yüksek olduğu sorusuna verilecek cevap, “İlave gümrük vergisi” olacak… (Halı ithalatında İlave Gümrük Vergisi tahsil edilmekte…)

Alışveriş işlerinin belki de en zoru mobilya seçimi olacak. Çiftler, birbirine yakın fiyatlar arasında seçim yapmak zorunda kalacak. Bu noktada, yeni evlenecek olup da mobilyasını almayan çiftleri büyük bir sürpriz bekliyor olacak. 

Çiftler, 23 Mayıs 2015 tarih ve 29364 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “İthalat Rejimi Kararına Ek Karar” ile mobilya ithalatlarında uygulanan “İlave Gümrük Vergisi” nedeni ile fiyatlarda %50 oranında bir artış ile karşılaşacaklar! Bir hafta önceki fiyatların neden arttığı şeklindeki sorulara da “Mobilyalara ilave gümrük vergisi geldi” şeklinde cevaplar verilecek!

Bu kısa yazıyı yazmamdaki amaç, yeni evlenecekleri uyarmak… Perde ile başlayan ilave gümrük vergisi uygulaması, halı ile devam edip, mobilyalara sıçradı. 
 
AuthorName: Hakan Uçak
AuthorName:ID: 51
CategoryName: gümrük
CategoryName:ID: 77
ShortDescription: İnsanlar doğar, büyür, evlenir, yaşlanır ve ölürler. Geçirmiş olduğumuz bu evrelerden belki de en zoru evliliktir. Evlilik kararı verildikten sonra başlar asıl maraton. Nikâh veya düğün günü belirlendikten üçüncü aşama başlar: “alışveriş furyası”…
Date: 5/27/2015