Kategoriler
KPMG

Farklı Seküritizasyon Yöntemleri Vergisel Risk Doğurur mu?

Rating: 0
Content:

Yılın son çeyreğinde düşme eğilimine giren faiz oranları, kredi arayan Türk bankalarının sendikasyon maliyetlerinde hızlı bir toparlanmaya işaret ediyor. Ancak ülke kredi derecelendirme notunun indirilmesi, bankacılık sektörünü yeni rota olarak seküritizasyon işlemlerine yönlendiriyor. Nitekim 2017 Temmuz ayı BDDK1 verilerine göre bankacılık sektöründe 66 milyar TL sendikasyon kredisi ve 44 milyar TL seküritizasyon kredisi bulunmaktayken, bu rakamların yıllar itibarıyla artış eğilimi göstererek, 2019 Temmuz ayında 90 milyar TL’lik sendikasyon ile 74 milyar TL’lik seküritizasyon tutarlarına ulaştığını görüyoruz. Bu açıdan geçtiğimiz iki yıl içerisinde seküritizasyon kredi hacminde %68 oranında bir artış yaşanarak sendikasyon hacimleriyle farkın kapandığını söyleyebiliriz.

Dış kaynak bulma yarışında öne çıkan seküritizasyon işlemleri; yurtdışı havale akımlarına dayalı DPR, konut kredilerine dayalı ipotek teminatlı menkul kıymet ve orta vadeli tahvil ihraç programları gibi bir teminata ya da varlığa dayalı ürünlerle gerçekleşiyor.

Ayrıca, BDDK’nın Ağustos ayı verilerine2 göre temel bankacılık göstergelerinden biri olan sermaye yeterlilik oranı %18 seviyesinde bulunuyor. Kredilerin takibe dönüşüm oranlarının %6’lı seviyelere çıktığı düşünüldüğünde bu oranın korunmasında seküritizasyon diğer bir adıyla menkul kıymetleştirme işlemlerinin büyük önem taşıdığını belirtmek gerekir.

Kısaca seküritizasyon nedir?

En basit anlatımla seküritizasyon; bankaların likit olmayan aktiflerinin, sermaye piyasalarında ihraç yoluyla menkul kıymete dönüşerek yatırımcıyla buluşmasıdır.3 Örneğin bankanın aktifinde yer alan mortgage, taşıt kredisi gibi kaynaklardan doğan alacaklar ile bir havuz oluşturularak, bu alacakların menkul kıymete dönüşümüyle yatırımcılara satışı gerçekleştirilir. Genellikle bu ihraç işlemine varlığa dayalı menkul kıymet adı verilir, alacakların ipotek (konut kredisi) teminatı taşıması durumunda ise ihraç edilen menkul kıymetler ipoteğe dayalı menkul kıymetler olarak adlandırılır.

Neden ihtiyaç duyulur?​

Bu operasyon sonucunda çoğunlukla banka bilançosunda aktif çıkışı yapıldığından, devredilen alacak karşılığında piyasalardan finansman sağlanır. Sorunlu krediler veya mevcut kredi riskleri azaltılarak bilanço hafifletilir ve sermaye yeterlilik oranları yeniden düzenlenmiş olur.

Seküritizasyon işleminin ana unsurları nelerdir?

Menkul kıymetleştirme işleminin ilk adımı "kaynak firma (originitor)" tarafından atılır. Alacaklar belirli bir satış bedeli karşılığında "özel amaçlı kuruluşa (SPV)" satılır. SPV’ler herhangi bir tahsilat ve ödeme işlemi yapamadığından, menkul kıymetleştirilen alacakların tahsilat ve takip hizmetleri "hizmet sağlayıcıları" veya "yeddi emin" tarafından gerçekleştirilir. 

Menkul kıymet ihracı amacıyla kurulan SPV’ler, derecelendirilmiş bir alacak havuzu karşılığında varlığa dayalı menkul kıymetler ihraç eder ve geri ödeme gerçekleştiğinde görevini tamamlar. Bu ihraç işlemi genellikle "yatırım bankası (investment banker)" aracılığıyla yapılır ve menkul kıymetleri ihraç edenden tekrar satmak amacıyla satın alınır. Ayrıca, alacak havuzunun kalitesi "derecelendirme kuruluşları" tarafından belirlenir. Kredi kalitesi, ihraççının finansal yapısından ziyade menkul kıymetleştirmenin esas aldığı varlıkların kalitesine bağlı bulunur.

Başlıca seküritizasyon yöntemleri nelerdir?

Temel olarak seküritizasyonda 3 yöntem izleniyor.4  

 

odeme-aktarmali.png 

  1. Ödeme aktarmalı (pass-through):  

  • Bankanın kendi kredi alacaklarından yatırımcılara uygun bir portföy oluşturulur. Mülkiyet hakları SPV’ye satılarak kredi havuzunun bilançodan çıkışı gerçekleşir.
  • SPV tarafında bu kredi alacaklarından kaynaklanan nakit akışına göre yatırımcılara menkul kıymet ihracı gerçekleştirilir. Aynı zamanda sistemde bulunan yeddi emin aracılığıyla krediler saklanarak, yatırımcılara ihraç edilen menkullerin teminatı oluşturulur.
  • Kredilerin geri ödeme planlarına göre yatırımcılara anapara ve faiz ödemesi gerçekleştirilir.

    Böylece tüm mülkiyet hakları SPV’ye devredildiğinden riskli varlıklar bilanço dışına çıkartılmış ve kredi riski ayrılmış olur. Ucuza fon sağlama ve efektif sermaye yönetimi gerçekleştirilir. 

  1. Varlığa dayalı (asset-backed):

    Menkul kıymetleştirme bir alacak havuzuna dayanmakta olup, diğer yöntemlerden farkı gerek yatırımcılara karşı borç yükümlülüğü gerek menkule dayanak oluşturan havuz, tahvil ihracı gibi ihraççının aktif ve pasifinde bulunmaktadır.
    Temel olarak teminat gösterilen havuzda üretilen nakit akımları, yatırımcıya ödemelerde kullanılmaktadır. Normal tahvillerden farkı da ihraççının VDMK’dan kaynaklanan borçlarını ifa edememesi durumunda, yeddi emin olarak görev yapan kuruluş tarafından havuzun satılması ve yatırımcılara ödenmesidir.

  2. Nakit akımlı (pay-through):

Bu yöntem hem ödeme aktarmalı hem de varlığa dayalı menkul kıymetleştirme özelliklerini bir araya getirir. Varlığa dayalı yönteme benzeyen kısmı; menkul kıymet bankanın pasifinde yükümlülük olarak kalmaya devam eder. Ödeme aktarmalı yönteme benzeyen kısmı ise; yatırımcılara yapılacak ödemeler bu menkul kıymetlerin bağlı oldukları teminatlardan gelen nakit akımlarıyla karşılanarak yatırımcılara anapara ve faiz ödemelerinde kullanılır.

Seküritizasyon işleminin vergilendirilmesi

Kurumlar Vergisi Kanunu 30. Madde hükümleri uyarınca dar mükellefiyete tabi kurumların, Gelir Vergisi Kanunu 75. Madde de (1-4 bentleri arasında sayılı olanlar hariç) bahsi geçen menkul sermaye iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından %15 oranında kesinti yapılacağı hüküm altına alınmaktadır.

Seküritizasyon işlemi ile SPV’lere yapılacak faiz ödemelerine ilişkin açıklamalara 1 seri no’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "30.5.3 Vergi kesintisi kapsamında olmayan ödemeler" başlıklı bölümünde yer verilmektedir. Buna göre; bankaların, nakit akışı sağlayan varlıklara dayalı olarak yurt dışında ihraç ettikleri menkul kıymetler karşılığında uzun vadeli fon temin edebildiği ve bu işleme konu olan bir akım veya varlık portföyü (ihracat alacakları, kredi kartı alacakları, çeklere dayalı akımlar, yurt dışı havale akımları, ipoteğe dayalı konut, taşıt ve tüketici kredileri gibi) yalnız bu amaçla kurulan "Özel Amaçlı Kurumlara (SPV, SPC)" devredebileceği ifade edilmektedir.

Öte yandan, Bankaların Sermaye Yeterliliğinin Ölçülmesine ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmelik’in 3. Maddesinde özel amaçlı menkul kıymetleştirme şirketi (ÖMKŞ) aşağıdaki şekilde tanımlanmaktadır. 

Bir veya daha çok sayıda menkul kıymetleştirme işlemini gerçekleştirmek amacıyla kurulan; faaliyetleri sadece bu amacı gerçekleştirmekle sınırlı olan; yapısı itibariyle yükümlülüklerini menkul kıymetleştirme kurucusu bankanın yükümlülüklerinden ayırmayı amaçlayan ve bu şirkete karşı hak sahibi olanların bu haklarını herhangi bir kısıtlama olmadan rehnetme veya takas etme hakkına sahip olduğu, banka dışındaki bir fon kuruluşu ya da başka bir tüzel kişiyi, ifade etmektedir.

SPV’ler finans kuruluşu sayılır mı?

1 seri no’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde SPV’lerin, akım veya varlık portföyüne dayalı olarak yurt dışında menkul kıymet ihracı yoluyla yatırımcılardan temin ettikleri fonları Türkiye’deki bankalara kullandırdığı belirtilmektedir. Bu amaçla kurulan SPV’lerin de finans kuruluşu sayıldığı ve bu kurumların sadece varlıklarını devraldıkları bankalara finansman temin etmesinin, finans kuruluşu olarak kabul edilmelerine engel teşkil etmeyeceği açıklanmaktadır.

Vergi dairesine bildirim yükümlülükleri​

Bankaların, sekuritizasyon yöntemiyle finansman temin etmesi durumunda;

  • SPV’nin kuruluş sermayesi,
  • ortaklık yapısı,
  • yöneticileri,
  • çıkarılan menkul kıymetlerin sayısı,
  • ihraç edilen menkul kıymetlerin kimler tarafından hangi tutarda satın alındığı,

gibi bilgilerin, bankalar tarafından, SPV’nin menkul kıymet ihraç ettiği tarihten itibaren bir ay içinde, bu menkul kıymetlerin geri dönüşlerinin kimlere yapıldığının geri dönüşlerin tamamlandığı tarihten itibaren bir ay içinde birer yazı ile bağlı oldukları vergi dairelerine bildirilmesi gerektiği hüküm altına alınmaktadır.

Kaynak kuruluş tarafından SPV’ye ödenecek faizler stopaja tabi mi?

Menkul kıymetleştirme işlemlerinde SPV’ye yapılacak ödemeler alacak faizi olarak nitelendiriliyor. Dar mükellef kurumlara yapılacak her nevi alacak faizi ödemeleri ise 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı kapsamında vergi kesintisine tabi bulunuyor.

Söz konusu Karar’ın 1. Maddesinin 5/a bendi uyarınca; yabancı devletler, uluslararası kurumlar veya yabancı bankalardan ya da bulunduğu ülkede mutad olarak kredi vermeye yetkilendirilmiş olup sadece ilişkili bulunduğu kurumlara değil tüm gerçek ve tüzel kişilere kredi veren kurumlardan alınan her türlü krediler için ödenecek faizler (katılım bankalarının kendi usullerine göre yurt dışından sağladıkları fonlar ve benzeri kaynaklar için ödedikleri kâr payları dahil) %0 oranında stopaja tabi tutuluyor.

Ayrıca, 21.03.2019 tarih ve 842 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının 2. Maddesi uyarınca ilgili Karar’ın 5/(b) bendinde değişiklik yapılarak, Bankaların 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca uygun görülen ikincil sermaye benzeri kredileri ile bankaların ve diğer kurumların bir akım veya varlık portföyüne dayalı olarak yurt dışında menkul kıymetleştirme yöntemi ile temin ettikleri kredileri için ödenecek faizler üzerinden yapılacak kesinti %1 oranından % 0 oranına indirildi.

Böylece, banka veya finans kurumundan kullanılan krediler ile ikincil sermaye benzeri krediler ve menkul kıymetleştirme işlemlerinin vergilendirilmesine ilişkin düzenleme öncesinde uygulanan oran farklılığı giderilmiş oldu.

Nakit akım üreten kredi borçlusunun ödemeleri de stopaja tabi mi?

Kanun ve Tebliğ açıklamaları uyarınca bankaların ve diğer kurumların SPV’den menkul kıymetleştirme yöntemiyle temin ettikleri krediler için ödenecek faizler %0 oranında vergi kesintisine tabi tutuluyor. Ancak, yukarıda açıkladığımız farklı seküritizasyon yöntemleriyle alacak havuzunda yer alan kredi borçlularının doğrudan yeddi emine, hizmet sağlayıcısına veya SPV’ye anapara ve faiz ödemesi mümkün bulunuyor. Düzenlemelerde bu yönde açık bir hüküm bulunmaması sebebiyle alacağı devredilen kredi borçlusunun SPV’ye yapacağı faiz ödemesinin de Kanun hükümleri ve 842 sayılı CB kararı kapsamında değerlendirilmesi önem arz ediyor.

Aksi durumda %0 stopaj uygulaması için, 2009/14593 sayılı BKK’nın 1/5-a fıkrası uyarınca SPV’nin yalnızca ilişkili bulunduğu kuruma değil tüm gerçek ve tüzel kişilere kredi vermeye yetkilendirilmiş olma şartının aranması, bu şartın sağlanmadığı örneklerde de faiz ödemelerinin %10 oranında stopaja tabi tutulması söz konusu.

Benzer konu hakkında İdare tarafından verilen özelge ne diyor?

08.12.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.17.01-KDV.17.4-2193 sayılı özelgede; şirketin bir bankadan sağlayacağı kredi tutarının, yurtdışında mukim Menkul Kıymetleştirme Kanunu çerçevesinde faaliyet gösteren bir şirkete devredildiği, şirketin dar mükellef kurumdan menkul kıymetleştirme suretiyle temin edilecek kredi tutarı için ödeyeceği faizlere hangi stopaj oranının uygulanacağı sorulmakta.

İlgili özelgenin sonuç bölümünde ise; Kurumlar Vergisi Kanunu 30. Maddesinin 8. Fıkrası ile BKK’ya verilen yetkiye istinaden, kredi borçlusunun devir sonrasında SPV’ye yapacağı ödemelerin, 2009/14593 sayılı BKK’nın 1/5-b fıkrası uyarınca; bankaların 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca uygun görülen ikincil sermaye benzeri krediler ile bankaların ve diğer kurumların bir akım veya varlık portföyüne dayalı olarak yurt dışında menkul kıymetleştirme yöntemi ile temin ettikleri kredileri için ödenecek faizler üzerinden kesinti uygulanması gerektiği belirtilmekte.

Sonuç olarak…

Konuya ilişkin İdare’nin genel yaklaşımında; seküritizasyon işlemi bir bütün olarak ele alınarak,  akım veya varlık portföyünün devredildiği "özel amaçlı kurumlara (SPV)" yapılacak tüm ödemelerin, alacak faizi olarak nitelendirildiği, her ne kadar finansman işlemi banka seviyesinde gerçekleşiyor olsa da gerek banka gerek kredi borçlusu tüm paydaşlar açısından menkul kıymetleştirme işleminin ve buna ilişkin faiz ödemelerinin %0 oranında vergi kesintisine tabi tutulmasının uygun olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

Son olarak, seküritizasyon işlemlerinin çeşitlilik gösterdiğini, menkul kıymetleştirmenin dışında bono, senet gibi promissory notes şeklinde kağıtlar üretilebileceğini ve bu hususun da stopaj açısından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmak isteriz.​​

1 https://www.bddk.org.tr/BultenAylik

2 https://www.bddk.org.tr/BultenAylik/tr/Home/HaberBulteni

3 https://www.spk.gov.tr/Duyuru/Dosya/2006125/0

4 https://www.tbb.org.tr/Dosyalar/Arastirma_ve_Raporlar/aktif_menkul_kiymetlestirilmesi.pdf

 

AuthorName: Erhan Eren
AuthorName:ID: 103
CategoryName: Vergi
CategoryName:ID: 73
ShortDescription: Yılın son çeyreğinde düşme eğilimine giren faiz oranları, kredi arayan Türk bankalarının sendikasyon maliyetlerinde hızlı bir toparlanmaya işaret ediyor. Ancak ülke kredi derecelendirme notunun indirilmesi, bankacılık sektörünü yeni rota olarak seküritizasyon işlemlerine yönlendiriyor.
Date: 10/18/2019
Attachments: https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/990/355×140-seküritazyon.jpg
https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/990/730×210-seküritazyon.jpg

izmir smmm, izmir muhasebe, izmir serbest muhasebeci,izmir mali müşavir,mali müşavir muhasebeci,izmir muhasebeci,smmm izmir

Kategoriler
Ş.A. YMM

VAKFIN ÜYELERİNE VERDİĞİ BORÇ PARALARIN VERGİLENDİRİLMESİ

Sirküler No: 2710

Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri KDV ve Diğer Vergiler Grup Müdürlüğünün 19.09.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.17.01-KDV-1-2011-14001-41-744 sayılı özelgesinde;

Vakfınız resmi senedinde belirtilen amaçlar doğrultusunda üyelerinize verdiğiniz borç para karşılığında elde edilen faiz gelirlerinin kurumlar vergisi ve banka sigorta muameleleri vergisine tabi olup olmadığı hususunda görüş talep edilmektedir.

KURUMLAR VERGİSİ YÖNÜNDEN

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nda vakıflar tüzel kişilikleri itibarıyla kurumlar vergisi mükellefi olmamakla birlikte, vakıf tüzel kişiliğine bağlı iktisadi işletme oluşturacak ticari, sınai ve zirai faaliyetlerin kurumlar vergisine tabi tutulması gerekecektir.

İktisadi işletmenin unsurlarının ticari faaliyetin de temel özelliklerinden olan, bir organizasyona bağlı olarak piyasa ekonomisi içerisinde bedel karşılığı mal alım-satımı, imalatı ya da hizmet ifaları gibi faaliyetler olduğu,

Dernek veya vakıf tarafından piyasa ekonomisi içerisinde icra edilen tüm iktisadi faaliyetleri kapsamına aldığı, satılan mal veya hizmete ait bedelin sadece maliyeti karşılayacak kadar olmasının, kar edilmemesinin, karın kuruluş amaçlarına tahsis edilmesinin bunların iktisadi işletme olma vasfını değiştirmeyeceği açıklanmıştır.

Buna göre, Vakfınız tarafından, üyelerinize vakıf resmi senedinde belirtilen amaçlar doğrultusunda da olsa verdiğiniz borç paralar nedeniyle faiz adı altına bir bedel alınması, devamlı olarak yapılan ticari faaliyet kapsamında değerlendirileceğinden, bu faaliyet nedeniyle vakfınız bünyesinde oluşan iktisadi işletme nezdinde faiz karşılığı borç para verilmeye başlandığı tarihten itibaren kurumlar vergisi mükellefiyetinin tesis edilmesi gerekmektedir.

KATMA DEĞER VERGİSİ VE SİGORTA MUAMELELERİ VERGİSİ YÖNÜNDEN

3065 sayılı KDV Kanununun 1/1 inci maddesinde, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyetleri çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ ye tabi olduğu hükme bağlanmış, 17/4-e maddesi ile de banka ve sigorta muameleleri vergisi kapsamına giren işlemler KDV’ den istisna edilmiştir.

Buna göre, Vakfınız tarafından yapılan ödünç para verme işlemleri, esas iştigal konusu olarak yapılmadığından BSMV’ nin konusuna girmemektedir. Bu nedenle, vakfınızın banker kapsamında değerlendirilmesi ve dolayısıyla bu işlemlerin BSMV’ ye tabi tutulması söz konusu değildir.

Bu itibarla, KDV Kanunu’nun 1 inci maddesi gereğince genel hükümler çerçevesinde KDV’ye tabi tutulması gerekmektedir.

Açıklamasına yer verilmiştir.

Ancak, Dernek verdiği borç için faiz almadığı takdirde yukarıda belirtilen vergi kanunları kapsamına girmez. Diğer taraftan iktisadi işletme derneğe borç verirse, iktisadi işletmeler kurumlar vergisi mükellefi olduğu için rayiç oranlarda faiz almak zorundadır.

Bilgilerinize sunarız.

Ş.A. Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.

PDF olarak görüntülemek için tıklayınız.

Kategoriler
Ş.A. YMM

ROYALTY BEDELİNİN VERGİLENDİRİLMESİ.

Sirküler No:2668

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğünün 29.03.2017 tarih ve 39044742-KDV.1-86754 sayılı özelgesinde;

Şirketiniz tarafından ithal edilen ürünlere ilişkin olarak satış koşulu ile ithalattan sonra belli olan royalty (gayri maddi hak) bedelleri üzerinden gümrük idaresine ödenen KDV için ayrıca sorumlu sıfatıyla KDV beyan edilmesine gerek olup olmadığı hususunda görüş talep edilmiştir.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi  Kanununda;

Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler ile her türlü mal ve hizmet ithalatının KDV ye tabi olduğu,

Mükellefin Türkiye içinde ikametgâhının, işyerinin, kanuni merkezi ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde Maliye Bakanlığı’nın vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla, vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabileceği,

İthalde alınan KDV’nin ilgili gümrük idaresince tarh ve tahakkuk edileceği, tahakkuk eden KDV’nin gümrük vergisi ile birlikte ve aynı zamanda ödenerek KDV’nin gümrük makbuzunda ayrıca gösterileceği belirtilmiştir.

Bu Kanuna göre vergisi ödenmeden veya eksik ödenerek yurda sokulan eşyaların hiç alınmamış veya eksik alınmış Katma Değer Vergileri hakkında Gümrük Kanunundaki esaslara göre işlem yapılacağı, indirim hakkı tanınan işlemlere konu eşyanın serbest dolaşıma girdiği tarihin içinde bulunduğu veya sonraki vergilendirme dönemlerine ilişkin olarak vergi dairesine verilen beyannamelere göre ödenen katma değer vergisinin (sorumlu sıfatıyla ödenenler hariç), ithalde hiç ödenmemesi veya eksik ödenmesi nedeniyle tahsili gereken katma değer vergisinden düşüleceği hüküm altına alınmıştır.

Buna göre, şirketiniz tarafından ithal edilen ürünlere ilişkin satış koşulu olarak ithalattan sonra ödenen royalty bedelleri üzerinden hesaplanan katma değer vergisinin Gümrük Kanunundaki esaslar çerçevesinde ilgili gümrük idaresine ödenmesi ve bu ödemenin gümrük makbuzu ile tevsik edilmesi halinde, bağlı olduğunuz vergi dairesine ayrıca sorumlu sıfatıyla KDV beyan edilmesine gerek bulunmamaktadır.

Açıklamasına yer verilmiştir.

Bilgilerinize sunarız.

Ş.A. Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.

PDF olarak görüntülemek için tıklayınız.

Kategoriler
Ş.A. YMM

YAPILACAK İŞ SÖZLEŞMELERİNDE MAL VEYA HİZMET BEDELİNE KDV TUTARININ DAHİL OLUP OLMADIĞI BELİRTİLMELİDİR

Sirküler No: 2608

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1 inci maddesinde, Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu,

Katma Değer Vergisi matrahının ise; teslim ve hizmet işlemlerinin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, bedel deyiminin de malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade etmekte olduğu;

Hüküm altına alınmıştır.

Ticari ilişkilerde bazı firmalar tarafından yapılan mal veya hizmet alım satım sözleşmelerinde teslim ve hizmet bedeline KDV’nin dahil veya hariç olduğu hususuna yer verilmediği görülmektedir.

Bu durumlarda mal veya hizmet alımında bulunan firma ile mal veya hizmet satan firma arasında KDV ile ilgili borç alacak ilişkisi yönünden ihtilaflara neden olmaktadır.

Firmalarca yapılacak mal veya hizmet alım sözleşmelerinde “KDV hariç” veya “KDV dahil” ifadelerine özellikle yer verilmesini hatırlatmak isteriz.

Hazine ve Maliye Bakanlığınca verilen 05.09.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.17.01-KDV-2:2010-14020-03-682 sayılı özelgede; yapım işi sözleşmesinde hakediş bedeli üzerinden ayrıca KDV hesaplanması gerekeceği yönünde görüş vermekte iken,

Yine aynı konu ile verilen 07.05.2015 tarih ve 50426076-130[57-2014/20-1169]-70 sayılı özelgede ise; belediyelerce belirlenen servis ücret tarifesinde KDV dahil olarak tespit edildiğinden tarife bedeli üzerinden iç yüzde oranı uygulanmak suretiyle KDV’nin hesaplanması gerektiği yönünde görüş bildirmiştir.

Yargıtay Başkanlığı tarafından verilen bir karar ise; yapılan iş sözleşmelerinde KDV’nin bedele dahil olup olmadığı konusunda bir hüküm bulunmaması halinde, KDV’nin bedele dahil olduğunun kabul edilmesi ve alıcıdan ayrıca KDV talep edilemeyeceği doğrultusundadır.

Bu nedenlerle, alıcı ve satıcılar tarafından yapılacak mal veya hizmet alım satımı sözleşmelerinde; belirlenen bedele KDV’nin dahil olup olmadığı hususunun açıkça yazılmasını önemle tavsiye ederiz.

Bilgilerinize sunarız.

Ş.A. Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.

PDF olarak görüntülemek için tıklayınız.

 

Kategoriler
Ş.A. YMM

YATIRIM TEŞVİK BELGE KAPSAMINDA YAPILAN TESLİMDEN SONRA İNTİKAL EDEN GİDER FATURASI

Sirküler No: 2538

Antalya Vergi Dairesi Başkanlığının 23.02.2017 tarih ve 76464994-130[KDV.2015.157]-15901 sayılı özelgesinde;

Şirketin Güneş Enerji Santrali (GES) kurulumu faaliyetine yönelik yatırım teşvik belgesi sahibi mükelleflere yapmış olduğunuz projelerden dolayı KDV iadesi talebinde bulunulduğu, istisna kapsamında kurulan sisteme ait fatura düzenlenme tarihinden sonra şirkete intikal eden gider faturalarında yer alan KDV’nin iadesinin talep edilip edilemeyeceği konusunda görüş istenmektedir.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun 13üncü maddesinin (d) bendi uyarınca, Yatırım Teşvik Belgesi sahibi mükelleflere belge kapsamındaki makine ve teçhizat teslimleri KDV’ den istisna olup, yüklenilen ve indirim yoluyla giderilemeyen KDV, talep edilmesi halinde bu işlemleri yapanlara iade olunur.

KDV Genel Uygulama Tebliğin “II/B-5.1.” Bölümünde, teşvik belgesi eki listelerde yer alan ve teşvik belgesi sahibi mükellefe bir bütün halinde teslimine teknik olarak imkân olmadığı için yatırım mahallinde kurulumu, montajı gerçekleştirilen makine-teçhizatın istisna kapsamında olduğu, bu uygulamada, bizzat teslimi yapan mükellef tarafından yatırım mahallindeki kurulum ve montaj işlerinin, teslimden ayrı olarak fiyatlandırılmadığı sürece hizmet olarak değerlendirilip istisna dışında tutulmayacağı, istisnanın kurulum ve montaj dahil toplam bedele uygulanacağı belirtilmiştir.

İstisna kapsamındaki işlemlere ilişkin olarak daha sonra ortaya çıkan gider faturalarına yönelik yüklenilen KDV’nin YMM tasdik raporu ile talep edilmesi halinde, yüklenimin teslime ait olduğunun açıklanması, iadenin mahsuben veya teminat karşılığı talep edilmesi durumunda istenilecek izahatın vergi dairesince yeterli görülmesi halinde mümkün olacaktır.

Bilgilerinize sunarız.

Ş.A. Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.

PDF olarak görüntülemek için tıklayınız.

 

 

 

 

      

Kategoriler
Ş.A. YMM

YATIRIM TEŞVİK BELGESİ KAPSAMINDA TESLİM EDİLEN MAKİNE VE TECHİZATIN BOZUK VE EKSİK PARÇALARININ YENİDEN TESLİMİNDE KDV İADESİ

Sirküler No: 2525

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü’nün 10.01.2018 tarih ve 39044742-KDV.1.28879 sayılı özelgesinde;

Firmanın, yatırım teşvik belgesine sahip şirket arasında yapılan  sözleşme gereği makine ve teçhizatların tedarikçi veya imalatçı firmalardan temin edilerek teslimlerinin gerçekleştirildiği, sözleşme süresi tamamlandıktan sonra tespit edilen kırık, bozuk, eksik ve ek parçaların tekrar temin edilerek alıcı firmaya teslim edildiği, ikinci defa teslim edilen parçalar için sözleşme gereği fatura düzenlenemediği ve yatırım teşvik belgesinden yararlanılmadığı belirtilerek katlanılan bu ek külfete ilişkin KDV iadesi hususunda  görüş talep edilmiştir.

Satılan makine ve teçhizatın alıcısı tarafından iade edilmesi halinde, 7 gün içinde iade faturası düzenlenmesi, iade faturasında iadeye ilişkin şerhlerin düşülmesi ve bu faturada kdv hesaplanmaması,

İadesi gerçekleştirilen mala ilişkin olarak satıcının defter ve kdv beyannamesi üzerinde gerekli düzeltme işlemlerinin yapılması gerekmektedir.

Önceki teslim nedeniyle yüklenilen katma değer vergisi tutarının  vergi dairesinden iade alınmış olması halinde vergi dairesine yazılı olarak müracaat edip, daha önce alınan  iade tutarının gecikme faizi ve vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın vergi dairesine geri ödenmesi gerekeceği, aksi halde  istisna kapsamındaki işlem nedeniyle iade edilen KDV, matrahta değişikliğin vuku bulduğu dönemden düzeltmenin yapıldığı döneme kadar gecikme faizi uygulanarak vergi ziyaı cezası ile birlikte  mükelleften aranılacaktır.

Bu nedenle, kırık, bozuk, eksik ve ek parçaların tekrar temin edilerek alıcı firmaya KDV Kanununun 13/d maddesi kapsamında fatura düzenlenerek teslimi mümkün bulunmakta olup, bu teslimlere ilişkin olarak indirim yoluyla giderilemeyen KDV’nin iadesi talep edilebilecektir.

Bilgilerinize sunarız.

Ş.A. Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.

PDF olarak görüntülemek için tıklayınız.

Kategoriler
Ş.A. YMM

YURT İÇİ VE YURT DIŞI TESLİMLERDE BEDELSİZ FATURA DÜZENLENEBİLME HUSUSU

Sirküler No: 2492

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 229 uncu maddesinde; fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmıştır.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 2 nci maddesinde teslimin bir mal üzerindeki tasarruf hakkının malik veya onun adına hareket edenlerce alıcı veya adına hareket edenlere devri olarak tanımlanmış olup, malın tasarruf hakkının mutlak bir bedel karşılığı devredilmesi şart değildir.

Bu gibi durumlarda matrah, aynı kanunun emsal bedeli, emsal ücreti başlıklı 27 nci maddesi uyarınca emsal bedeli olacaktır.

Promosyon ürünleri, numune ve eşantiyonlar ise; teslim hükümleri çerçevesinde ticari bir işletmenin yaptığı bedelsiz teslimler olarak KDV’ nin konusunu oluşturmaktadır.

Piyasadan satın alınan veya ithal edilen malların, promosyon ürünü olarak müşterilere verilmesi firmalar açısından pazarlama niteliği taşıdığından, bu malların alış bedelleri gider olarak kaydedilebilir.

Firmanın yarattığı katma değer içerisinde vergilenen promosyon mallarının, numunelerin, eşantiyonların müşterilere verilmesi sırasında KDV hesaplanmasına gerek olmayıp, bu ürünler için yüklenilen KDV’nin ise indirim konusu yapılabilmesi mümkündür. Bu mallar fatura tanzim edilmeden sevk irsaliyesi ile gönderilebilir.

Promosyon ürününün, satışı yapılan malın tabi olduğu KDV oranından yüksek olması halinde, promosyon ürünü için yüklenilen KDV’ den satışı yapılan malın tabi olduğu orana isabet eden kısmın indirim konusu yapılması kalan kısmın gelir ve kurumlar vergisi açısından gider veya maliyet olarak dikkate alınması gerekir.

Diğer taraftan bedelsiz ihracat işleminde yurda herhangi bir bedel getirilmesi söz konusu olmayıp, teslimin KDV Kanunu’nun 12/1 maddesindeki şartlar çerçevesinde gerçekleştirilmesi kaydıyla, ihracat istisnası kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmaktadır.

Ayrıca bedelsiz ihracata ilişkin yüklenilen verginin iade edilebilme imkanının bulunduğu, iade talep edilmemesi halinde ise, KDV beyannamesinde teslim ve hizmet karşılığı teşkil eden bedel toplamına dahil edilmeyeceği tabiidir.

Yurt içi bedelsiz teslimlerde ise, emtia veya hizmetin ticari teamüllere uygun nitelikte ve miktarda ürün tanıtımı veya deneme amaçlı olması veya reklam maksadıyla hediye olarak satışa konu olmayacak şekilde verilmesi halinde düzenlenecek faturada malın fiyatının yazılarak KDV hesaplanması ve altına “İşbu fatura bedeli tahsil edilmeyecektir” şeklinde not yazılması gerekir. Satıcı hesaplanan KDV’yi beyan edecek ancak aynı KDV’yi indirebilecektir. Alıcı ise bedel ödemediği için fatura üzerindeki KDV’yi indiremeyecektir.

Bu konuda, İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen 13.07.2016 tarih ve 11395140-105[229-2014/VUK1-18421]-94202 sayılı, Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen 18.01.2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.07.16.02-KDV.ÖZG.2010-112-37 sayılı, Eskişehir Vergi Dairesi Başkanlığı 28.12.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.26.15.01-KDV-53-2/42-147 sayılı özelgelerde, bedelsiz teslimler için KDV hesaplanması gerektiği açıkça belirtilmiştir.

Bedeli tahsil edilmeyen teslime ilişkin yüklenilen KDV tutarının ise indirim konusu yapılmasında bir sakınca olmamaktadır.

Bilgilerinize sunarız.

Ş.A. Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.

PDF olarak görüntülemek için tıklayınız.

 

 

Kategoriler
Ş.A. YMM

GRUP ŞİRKETLERİNCE ALINAN KREDİNİN DİĞER GRUP ŞİRKETİNE AKTARILMASINDA KDV BEYANI NASIL OLMALI?

Sirküler No: 2434

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Örtülü Sermaye” başlıklı 12 nci maddesinin 1 numaralı bendinde; “Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılır. ” hükmü yer almakta olup, aynı maddenin (6-b) bendinde ise kurumların iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin, banka ve finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla kısmen veya tamamen kullandırdığı borçlanmaların örtülü sermaye sayılmayacağı hükmü yer almaktadır.           

Şirketin bankadan kendi adına temin ettiği krediyi diğer grup şirketine aynı şartlarda kullandırması ve bu durumun ispat edici vesikalarla belgelendirilmesi halinde söz konusu kullanılan krediler dolayısıyla bankaya ödenmesi gereken faizlerin ve masrafların kredi kullandırılan grup şirketi tarafından kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır. Ancak gider yazabilmek için V.U.K.’na uygun olarak fatura tanzim edileceği tabidir.  

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1/1 inci maddesinde, Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine (KDV) tabi olduğu, Kanunun 17/4-e maddesinde ise banka ve sigorta muameleleri vergisi kapsamına giren işlemlerin KDV den istisna edildiği hükme bağlanmıştır.

Bu hükümler uyarınca, esas iştigal konusu ticari ve sınai faaliyette bulunmak üzere kurulmuş olan şirketlerin, holding bünyesinde yer alan grup şirketin kaynaklarından diğer grup şirketine faiz ve komisyon uygulanarak gerçekleştirilen kredi kullandırma işlemi KDV ye tabi olup, bu işlemin karşılığını teşkil eden faiz ve komisyon v.b. ödenen bedellerin toplamı üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir.

Öte yandan, grup şirketince bankalardan ve diğer finans kuruluşlarından temin edilen kredilerin diğer grup şirketine herhangi bir bedel eklenmeksizin anapara, faiz ve masraflarıyla birlikte aynen aktarılması işleminde aynen aktarılan bu bedeller için KDV hesaplanmayacaktır.

İlgili dönem katma değer vergisi beyannamesinin ”Kısmi İstisna Kapsamına Giren İşlemler” tablosunda 209 no’lu satırda yazılması gerekecektir.

Ancak, aktarılan kredi için aktaran şirketin bir hizmet bedeli almaması halinde ise vergi incelemelerinde tenkit edilmektedir. Bu çerçevede rayiç fiyat hizmet bedeli alınarak, genel oranda katma değer vergisine tabi tutulması gerekeceğini hatırlatmak isteriz.

Bilgilerinize sunarız.

Ş.A. Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.

PDF olarak görüntülemek için tıklayınız.

 

 

Kategoriler
Ş.A. YMM

STOKLARDAKİ EMTİANIN İMHA EDİLMESİ

Sirküler No: 2412

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğünün 02.01.2018 tarih ve 39044742-kdv.29.235 sayılı özelgesinde;

Şirketinizin hazır giyim ürünleri, aksesuarlar, ayakkabılar, el çantaları, bavul ve deri eşya vb. ve bunlara ilişkin sair aksesuarlar da dahil olmak üzere her çeşit ürünün ithalat, ihracat ve ticareti işi ile iştigal ettiği,

Firmanıza ait ürünlerin bir kısmının aynı zamanda ilişkili olan yurt dışında mukim firmadan ithal edilerek Türkiye’de bulunan mağazalarınızda satışa sunulduğu,

Stoklarınızda yer alan geçmiş sezonlara ait ürünlerin (bluz, ceket, pantolon, aksesuar vb.) demode olması ve marka değerini korumak adına satışının mümkün bulunmaması nedeniyle imha edilmesi veya kayıtlı değerlerinden daha düşük bedeller üzerinden ilgili şirkete iade edilmesi hususlarının vergi mevzuatı karşısındaki durumu hakkında görüş talep edilmektedir.

I- VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN: 

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 278 inci maddesinde, yangın, deprem ve su basması gibi afetler yüzünden veyahut bozulmak, çürümek, kırılmak, çatlamak, paslanmak gibi haller neticesinde iktisadi kıymetlerinde önemli bir azalış vaki olan emtia ile maliyetlerinin hesaplanması mutad olmayan hurdalar ve döküntüler, üstüpü, deşe ve ıskartaların emsal bedeli ile değerleneceği hükme bağlanmıştır.

Emsal bedelle değerlenecek emtianın maliyetinin satış fiyatına göre düşüklük göstermesi, ekonomideki dalgalanmalar dışında işletmenin deneme üretimi veya ilk kez pazara sunduğu bir mal nedeniyle maliyetinin rakiplerinin satış fiyatının üstünde oluşmasından kaynaklanması halinde de mükellef dilerse emsal bedeli (maliyet bedeli esası dışında) ile stoklarını değerleyebilir.

Dönem sonu stoklarını emsal bedeli ile değerlemek isteyen şirketinizin emtianın maliyet bedelinin piyasadaki o mala ilişkin genel fiyat düzeyinin altında kaldığını ispatlaması halinde konunun takdir komisyonunca değerlendirilmesi mümkündür.

Vergi Usul Kanununun 278 inci madde hükmü uyarınca değeri düşen emtianın takdir komisyonunca tespit edilecek değerinin karşılık ayrılmak suretiyle kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınmasına ilişkin olup, geçmiş sezonlara ait ürünlerin demode olması ve marka değerini korumak adına satışının mümkün bulunmaması nedeniyle imha edilme işleminin anılan madde kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.                   

II- KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

Geçmiş sezonlara yönelik olarak stoklarınızda yer alan ve yurt içinde satışı mümkün olmayan ürünlerin Fransa’da mukim ilişkili firmaya satış işleminin karşılaştırılabilir koşullar altında değerlendirilerek, söz konusu işleme ilişkin bedellerin emsallere uygun olarak belirlenmesi ve emsal bedelin tespitinde 13 üncü maddede ve anılan Tebliğde yapılan açıklamalar çerçevesinde işlemin mahiyetine en uygun yöntemin kullanılması gerekmektedir.

Söz konusu ürünlerin ilişkili kişiye satış bedelinin emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit edilmesi durumunda, kazancın transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılacağı tabiidir.

Diğer taraftan, geçmiş sezonlara ait ürünlerin demode olması ve marka değerini korumak adına satışının mümkün bulunmaması nedeniyle imha edilme işleminin Vergi Usul Kanununun 278 inci maddesi hükmü kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmadığından imha edilen ürünlere ilişkin maliyet ve giderlerin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün değildir. 

III-KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

11/1-a maddesinde, ihracat teslimleri ve bu teslimlere ilişkin hizmetler, yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmetler, serbest bölgelerdeki müşteriler için yapılan fason hizmetler ve karşılıklı olmak şartıyla uluslararası roaming anlaşmaları çerçevesinde yurt dışındaki müşteriler için Türkiye’de verilen roaming hizmetlerinin katma değer vergisinden istisna olduğu,

30/c maddesinde, deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığının yangın sebebiyle mücbir sebep ilân ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olanlar hariç olmak üzere, zayi olan mallara ait katma değer vergisinin indirim konusu yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Söz konusu malların ilgili mevzuat uyarınca teşkil edilen resmi komisyonlar veya Takdir Komisyonu huzurunda imha edilmesi durumunda da bu mallara ilişkin yüklenilen KDV indirilemez.

Bu çerçevede, zayi olan mallara ait yüklenilen ve daha önce indirim konusu yapılan KDV’nin, imha tarihini kapsayan vergilendirme dönemine ait KDV Beyannamesinin “İlave Edilecek KDV” satırına dahil edilmek suretiyle indirim hesaplarından çıkarılması gerekmektedir.”

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, geçmiş sezonlara ait modası geçmiş olan ve sadece marka değerini korumak amacıyla satışı yapılamayan ürünlerin maliyet bedeli üzerinden belirli oranlar uygulanmak suretiyle hesaplanan düşük bede markasının sahibi olan Fransa mukimi şirketine, KDV Kanununun 11/1-a maddesi ve ilgili Tebliğde belirtilen açıklamalara uygun olarak gönderilmesinin ihracat kapsamında değerlendirilmesi mümkün olup, bu kapsamda iade alınabilecek KDV tutarının ise ihracat bedelinin %18’ini aşmaması gerekmektedir.

Öte yandan, fiilen kullanıma uygun olmakla birlikte modası geçmiş olduğundan imha edilen mallar, KDV Kanununun 30/c maddesine göre zayi olan mal kapsamında değerlendirilmekte olup, bunlara ilişkin yüklenilen KDV’nin indirim hesaplarından çıkarılacağı tabiidir. 

Bilgilerinize sunarız. 

Ş.A. Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.

PDF olarak görüntülemek için tıklayınız.

 

 

Kategoriler
KPMG

Zarar Telafi Fonu “Sermaye Tamamlama Fonu” mu Oldu?

Rating: 0
Content:

15 Eylül 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Ticaret Kanunu Tebliği ile özellikle son dönemde yaşadığımız kur dalgalanmaları sebebiyle borca batıklık diğer ifadesi olan teknik iflas konusunda önemli açıklamalar yapıldı. Tebliğ’in amacına baktığımızda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK)  376’ncı maddesi kapsamında sermayenin kaybı veya borca batık olma durumlarında uyulacak usul ve esasların düzenlendiği görülüyor.

TTK düzenlemelerine göre uygulamada teknik iflas olarak bilinen (Madde 376) "Sermayenin kaybı, borca batık olma durumu" şu şekilde hüküm altına alınmıştır:

"Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar.

Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde ise derhal toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer."

Borca batık yani teknik iflas durumunda olan şirketler bugüne kadar "Capital injection" "Capital Completion veya Capital replenishment" olarak nitelendirilen sermaye tamamlama işlemini zarar telafi fonu benzeri fonlamalar altında bilançolarına aktarıyordu.

Sermaye tamamlama fonu uygulamasına ilişkin olarak bu fonun uygulanabilirliği Türk Ticaret Kanunu’ndaki açıklamalardan çıkarım yoluyla yapılıyordu. Gerek eski gerekse yeni TTK’da zarar telafi fonu benzer bir fonun uygulamasına ilişkin özel bir düzenleme bulunmuyordu.  

Zarar telafi fonu veya sermaye tamamlama fonu olarak nitelendirilen uygulamanın dayanağının eski Türk Ticaret Kanunu’nun 324’ncü maddesinde yer alan "Esas sermayenin üçte ikisi karşılıksız kaldığı takdirde, umumi heyet sermayenin tamamlanmasına veya" ifadesi ile TTK’da 376. Maddenin üst başlığı olan "Sermayenin kaybı, borca batık olma durumu" bölümünde ifade edilmiş olan "(…) sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer." hükümleriydi.

Sermaye tamamlama fonu uygulaması gerçek mahiyeti itibariyle vergi doğuracak bir işlem olmayıp, bir şirketin öz kaynaklarının zarar nedeniyle şirketin çalışmasına izin vermeyecek kadar azalması nedeniyle öz kaynakların telafisi işlemi oluyor. Buna rağmen Vergi İdaresince verilen görüşlerde uygulamanın kritik edilen yanları bulunuyordu.

Vergisel Olarak Eleştiri Getirilen Husus Neydi?

Vergi uygulamaları açısından kritik edilmesinin sebebi bu paranın, fonun aslında ortakça verilen ve vazgeçilen bir tutar olduğu bu nedenle gelir kaydedilmesi gerektiği eleştirisidir. 

Özellikle satış gelirlerinin satılan hizmet maliyetini karşılamadığı durumlarda ekonomik ve ticari teamüllere uygun olmayan bir yapı oluşmasına sebep olunup, bu yapı nedeniyle kurum nezdinde  sürekli olarak zarar oluşmaktadır. Böyle bir durumda da sermaye tamamlama fonu olarak gönderilen bedellerin aslında faturalanmayan tutarlara ilişkin olduğu gibi bir yaklaşım ortaya çıkabiliyor. Bunun sonucunda da faturalanmayan tutara isabet eden kısmın gelir kaydedilmesi ve KDV’ye tabi olması gerektiği iddia edilebilecektir.

Nitekim,  en son Gelir İdaresi Başkanlığı internet sitesinde yayımlanan 01.06.2012 tarih, B.07.1.GİB.0.06.49-010.01-11 sayılı bir özelgede;

  • Türk Ticaret Kanunu’nda zarar telafisi fonu ile ilgili bir düzenleme bulunmadığı gibi bu ad altında gelen paraların yedek akçe olarak kabul edileceğine dair bir hüküm de bulunmadığı,
  • Sermaye tamamlama fonu adı altında ödenen tutarların, Türk Ticaret Kanunu hükümleri kapsamında sermayeye ilave edilmediğinden bu tutarların iştiraklerin maliyet bedeline eklenmesinin de mümkün olmadığı,
  • Sermaye tamamlama fonunun ödendiği iştirakin söz konusu tutarları sermayeye ilave etmemesi ve vergi mevzuatında bir istisna hükmü bulunmaması nedeniyle, bu tutarları kurum kazancına dâhil etmesi gerektiği,
  • Ayrıca sermaye tamamlama fonu adı altında ödenen tutarların, Gelir Vergisi Kanununun 40. ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 8. maddesinde sayılan giderler kapsamına girmemesi sebebiyle ödenen bu tutarların gider yazılmasının veya zarar olarak dikkate alınmasının mümkün bulunmadığı belirtilmiştir.

Diğer taraftan Katma Değer Vergisi (KDV) Kanunu’nun 1/1. maddesinde, Türkiye’ de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV ye tabi olduğu açıklanmıştır.

Aynı Kanun’un 4/1. maddesinde, hizmetin, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olduğu ve bu işlemlerin bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak,

temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebileceği hükme bağlanmıştır.

Ayrıca, Kanun’un 6/b maddesine göre ise, bir hizmetin Türkiye’de ifa edilmiş sayılması için;​

  • Hizmetin Türkiye’de yapılması,
  • Hizmetten Türkiye’de faydalanılması,

şartlarından birinin gerçekleşmesi gerekmektedir.

Zarar telafi fonuna ilişkin gerçekleştirilen vergi incelemelerinde, bu fonun gerçekte fonu gönderen şirketlere verilen bir hizmet karşılığı olduğu iddiası ile fon tutarı üzerinden % 18 KDV hesaplanması gerektiği gerekçesi ile eleştiri konusu yapıldığı biliniyor.

Yeni Türk Ticaret Kanunu Tebliği Ne Getiriyor?

15 Eylül 2018 tarihinde yayımlanan Tebliğ ile ilk defa borca batık olma durumu, alınacak tedbirler, hangi mali tabloların dikkate alınacağı gibi genel açıklamalar yapılmış bulunuyor.

Bugüne kadar zarar telafi fonu benzeri bir fona ilişkin ilişkin TTK veya herhangi bir vergi mevzuatında bir açıklama yapılmamıştı. Bu açıklamaya Vergi İdaresi ne şekilde reaksiyon gösterecek?

Nitekim, Tebliğ’in 9. Maddesindeki açıklamalar dikkat çekici ve önemli açıklamalardır. Buna göre sermaye tamamlama fonunun;

  • Sermaye konulması veya borç verilmesi niteliğinde olmayıp karşılıksız olduğu,
  • Yapılan ödemelerin gelecekte yapılacak sermaye artırımına mahsuben bir avans olarak nitelendirilemeyeceği,
  • Bu fonun bilanço zararlarının kapatılması için getirilen yükümlülükler uyarınca yapılan ödemeler olduğu ve;
  • Bu ödemelerin öz kaynaklar içerisinde sermaye tamamlama fonu hesabında toplanır ve takip edileceği,

 ifade ediliyor.

Yapılan açıklamalar ışığında; artık ortaklardan alınan ödemelerin sermaye tamamlama fonu olarak bilançoda yer alması TTK yönünden mümkün olacak, bu fonun Tebliğ’de belirtildiği üzere karşılıksız, bir borca dayanmayan, sermayeye ilave zorunluluğu bulunmadığı gibi sermayeye ilave edilecek bir avans da olmadığı görülüyor.

Bilançoda yer verilecek bu fonun amacı bilanço zararlarının kapatılması olduğu için eğer şirketlerin yüklü geçmiş yıl zararları varsa bu zararların karşılıklı netlenerek kapatılmasında da kullanılması mümkün olacaktır. Eğer fon tasfiye veya benzer nedenlerle herhangi bir şekilde bilanço dışına çıkarılmadığı takdirde vergilendirilmesinin de söz konusu olmayacağı yönünde bir değerlendirme yapılabilir.

Tabi ki bu noktada, Tebliğ’deki açıklamaların vergi inceleme elemanları nezdinde ne şekilde değerlendirileceği, kabul görmesi halinde artık eleştiri konusu edilip edilmeyeceği de akla gelen en önemli sorulardır.  

Vergi İdaresinin de zarar telafi fonu uygulamasına yönelik Kurumlar vergisi ve KDV Kanununa yönelik görüşlerini gözden geçirmesi gerekmekte olup bu konudaki gelişmelerin eski vergi idaresi görüşlerine nasıl yansıyacağını önümüzdeki günlerde görmeyi umuyoruz.   

Zarar telafi fonu, sermaye tamamlama fonu gibi fonların gerek kurumlar vergisi ve transfer fiyatlandırması gerekse işlem vergileri olan KDV ve BSMV yönünden kritik edilme potansiyelinin bulunduğu hatırlatmakla birlikte mevcut yeni Tebliğ kapsamında olası tarhiyatlara karşı savunma argumanlarının daha kuvvetlendiğini söyleyebiliriz.  

Borca Batık Olma Durumunun Hesaplanmasına İlişkin Yeni Düzenleme

Aynı Tebliğ ile getirilen bir diğer önemli uygulama ise borca batık olma durumu, alınacak tedbirler, hangi mali tabloların dikkate alınacağı gibi konularda açıklamalar yapılarak Tebliğin son bölümünde yer alan Geçici maddedeki;

"(…) 1/1/2023 tarihine kadar, Kanunun 376 ncı maddesi kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararları dikkate alınmayabilir."

açıklamasına yer verilmesidir. 

Bu açıklama ile yabancı para cinsinden ortaklara borç, döviz cinsinden kredi borcu ve benzeri döviz cinsinden yabancı para yükümlülüklerden doğan kur farklarının ödeme yapılmadığı müddetçe değerlemesinden doğan negatif farklar olarak borca batıklık durumunun tespitinde dikkate alınmayacağı sonucu çıkarılıyor. Bu uygulama 1 Ocak 2023 tarihine kadar geçerli olacaktır.

Kanun koyucunun bu düzenleme ile son dönemdeki kur dalgalanmaları sebebiyle şirket bilançolarındaki sermaye erozyonunu önlemeyi, borca batıklık, teknik iflas pozisyonuna girecek olan şirketleri bu kur artışından korumayı amaçladığı söylenebilir. TMS uygulayan şirketlerce de bu uygulamanın yapılmasında bir engel olmadığının değerlendirilebileceği ifade ediliyor.

Bununla birlikte ilk değerlendirmeler olarak Tebliğ ile yapılan açıklamaların tek taraflı olarak sadece ödenmemiş yabancı para yükümlülükleri açısından değerlendirilmesi gerektiği, ödenmiş olan yabancı para borçlarda geriye dönük uygulanmayacağını söyleyebiliriz. Bilançonun aktif tarafındaki yabancı para alacakların ise değerlenerek kur farkı olarak gelir kalemlerine kaydedilmesine devam edileceğini düşündüğümüzde yapılan bu düzenlemenin sadece ödenmemiş yabancı para yükümlülüklerinden doğan negatif kur farkları için geçerli olduğu görülüyor. Bu durumun da TTK’nın bazı maddelerine aykırılık teşkil etmekte olduğu da ilk değerlendirmeler dahilindedir. 

Son olarak, Tebliğdeki ifadelerle ilgili olarak  önümüzdeki günlerde ilave değerlendirmelerin de yapılabileceğini vurgulamak isteriz.  

​ 

AuthorName: Hakan Güzeloğlu
AuthorName:ID: 40
CategoryName: teknik iflas
CategoryName:ID: 104
ShortDescription: 15 Eylül 2018 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Türk Ticaret Kanunu Tebliği ile özellikle son dönemde yaşadığımız kur dalgalanmaları sebebiyle borca batıklık diğer ifadesi olan teknik iflas konusunda önemli açıklamalar yapıldı. Tebliğ'in amacına baktığımızda…
Date: 9/27/2018
Attachments: https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/922/1188038533.jpg
https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/922/1188038533_small.jpg

izmir smmm, izmir muhasebe, izmir serbest muhasebeci,izmir mali müşavir,mali müşavir muhasebeci,izmir muhasebeci,smmm izmir