Kategoriler
Ş.A. YMM

İZAHA DAVET İŞLEMİ

Sirküler No: 3080

7194 sayılı Kanunun 25’inci maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun İzaha davet başlıklı 370’inci maddesinde 01.01.2020 tarihinden itibaren değişiklik yapılarak bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar ise 30.07.2020 tarih ve 31201 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 519 Sıra No’lu Vergi Usul Genel Tebliğ ile belirlenmiştir. 

İzaha davet müessesesi, verginin ziyaa uğradığına delalet eden emareler bulunduğuna dair yetkili merciler tarafından yapılmış ön tespitlerle ilgili olarak mükelleflerden açıklama talep edilerek yapılan değerlendirmeler sonucunda vergi ziyaına sebebiyet vermediği anlaşılanlar hakkında belirli şartlar dahilinde indirimli ceza uygulanmak suretiyle daha ağır müeyyidelerden korumaktadır.

Kendisine izaha davet yazısı tebliğ edilen mükellefler, davet konusu tespitle sınırlı olarak, bu Kanunun 371 inci maddesinde yer alan pişmanlık hükümlerinden yararlanamaz.

İzaha davet yazısının tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük süre içerisinde izahta bulunulması durumunda, yapılan izah değerlendirilerek değerlendirme sonucunu içeren yazı mükellefe tebliğ edilir.

Mükelleflerce yapılan izah sonucu vergi ziyaına sebebiyet verilmediğinin idarece anlaşılması hâlinde mükellefler söz konusu tespitle ilgili olarak vergi incelemesine tabi tutulmaz veya takdir komisyonuna sevk edilmez.

Mükelleflerce yapılan izahın yeterli bulunmaması hâlinde hiç verilmemiş olan vergi beyannamelerinin verilmesi, eksik veya yanlış yapılan vergi beyanının tamamlanması veya düzeltilmesi ve ödeme süresi geçmiş bulunan vergilerin, gecikme zammı oranında bir zamla aynı sürede ödenmesi şartıyla vergi ziyaı cezası, ziyaa uğratılan vergi üzerinden %20 oranında kesilir. Bu durum vergi incelemesi yapılmasına ve gerekirse tarhiyatın ikmaline engel teşkil etmez.

Ön tespitin ilgili olduğu konuya ilişkin olarak; 

Tespit tarihine kadar mükellef nezdinde bir vergi incelemesine başlanılmamış olmasını veya mükellefin takdir komisyonuna sevk edilmemiş olmasını,

İhbarda bulunulmamış olması ifade eder.

Kendisine izaha davet yazısı tebliğ edilenlerin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içerisinde yetkili komisyona izahta bulunmaları gerekmektedir. 

Yapılan izahının komisyonca yeterli bulunması halinde, mükellef hakkında söz konusu tespitle ilgili olarak vergi incelemesine ve takdir komisyonuna sevk işlemi yapılmaz. 

Katma değer vergisi (KDV) mükellefi olanlar açısından ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının belirlenmesinde, öncelikle tespit tarihine kadar verilen KDV beyannamelerinde yer alan indirilecek KDV’ye ilişkin her bir KDV oranı ayrı ayrı esas alınmak suretiyle söz konusu toplam mal ve hizmet alışlarına ulaşılacaktır.

Vergi Usul Kanununun 370 inci maddesinin (a) fıkrası kapsamında kendilerine izaha davet yazısı tebliğ edilen mükellefler, bu maddeye göre %20 oranında kesilen vergi ziyaı cezasına ilişkin ihbarnamelerin tebliği üzerine süresi içerisinde tarhiyat sonrası uzlaşma başvurusunda bulunabilir. Ancak, maddenin (b) fıkrası kapsamında ön tespite ilişkin yazı tebliğ edilen mükellefler, bu madde uyarınca kesilecek vergi ziyaı cezası için uzlaşma başvurusunda bulunamaz.

482 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlülük tarihi: 30.07.2020 dir.

Bilgilerinize sunar, sağlıklı günler dileriz.

Ş.A. Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.

PDF olarak görüntülemek için tıklayınız.

 

 

Kategoriler
Ş.A. YMM

ŞİRKETİN AKTİFİNE KAYITLI BULUNAN GAYRİMENKULÜN SATIŞINDA İSTİSNA UYGULANMASI HUSUSU

Sirküler No: 3040

Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığının 01.06.2020 tarih ve 93767041-125[4140072370]-E.44701 sayılı özelgesinde;

Şirket … tarihlerde çalışanlarına lojman yapmak üzere aktifine kaydedildiği belirtilen taşınmazların ekonomik şartlardan dolayı … tarihinde satışa çıkarılacağı, yapılacak satıştan doğan kazancın kurumlar vergisi ve KDV’den istisna olup olmadığı hususunda görüş talep edilmektedir.

Kurumlar Vergisi Kanunu yönünden;

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun istisnaları düzenleyen 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde; kurumların en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmı ile aynı süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazların satışından doğan kazançların %50’lik kısmının kurumlar vergisinden müstesna olduğu, bu istisnanın satışın yapıldığı dönemde uygulanacağı ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmının satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulmasının ve satış bedelinin satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesinin şart olduğu,

Hüküm altına alınmıştır.

Şirket ana sözleşmesindeki faaliyet konuları arasında menkul ve gayrimenkul alım satımı ve kiralama işlerinin yer aldığı, … ve … tarihlerinde satın alındığı belirtilen söz konusu taşınmazların lojman olarak kullanılmasına ilişkin … kararının … tarihinde alındığı, ayrıca bu taşınmazların da … tarihinde satışa çıkarılacağı ve söz konusu taşınmazların şirket faaliyetlerinin yürütülmesinde kullanılmadığı anlaşılmıştır.

Bu itibarla, taşınmaz ticareti ile uğraşan mükelleflerin sadece faaliyetlerinin yürütülmesine tahsis ettikleri taşınmazların satışından elde ettikleri kazançlara istisna uygulanabilecek olup bu mükelleflerin diğer taşınmazlarının satış kazancının istisnaya konu edilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Satışa konu edilecek taşınmazların iki tam yıl süreyle kurum aktifinde kayıtlı olması da durumu değiştirmemektedir.

Bu nedenle, satışa çıkarılacağı belirtilen taşınmazların satışından elde edilecek kazancın, Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Katma Değer Vergisi Kanunu yönünden;

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun 17/4-r maddesinde, kurumların aktifinde en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimlerin istisna olduğu, ancak istisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz ve iştirak hisselerinin teslimlerinin ise istisna kapsamında olmadığı vurgulanmaktadır.

Buna göre, Şirket tarafından satılacak taşınmazların taşınmaz ticaretine konu edilecek nitelikte olduğu anlaşıldığından, bu taşınmazların satışının 3065 sayılı Kanunun 17/4-r maddesindeki istisna kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayıp genel hükümler çerçevesinde KDV’ye tabi tutulması gerekmektedir.

Açıklamasına yer verilmiştir.

Bilgilerinize sunar, sağlıklı günler dileriz.

Ş.A. Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.

PDF olarak görüntülemek için tıklayınız.

 

 

 

 

 

 

Kategoriler
Ş.A. YMM

KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU İLE İLGİLİ ÖZELGE ÖZETLERİ

Sirküler No: 2993

30.01.2020 tarih ve 64597866-130[12]-E.3379 sayılı Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı özelgesi; 

Şirketin faaliyet konusunun her çeşit tabii ve suni kumaştan üretilmiş hazır giyim eşyaları ile tekstil ürünlerinin ithalatı, ihracatı ve pazarlaması olduğu, Atatürk Hava Limanı gümrüksüz bölgede (duty free bölgesinde) şube statüsündeki mağazada nihai tüketicilere perakende satış yapıldığı, söz konusu mağazaya ürünlerin tesliminin kendi adına düzenlenen fatura ve antrepo beyannamesi ile gerçekleştirildiği belirtilerek gümrüksüz satış mağazasına teslimi gerçekleştirilen ürünlerin ilk alımlarında yüklenilen Katma Değer Vergisinin iadeye konu edilip edilmeyeceği hususunda görüş talep edilmiştir. 

Şirketin, gümrüksüz satış mağazası niteliğini haiz şubeye KDV Kanununun 11 inci ve 12 nci maddelerinde yer alan hükümler çerçevesinde yapılan ve fatura ve antrepo giriş sayım tutanağını da ihtiva eden ilgili gümrük idaresi tarafından onaylı antrepo beyannamesi ile tevsik edilen teslimler KDV’den istisna olup, söz konusu teslimler nedeniyle yüklenilen KDV’nin, Tebliğde belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde iadesi mümkün bulunmaktadır.

03.10.2019 tarih ve 84974990-130[KDV-1/09/2018/İ/71]-E.336886 sayılı Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı özelgesi;

Üniversiteye ifa edilen yapım işlerine ilişkin olarak katma değer vergisi tevkifatı uygulanıp uygulanmayacağı hakkında görüş talep edilmiştir.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 9’uncu maddesi ile vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla, vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabileceği hüküm altına alınmıştır.

KDV Genel Uygulama Tebliğinde ise, kısmi tevkifat uygulayacak alıcılar, kısmi tevkifat uygulanacak teslim ve hizmetler belirtilmiş olup, kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları kısmi tevkifat yapmakla yükümlüler arasında sayılmıştır.

Vakıf Üniversiteleri kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşu olarak sayılmadığından kısmi tevkifat düzenlemeleri bakımından herhangi bir KDV tevkifatı yükümlülüğü bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, Üniversiteye ifa edilen yapım işlerine ilişkin bedel üzerinden hesaplanan KDV’nin tevkifata tabi tutulması söz konusu değildir. 

04.09.2019 tarih ve18008620-130[2015-701-86]-113116 sayılı Mersin Vergi Dairesi Başkanlığı özelgesi;

Gemi acenteliği faaliyetinde bulunan, yurt dışından gelen ve yurt dışına gönderilen yüklerle ilgili olarak alınan yükleme boşaltma gözetim gibi hizmetlerin faturalarını doğrudan yurt dışında mukim armatörlere düzenlediği, Mersin Limanı dışındaki limanlarda yapılan yükleme, boşaltma gibi hizmetlerin liman işletmeleri tarafından, gözetim hizmetinin ise, yetkilendirilen bir acente tarafından yerine getirildiği belirtilerek, liman işletmeleri ve alt acenteler tarafından firmaya fatura edilen söz konusu hizmetlerin KDV Kanununun 13/b maddesi kapsamında KDV istisnası uygulanıp uygulanmayacağı hususunda  görüş talep edilmiştir.

3065 sayılı KDV Kanununun 13/b maddesinde deniz ve hava taşıma araçları için liman ve hava meydanlarında yapılan hizmetlerin KDV’den istisna olduğu hükme bağlanmıştır.

İstisna uygulamasının tek safhalı olduğundan, gemiye veya acentesine doğrudan verilen hizmetlerin istisna kapsamında değerlendirilebileceği, alt yükleniciler tarafından verilen hizmetlerin istisna kapsamında mütalaa edilmeyeceği açıklanmıştır.

Liman sahasında gemi ve yük sahibi firmalara asıl yüklenici sıfatıyla şirket tarafından verilen veya gemi ve yük sahibi firmaların acentesi sıfatıyla tarafınıza verilen hizmetler istisna kapsamında değerlendirilecektir.

Ancak şirketin istisna kapsamında verdiği hizmetlerle ilgili mal ve hizmet alımları ise o mal ve/veya hizmetin tabi olduğu oranda KDV’ye tabi olacaktır.

02.09.2019 tarih ve39044742-130[Özelge]-E.706983 sayılı İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı özelgesi;

Şirketin gemi ve yat acenteliği konusunda hizmet verdiği, şirket tarafından yurt dışından gelen ya da yurt dışına giden yatlara limanlarda, seyirle ilgili her türlü belgenin ve seyir edecek olan yatlarda görevli personellerde (kaptan, aşçı, vb.) bulunması zorunlu belgelerin (gemi adamı belgesi vb.) hazırlanmasına ilişkin acentelik hizmeti verildiği belirtilerek, söz konusu hizmetlerin katma değer vergisinden istisna olup olmadığı hususunda görüş talep edilmiştir.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun 13/b maddesinde, deniz ve hava taşıma araçları için liman ve hava meydanlarında yapılan hizmetlerin KDV’den istisna olduğu hükme bağlanmıştır.

İstisna kapsamına, liman ve hava meydanlarında yük ve yolcuya verilen tahmil, tahliye ve benzeri hizmetler de dâhil olmak üzere, deniz ve hava taşıma araçları için yapılan seyrüsefere ilişkin her türlü hizmet girmektedir.

Bu kapsamda deniz ve hava taşıma aracına verilen temizlik, güvenlik gibi hizmetler istisna kapsamında değerlendirilir. İstisna kapsamındaki hizmetin nev’inin yanı sıra, hangi deniz veya hava taşıma aracı için verildiğinin faturada gösterilmesi şarttır.

Buna göre, şirket tarafından yurt dışından gelen ya da yurt dışına giden yatlara limanlarda verilen seyirle ilgili her türlü belgenin ve seyir edecek olan yatlarda görevli personellerde (kaptan, aşçı, vb.) bulunması zorunlu belgelerin (gemi adamı belgesi vb.) hazırlanmasına ilişkin acentelik hizmeti Kanunun 13/b maddesi uyarınca KDV’den istisnadır.

Bilgilerinize sunar, sağlıklı günler dileriz.

Ş.A. Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.

PDF olarak görüntülemek için tıklayınız.

 

 

Kategoriler
Ş.A. YMM

KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU İLE İLGİLİ ÖZELLİK ARZEDEN ÖZELGE ÖZETLERİ

Sirküler No: 2991

03.02.2020 tarih ve 39044742-KDV.11-121890 sayılı İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı özelgesi; 

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun geçici 17’nci maddesi kapsamında yurt içinden temin edilen hammaddeleri kullanarak imal edilen ürünlerin, KDV’li fatura düzenlenmek suretiyle dış ticaret sermaye şirketlerine ihraç edilmek üzere satışın gerçekleştirildiği, ihracat işlemlerinin dahilde işleme izin belgesinde öngörülen süre içerisinde tamamlandığı, gümrük beyannamelerinde imalatçı olarak yer aldığı belirtilerek, firma tarafından dahilde işleme izin belgesi kapsamında yurt içinden hammadde temin edilen satıcıların teslimlerinin tecil-terkin kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, değerlendirilmesi halinde dış ticaret sermaye şirketlerine yapılmış olunan teslimlerin tecil-terkine konu edilip edilemeyeceği hususunda görüş talep edilmiştir.

3065 sayılı Kanunun geçici 17’nci maddesinin uygulanmasında ihracat süresi olarak 3065 sayılı Kanunun (11/1-c) maddesindeki üç aylık süre yerine dahilde işleme izin belgesinde öngörülen süreler esas alınır.

(DİİB) sahibi mükelleflerin, 3065 sayılı Kanunun geçici 17’nci maddesi kapsamında temin ettiği malları kullanarak ürettiği malların DİİB sahibi alıcılara 3065 sayılı Kanunun geçici 17’nci maddesi kapsamında teslimi mümkündür. Ancak, bu kapsamda teslim edilen malların diğer DİİB’nin girdisi mahiyetinde olması ve her bir DİİB’nin dahilde işleme mevzuatına uygun olarak kapatılması gerekir.

Dahilde işleme izin belgesi kapsamında ihraç edilecek ürünlerin imalinde kullanılacak maddelerin DİİB sahibi mükelleflere tesliminde, 3065 sayılı Kanunun 11/1-c maddesinde düzenlenen tecil-terkin kapsamında işlem yapılabilecektir.

DİİB sahibi mükelleflerin belge kapsamında ürettikleri malları, ihraç etmesi ve KDV Kanununun geçici 17’nci maddesi ile 11/1-c maddesi kapsamında tecil-terkin uygulayarak teslimi esas olarak benimsenmiş olduğundan, DİİB sahibinin yurt içinden KDV ödenmeksizin satın aldığı girdileri kullanarak ürettiği ürünlerin, KDV tahsil edilerek satışında zamanında alınmayan verginin (DİİB sahibi) mükelleften aranacağı tabiidir.

31.01.2020 tarih ve 45404237-130[I-18-113]-E.21791 sayılı Bursa Vergi Dairesi Başkanlığı özelgesi;

Şirket tarafından Bursa ve Ankara Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde Ar-Ge faaliyetlerinin sürdürülebilmesi için gerekli olan bilgisayar ve alt yapı niteliğindeki yazılımların alımında Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 13/m ile geçici 39 uncu maddeleri kapsamında KDV istisnası uygulamasından yararlanılıp yararlanılamayacağı ve Vergi Usul Kanununun geçici 30 uncu maddesiyle düzenlenen kısaltılmış amortisman süresinden faydalanılıp faydalanılamayacağı hususlarında görüş talep edilmiştir.

3065 sayılı KDV Kanununun geçici 39 uncu maddesinde, teknoloji geliştirme bölgesi ile ihtisas teknoloji geliştirme bölgesinde, Ar-Ge ve tasarım merkezlerinde, araştırma laboratuvarlarında Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetlerinde bulunanlara, münhasıran bu faaliyetlerinde kullanılmak üzere yapılan yeni makina ve teçhizat teslimleri katma değer vergisinden müstesna olduğu hüküm altına alınmıştır.

Buna göre, şirket tarafından Ar-Ge faaliyetlerinde kullanılmak üzere bilgisayar satın alınması işlemi KDV Kanununun geçici 39 uncu madde kapsamında KDV’den istisna olacaktır.

Ancak, satın alınacak yazılımların istisna kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.

213 Sayılı Vergi Usul Kanununun geçici 30 uncu maddesinde, 2019 takvim yılı sonuna kadar iktisap edilen yeni makina ve teçhizat ile aynı tarihe kadar yatırım teşvik belgesi kapsamında iktisap edilen yeni makina ve teçhizat için uygulanacak amortisman oran ve süreleri, Maliye Bakanlığınca bu Kanunun 315 inci maddesine göre tespit ve ilan edilen faydalı ömür sürelerinin yarısı dikkate alınmak suretiyle hesaplanabilir.

Buna göre, Şirketin 4691, 5746 ve 6550 sayılı Kanunlar kapsamında faaliyette bulunuyor olması halinde, Ar-Ge, yenilik ve tasarım faaliyetlerinde kullanılmak üzere katma değer vergisinden müstesna olarak iktisap edilecek bilgisayarlar bakımından, söz konusu madde uygulamasından 497 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde öngörülen usul ve esaslar dahilinde yararlanmanız mümkün bulunmaktadır.

Ancak, yazılım harcamalarınız bakımından söz konusu madde uygulamasından yararlanmanız mümkün bulunmamaktadır.

Bilgilerinize sunar, sağlıklı günler dileriz.

Ş.A. Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.

PDF olarak görüntülemek için tıklayınız.

 

 

Kategoriler
Ş.A. YMM

İŞ ORTAKLIĞININ SONA ERMESİ NEDENİYLE DEVREDEN KDV TUTARININ İNDİRİM KONUSU YAPILMASI

Sirküler No: 2966

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Gelir Kanunları KDV-ÖTV Grup Müdürlüğünün 29.11.2019 tarih ve 39044742-130[Özelge]-E.1042808 sayılı özelgesinde;

…şirketi ile … şirketi “…   yapım işi” için kurduğu …. iş ortaklığının işin tamamlanması ile sona ereceği belirtilerek, İş Ortaklığına ait devreden katma değer vergisi (KDV) tutarının Şirket tarafından indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hususunda  görüş talep edilmiştir.

3065 sayılı KDV Kanununda;

Ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

Mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan KDV’den, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça, faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen KDV’yi indirebilecekleri,

Mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan KDV ile mükellefçe indirilebilecek KDV’nin, Gelir ve Kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde gider olarak kabul edilmeyeceği,

Hüküm altına alınmıştır.

KDV Genel Uygulama Tebliğinde ise; indirilemeyecek KDV’nin gelir ve kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde işin mahiyetine göre gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınacağı belirtilmiştir.

İş ortaklıkları KDV açısından ortaklardan ayrı bir mükellefiyete tabi tutulmaları sebebiyle, iş ortaklığına ait devreden KDV’nin ortakların kendi muhasebe kayıtlarında ve KDV beyannamelerinde hisseleri nispetinde indirim konusu yapılması mümkün değildir.

Buna göre, KDV Kanununun 29/1-a maddesi gereğince mükellefler kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen KDV’yi yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan KDV’den indirebileceklerinden, … İş Ortaklığına ait devreden KDV’nin şirketiniz tarafından indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, indirilemeyecek KDV’nin gelir ve kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde işin mahiyetine göre gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınacağı tabiidir.

Açıklamalarına yer verilmiştir.

Bilgilerinize sunar, sağlıklı günler dileriz.

Ş.A. Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.

PDF olarak görüntülemek için tıklayınız.

Kategoriler
Erta Denetim

Mükelleflerin Mücbir Sebep Kapsamında Olup Olmadığının Tespitine Yönelik Başvuru Şeklini Düzenleyen İç Genelge Yayımlandı

Bülten: 2020/48

MÜKELLEFLERİN MÜCBİR SEBEP KAPSAMINDA OLUP OLMADIĞININ TESPİTİNE YÖNELİK BAŞVURU ŞEKLİNİ DÜZENLEYEN İÇ GENELGE YAYIMLANDI.

Mücbir
sebep kapsamına alınan mükelleflerin belirlenmesinde mükelleflerin (gelir
vergisi mükellefleri hariç) 24.03.2020 tarihi itibariyle vergi dairesi
kayıtlarındaki ana faaliyet kodu dikkate alındığı belirtilmişti.

Tebliğ’de
yapılan düzenleme ile vergi dairesi kayıtlarında ana faaliyet kodu itibariyle
mücbir sebep halinde olduğu kabul edilen mükellefler arasında yer almamakla
beraber, mükelleflerin ana faaliyeti olarak belirlenen sektörlerden herhangi
birisinde fiilen uğraştığını ispat ve tevsik etmeleri halinde fiili uğraşılan
ana faaliyet mücbir sebebin varlığında dikkate alınacağı açıklanmıştı. Bu
mükelleflerin mücbir sebep kapsamında olup olmadıklarının tespit edilmesine
yönelik idareye yapılacak başvuru şekli ile Tebliğin uygulamasına ilişkin diğer
usul ve esasların açıklandığı 03.04.2020 tarih ve 2020/3 Seri No.lu Gelir
İdaresi Başkanlığı Uygulama İç Genelgesi yayımlanmıştır.

Buna
göre Özet olarak;

  1. Ana faaliyet kodu itibariyle Tebliğ’de
    yer alan mükelleflerin mücbir sebep hali kapsamına alınması vergi dairesi
    bazında resen yapılacaktır.
  2. Mükelleflerin ana faaliyet kodları,
    vergi dairesi sicil kayıtlarında ilk sırada yer alan altı haneli NACE meslek
    koduna göre tespit edilmektedir.
  3. Vergi dairesi sicil kayıtlarında ilk
    sırada yer alan Nace meslek kodunun belirlenen sektör grubunda olmaması rağmen
    mükellefin fiilen iştigal edilen ana faaliyetinin belirlenen sektörlerde yer
    aldığının ispat ve tevsik edilmesi halinde ana faaliyet kodu yerine fiilen
    gerçekleştirilen faaliyet ana faaliyet alanı kabul edilecektir. 
  4. Mükellefin ana faaliyet kodu olarak
    kaydedilmesi gerektiğini iddia ettiği faaliyet kodundan elde ettiği brüt
    hasılatın, diğer faaliyet kodlarından elde ettiği brüt hasılattan fazla olması
    şarttır.

Brüt
hasılatın tespitinde 2019 hesap dönemi veya 2019 IV. geçici vergi dönemi, özel
hesap dönemine tabi mükelleflerde 2019 yılında sonuçlanan özel hesap dönemi, bir
yıldan kısa süredir faaliyette bulunulması durumunda faaliyette bulunulan dönem
sonuçları dikkate alınacaktır.

Sunulacak Raporda hasılat
tespitine yönelik olarak;


Mükellefin son dört geçici vergi dönemine ilişkin verdiği beyannameleri ekinde
yer alan ve en yüksek hasılatı elde ettiğini bildirdiği meslek kodlarına
ilişkin bilgiler,


Ayrıntılı gelir tablosu bilgileri,


Form Ba-Bs bildirimlerine ilişkin değerlendirmeler,

ile
benzeri bilgi, belge, veri ve değerlendirmelere yer verilerek mükellefin
hakikatte kayıtlı olması gereken ana faaliyet kodu ortaya konulur ve ana
faaliyet kodu değişikliği işleminin gerçekleştirilmesi yönünde talepte
bulunulur.

Bu
kapsamdaki başvurular, ana faaliyet alanını ispata yönelik tüm belgelerin
ekinde yeraldığı “Ana faaliyet Kodu Değişikliği Raporu” ile İnteraktif Vergi
Dairesi üzerinden yapılacaktır.

Örnek 1: Mükellef (A) A.Ş. öteden beri
faaliyetine devam eden bir şirkettir. Mükellef, vergi dairesi kayıtlarına
göre 3 ayrı faaliyet kodunda faaliyette bulunmakta olup kodlara ilişkin
bilgiler aşağıdaki gibidir.

Ana Faaliyet
Kodu – 812101- Binaların genel temizliği

Faaliyet
Kodu – 812903 – Park ve caddelerin süpürülerek yıkanması, temizlenmesi
faaliyetleri

Faaliyet
Kodu – 412002 – İkamet amaçlı binaların inşaatı

Mükellef, ana
faaliyet kodu itibarıyla mücbir sebep kapsamında bulunmamaktadır. Ancak
mükellef ana faaliyet alanının ikamet amaçlı binaların inşaatı olduğunu ve ana
faaliyet kodunun mücbir sebep kapsamında bulunan “412002” kodu olması
gerektiğini iddia etmektedir.

Sunulan
Raporun incelenmesinden mükellefin 2019 hesap döneminde elde ettiği hasılatın
faaliyet kodları itibarıyla aşağıdaki gibi olduğu anlaşılmıştır.

  2019 hesap dönemi hasılatı Hasılatın
  (TL) Yüzdesi
812101 No.lu Kod Hasılatı (*)                    1.150.000,00 36,51%
812903 No.lu Kod Hasılatı (*)                       600.000,00 19,05%
412002 No.lu Kod Hasılatı (*)                    1.400.000,00 44,44%
Hasılat Toplamı                    3.150.000,00  

(*)
Mükellefin tüm faaliyet kodları vergi dairesine kayıtlıdır.

Mükellefin
2019 hesap döneminde “412002” kodundan elde ettiği hasılatın tüm
kodlardan elde ettiği hasılata oranının %44,44 olduğu ve bu oranın oransal
olarak en yüksek hasılatın elde edildiği kod olduğu dikkate alındığında, mükellefin
ana faaliyet kodunun “412002” olarak değiştirilmesi ve mücbir sebep
kapsamına alınması gerekmektedir.

5. “Örnek 1” de yer aldığı üzere
mükellefin fiilen gerçekleştirilen faaliyetin ana faaliyet alanı kabul edilmesi
başvurularında ana faaliyet alanının ispatına yönelik tüm belgeler ile
“Ana Faaliyet Kodu Değişikliği Raporu” sunulacaktır. Başvurular
interaktif vergi dairesi üzerinden yapılacaktır.   

İlgili İç Genelge
Aşağıda Yer Almaktadır;

T.C. HAZİNE VE MALİYE BAKANLIĞI Gelir İdaresi
Başkanlığı

Sayı: 80100189-105[13-1540]-E.42718 03.04.2020

Konu: 518 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel
Tebliği uygulaması hk.

UYGULAMA İÇ GENELGESİ SERİ NO: 2020/3

Bilindiği gibi, 24/3/2020 tarihli ve 31078 mükerrer
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 518 Sıra No.lu Vergi Usul
Kanunu Genel Tebliği (Tebliğ) ile Çin Halk Cumhuriyeti’nin Vuhan kentinde
ortaya çıkan ve birçok ülkeye yayılan Koronavirüs (COVID-
19) salgınından ve bu kapsamda alınan tedbirlerden doğrudan etkilenen ve mezkûr
Tebliğle belirlenen mükelleflerin 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mücbir sebep
hükümlerinden faydalandırılması hakkında açıklamalar yapılmıştır.

Tebliğ kapsamında mücbir sebep halinde olduğu kabul
edilen mükellefler, mücbir sebep dönemine isabet eden yükümlülüklere yönelik
açıklamalar, Tebliğin 3’üncü maddesinin üçüncü fıkrasına istinaden mükellefin
mücbir sebep kapsamında olup olmadığının tespit edilmesine yönelik başvuruların
şekli, komisyonların kurulması ve çalışma usul ve esasları ile Tebliğin
uygulamasına ilişkin diğer usul ve esaslar bu İç Genelgenin konusunu
oluşturmaktadır.

1. 1/4/2020 tarihinde başlayan mücbir sebep hali

Tebliğin 3 üncü maddesiyle belirlenen mükelleflerin
1/4/2020 ila 30/6/2020 (bu tarihler dâhil) tarihleri arasında mücbir sebep
halinde olduğu kabul edilmiştir. Mezkûr mücbir sebep hali ile ilgili
açıklamalara aşağıda yer verilmiştir.

1.1. Kapsama giren mükellefler

Tebliğin 3’üncü maddesi ile;

a) Ticari,
zirai ve mesleki kazanç yönünden gelir vergisi mükellefiyeti bulunan
mükelleflerin (İhtiyari olarak katma değer vergisi (KDV) beyannamesi veren
ticari kazançları basit usulde tespit edilen mükellefler, bilanço veya işletme
hesabı esasına göre defter tutan ticaret erbabı ve kazançları gerçek usulde
vergilendirilen zirai kazanç sahipleri ile serbest meslek erbabı)

b) Koronavirüs
salgınından doğrudan etkilenen ve ana faaliyet alanı itibarıyla; alışveriş
merkezleri dâhil perakende, sağlık hizmetleri, mobilya imalatı, demir çelik ve
metal sanayii, madencilik ve taş ocakçılığı, bina inşaat hizmetleri,
endüstriyel mutfak imalatı, otomotiv imalatı ve ticareti ile otomotiv sanayii
için parça ve aksesuar imalatı, araç kiralama, depolama faaliyetleri dâhil
lojistik ve ulaşım, sinema ve tiyatro gibi sanatsal hizmetler, matbaacılık
dahil kitap, gazete, dergi ve benzeri basılı ürünlerin yayımcılık faaliyetleri,
tur operatörleri ve seyahat acenteleri dahil konaklama faaliyetleri, lokanta,
kıraathane dahil yiyecek ve içecek hizmetleri, tekstil ve konfeksiyon imalatı
ve ticareti ile halkla ilişkiler dahil etkinlik ve organizasyon hizmetleri
sektörlerinde faaliyette bulunan mükelleflerin,

c) Ana faaliyet
alanı itibarıyla İçişleri Bakanlığınca alınan tedbirler kapsamında geçici
süreliğine faaliyetlerine ara verilmesine karar verilen işyerlerinin bulunduğu
sektörlerde faaliyette bulunan mükelleflerin,

1/4/2020 ila 30/6/2020 (bu tarihler dâhil) tarihleri
arasında mücbir sebep halinde olduğu kabul edilmesi uygun bulunmuştur.

Yukarıda yer alan mükelleflerin sistemsel olarak
mücbir sebep hali kapsamına alınması işlemleri her bir vergi dairesi bazında
Başkanlığımız tarafından gerçekleştirilecektir.

1.2. Ana faaliyet koduyla ilgili başvurular

Mükellefin ana faaliyet alanlarının tespit edilmesinde
Tebliğin yayımı tarihi itibarıyla vergi dairesi kayıtlarındaki ana faaliyet
kodu dikkate alınır. Ana faaliyet kodundan kasıt, mükelleflerin sicil
kayıtlarında ilk sırada yer alan altı haneli NACE meslek kodudur. Mükellefin
vergi dairesi kayıtlarındaki ana faaliyet kodu itibarıyla bu İç Genelgenin
(1.1) numaralı bölümünde sayılan sektörler arasında bulunmamasına rağmen ana
faaliyet alanı olarak bu sektörlerden herhangi birisinde fiilen iştigal
ettiğini ispat ve tevsik etmesi halinde, mükellefin mücbir sebep kapsamında
olup olmadığının tespitinde ana faaliyet kodu yerine fiilen iştigal edilen ana
faaliyet alanı dikkate alınır ve sicil kayıtlarındaki ana faaliyet kodu yeni
duruma göre düzeltilir.

1.2.1. Başvuru şekli

Bu kapsamdaki başvurular, fiilen iştigal edilen ana
faaliyet alanını ispat etmeye matuf tüm belgelerin ekinde yer aldığı “Ana
Faaliyet Kodu Değişikliği Raporu” (Rapor) eklenmek suretiyle İnteraktif
Vergi Dairesi üzerinden yapılır.

Ana faaliyet kodu değişikliği için; mükellefin esas
alınmasını istediği ana faaliyet alanından (ana faaliyet kodu olarak
kaydedilmesi gerektiğini iddia ettiği faaliyet kodundan) elde ettiği brüt
hasılatın, diğer faaliyet kodlarından elde ettiği brüt hasılattan fazla olması
şarttır.

Brüt hasılatın tespitinde 2019 hesap dönemi veya 2019
IV. geçici vergi dönemi, özel hesap dönemine tabi mükelleflerde 2019 yılında
sonuçlanan özel hesap dönemi, bir yıldan kısa süredir faaliyette bulunulması
durumunda faaliyette bulunulan dönem sonuçları dikkate alınır.

Sunulacak Raporda hasılat tespitine yönelik olarak;

– Mükellefin son dört geçici vergi dönemine ilişkin
verdiği beyannameleri ekinde yer alan ve en yüksek hasılatı elde ettiğini
bildirdiği meslek kodlarına ilişkin bilgiler,

– Ayrıntılı gelir tablosu bilgileri,

– Form Ba-Bs bildirimlerine ilişkin değerlendirmeler

ile benzeri bilgi, belge, veri ve değerlendirmelere
yer verilerek mükellefin hakikatte kayıtlı olması gereken ana faaliyet kodu
ortaya konulur ve ana faaliyet kodu değişikliği işleminin gerçekleştirilmesi
yönünde talepte bulunulur.

Mükellefin ana faaliyet kodunun değiştirilmesi
işlemleri, bu bölümde yer alan komisyonun olumlu mütalaası ve vergi dairesi
başkanının veya görevlendireceği grup müdürünün onayıyla gerçekleştirilir.

Onay işleminden sonra, alınan karar bir üst yazı
ekinde ilgili vergi dairesine gönderilir. Faaliyet kodunun değiştirilmesine
karar verilen mükelleflerin sicil kayıtlarındaki ana faaliyet kodu yeni duruma
göre düzeltildikten sonra anılan mükelleflerin mücbir sebep kapsamına
alınabilmesi için sistemde tanımlanan ekranlara bilgi girişi yapılır.

Örnek 1: Mükellef (A) A.Ş. öteden beri faaliyetine devam eden bir şirkettir.
Mükellef, vergi dairesi kayıtlarına göre 3 ayrı faaliyet kodunda faaliyette
bulunmakta olup kodlara ilişkin bilgiler aşağıdaki gibidir.

Ana faaliyet kodu – 812101- Binaların genel temizliği
(daire, apartman, büro, fabrika, kurum, mağaza vb. her türlü binanın genel
temizliği dâhil; pencere, baca, sanayi makinesi vb. uzmanlaşmış temizlik
faaliyetleri hariç)

Faaliyet Kodu – 812903 – Park ve caddelerin
süpürülerek yıkanması, temizlenmesi faaliyetleri

Faaliyet Kodu – 412002 – İkamet amaçlı binaların
inşaatı (müstakil konutlar, birden çok ailenin oturduğu binalar, gökdelenler
vb.nin inşaatı) (ahşap binaların inşaatı hariç)

Mükellef, ana faaliyet kodu itibarıyla bu İç
Genelgenin (1) numaralı bölümünde yer alan mücbir sebep kapsamında
bulunmamaktadır. Bununla birlikte mükellef ana faaliyet alanının ikamet amaçlı
binaların inşaatı olduğunu ve ana faaliyet kodunun mücbir sebep kapsamında
bulunan “412002” kodu olması gerektiğini iddia etmektedir.

Sunulan Raporun tetkikinden mükellefin 2019 hesap
döneminde elde ettiği hasılatın faaliyet kodları itibarıyla aşağıdaki gibi
olduğu anlaşılmıştır.

  2019 hesap dönemi hasılatı (TL) Hasılatın yüzdesi
“812101” No.lu Kod Hasılatı 1.150.000 36,60%
“812903” No.lu Kod Hasılatı 600.000 19%
“412002” No.lu Kod Hasılatı 1.400.000 44,40%
Hasılat Toplamı 3.150.000 100%

Mükellefin 2019 hesap döneminde “412002” kodundan elde ettiği
hasılatın tüm kodlardan elde ettiği hasılata oranının %44,4 olduğu ve bu oranın
oransal olarak en yüksek hasılatın elde edildiği kod olduğu dikkate
alındığında, mükellefin ana faaliyet kodunun “412002” olarak
değiştirilmesi ve mücbir sebep kapsamına alınması gerekmektedir.

1.2.2. Komisyonun teşekkülü

Ana faaliyet kodunun değiştirilmesine yönelik
başvuruları ve mükellefin mücbir sebep kapsamında olup olmadığını
değerlendirmek amacıyla vergi dairesi başkanlıklarına bağlı olarak görev
yapacak “Ana Faaliyet Kodu Değerlendirme Komisyonu” kurulur.

Komisyon; grup müdürü, vergi dairesi müdürü veya müdür
başkanlığında, vergi dairesi başkanı tarafından belirlenen toplam üç kişiden
oluşur. İş yüküne ve ihtiyaca bağlı olarak vergi dairesi başkanlığına bağlı
olarak birden fazla komisyon kurulmasına vergi dairesi başkanı tarafından karar
verilir.

Komisyon, üyelerinin tamamının katılımıyla toplanır ve
çoğunlukla karar alır. Alınan kararlar tutanağa geçirilerek tüm üyeler
tarafından imzalanır. Komisyon başkanı ve üyelerinin herhangi bir nedenle
görevlerinin başında bulunamamaları halinde, bunlara vekâlet edenler komisyonda
görev yapar.

1.2.3. Komisyonun görev ve yetkileri

Komisyon;

a) Kendisine
intikal ettirilen Rapor ve ekinde yer alan bilgi, bulgu veya verilerden
hareketle mükellefin fiilen iştigal ettiği ana faaliyet alanına ve dolayısıyla
olması gereken ana faaliyet koduna ilişkin çalışmalarını başvurudan itibaren 15
gün içerisinde sonuçlandırır.

b) Yaptığı
çalışmalar neticesinde mükellefin ana faaliyet kodunun değiştirilmesi ve bu İç
Genelgenin (1) numaralı bölümü kapsamında mücbir sebep kapsamına alınması
gerektiğini değerlendirmesi durumunda olumlu, aksi halde olumsuz mütalaasını
içeren yazıyı vergi dairesi başkanının veya vergi dairesi başkanı tarafından
görevlendirilen grup müdürünün onayına sunar.

c) Mükellef
başvurusunun uygun görülmemesi halinde bu durumu içeren vergi dairesi başkanı
veya görevlendirilen grup müdürü imzalı yazıyı mükellefe tebliğ eder ve bu
durumu mükellefin bağlı olduğu vergi dairesine de ayrıca bildirir.

ç) Mükellef
başvurusunun onaylanması halinde ana faaliyet kodunun değiştirilmesi ve
mükellefin mücbir sebep kapsamına alınması ile ilgili işlemlerin
sonuçlandırılması amacıyla mükellefin bağlı olduğu vergi dairesine yazılı
olarak bilgi verir.

d) Mükellefin
sunduğu Rapor ve diğer belgeler dışında ihtiyaç duyduğu ilave bilgi ve
belgeleri mükelleften ister.

1.2.4. Sekretarya hizmetleri

Komisyonun sekretarya hizmetleri, mevcut veya uygun
görülen yerde ve sayıda kurulan servis tarafından yürütülür. Servis, komisyon
tarafından verilen görevleri yerine getirir. Servislerde yukarıda sayılan
görevleri yerine getirebilecek sayıda personel görevlendirilir.

Yukarıda yer alan görevler mevcut ya da yeni kurulacak bir müdürlük tarafından
da yerine getirilebilir.

1.3. Ertelenecek vergi ödevleri

Bu İç Genelgenin (1) numaralı bölümü kapsamında mücbir
sebep halinde olduğu kabul edilen mükelleflerin aşağıda yer alan vergi ödevleri
aşağıda belirtilen tarihlere kadar uzatılmıştır.

1.3.1. 2020/Mart (2020/Ocak-Şubat-Mart dâhil) dönemine
ait vergi ödevleri

– 27/4/2020 tarihine kadar verilmesi gereken 2020/Mart
(2020/Ocak-Şubat-Mart dâhil) dönemine ait Muhtasar Beyannameler (Muhtasar ve
Prim Hizmet Beyannameleri dâhil) ve KDV Beyannamelerinin verilme süreleri,

– 30/4/2020 tarihine kadar verilmesi gereken
“Form Ba-Bs” bildirimlerinin verilme ve mezkur tarihe kadar
oluşturulması ve imzalanması gereken e-Defterlerin oluşturulma ve imzalanma ile
aynı sürede Başkanlığımız Bilgi İşlem Sistemine yüklenmesi gereken
“Elektronik Defter Beratları”nın yüklenme süreleri 27/7/2020
Pazartesi,

– Bu beyannamelere istinaden tahakkuk eden vergilerin
ödeme süreleri 27/10/2020 Salı günü sonuna kadar uzatılmıştır.

1.3.2. 2020/Nisan dönemine ait vergi ödevleri

– 27/5/2020 tarihine kadar verilmesi gereken
2020/Nisan dönemine ait Muhtasar Beyannameler (Muhtasar ve Prim Hizmet
Beyannameleri dâhil) ve KDV Beyannamelerinin verilme süreleri,

– 1/6/2020 tarihine kadar verilmesi gereken “Form
Ba-Bs” bildirimlerinin verilme ve mezkûr tarihe kadar oluşturulması ve
imzalanması gereken e-Defterlerin oluşturulma ve imzalanma ile aynı sürede
Başkanlığımız Bilgi İşlem Sistemine yüklenmesi gereken “Elektronik Defter
Beratları”nın yüklenme süreleri

27/7/2020 Pazartesi,

– Bu beyannamelere istinaden tahakkuk eden vergilerin
ödeme süreleri 27/11/2020 Cuma günü sonuna kadar uzatılmıştır.

1.3.3. 2020/Mayıs dönemine ait vergi ödevleri

– 26/6/2020 tarihine
kadar verilmesi gereken 2020/Mayıs dönemine ait Muhtasar Beyannameler (Muhtasar
ve Prim Hizmet Beyannameleri dâhil) ve KDV Beyannamelerinin verilme süreleri,

– 30/6/2020 tarihine kadar verilmesi gereken “Form Ba-Bs”
bildirimlerinin verilme ve mezkur tarihe kadar oluşturulması ve imzalanması
gereken e-Defterlerin oluşturulma ve imzalanma ile aynı sürede Başkanlığımız
Bilgi İşlem Sistemine yüklenmesi gereken “Elektronik Defter
Beratları”nın yüklenme süreleri

27/7/2020 Pazartesi,

– Bu beyannamelere istinaden tahakkuk eden vergilerin
ödeme süreleri 28/12/2020 Pazartesigünü sonuna kadar uzatılmıştır.

2. 22/3/2020 tarihinde başlayan mücbir sebep hali

Tebliğin 5’inci maddesinde belirtilen mükelleflerin
22/3/2020 tarihi ila sokağa çıkma yasağının sona ereceği tarih (bu tarihler
dâhil) arasında mücbir sebep halinde olduğu kabul edilmiştir. Mezkûr mücbir
sebep hali ile ilgili açıklamalara aşağıda yer verilmiştir.

2.1. Kapsama giren mükellefler

İçişleri Bakanlığınca alınan tedbirler kapsamında;

a) 65 yaş ve
üstünde olması nedeniyle sokağa çıkma yasağı kapsamına giren gelir vergisi
mükellefleri (meslek mensuplarının kendi mükellefiyetleri dâhil),

b) Kronik
rahatsızlığı bulunması nedeniyle sokağa çıkma yasağı kapsamına giren gelir
vergisi mükellefleri (meslek mensuplarının kendi mükellefiyetleri dâhil),

c) Gelir
vergisi, kurumlar vergisi, KDV veya muhtasar gibi beyannameleri ve bildirimleri
(a) veya (b) bendi kapsamında bulunan meslek mensuplarınca verilen mükellefler

22/3/2020 tarihi ila sokağa çıkma yasağının sona
ereceği tarih (bu tarihler dâhil) arasında mücbir sebep halinde olacaktır.

(c) bendi
uyarınca mücbir sebep kapsamının tespitinde 24/3/2020 tarihi itibarıyla geçerli
olan “Aracılık ve Sorumluluk Sözleşmesi” uyarınca
beyanname/bildirimlerin (a) veya (b) bendi kapsamındaki meslek mensuplarınca
verilmesi şarttır.

Mükelleflerin, 65 yaş ve üstü meslek mensubu ile
24/3/2020 tarihinden sonra imzalanan sözleşmelere istinaden mücbir sebep
kapsamına alınması mümkün değildir. Öte yandan bu tarihten önce 65 yaş ve üstü
meslek mensubu ile yapılan sözleşmenin bu tarihten sonra sona ermesi veya iptal
edilmesi halinde, söz konusu meslek mensubu tarafından artık verilemeyecek
beyanname/bildirimler itibarıyla mükellefler mücbir sebep kapsamından
çıkarılacaktır.

Öte yandan 65 yaş ve üstü olunması nedeniyle
beyanname/bildirim verme ve ödeme sürelerinin uzatılması Başkanlığımızca re’sen
gerçekleştirilecek olup bu kapsamdaki süre uzatımına ilişkin herhangi bir
başvuru alınmayacaktır.

Kronik rahatsızlık nedeniyle beyanname/bildirim verme
ve ödeme sürelerinin uzatılması için bu rahatsızlığın sağlık kuruluşlarından
alınacak muteber belgelerle ispat ve tevsik edilmesi şarttır. Bu kapsamdaki
süre uzatımı işlemi, mükellefin kronik rahatsızlığı bulunduğuna dair beyanını
içeren İnteraktif Vergi Dairesi üzerinden vereceği başvurusuna istinaden
yapılacaktır. Bununla birlikte kronik rahatsızlığın bulunduğuna dair belgenin
sokağa çıkma yasağının sona ereceği günü takip eden 30 gün içerisinde bağlı
olunan vergi dairesine ibraz edilmesi şarttır. Söz konusu belgenin belirlenen
süre içerisinde ibraz edilmemesi durumunda mükellefin mücbir sebep tanımlaması
kaldırılacak ve mücbir sebep dönemine ilişkin tahakkuklar ve diğer kayıtlar
düzeltilecektir.

2.2. Vergi ödevlerinin ertelenmesi

Tebliğin 6’ncı maddesi gereğince 22/3/2020 tarihinden
itibaren verilmesi gereken beyanname/bildirimlerin verilme süreleri ile bunlara
istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme sürelerinin son günü, sokağa çıkma
yasağının sona ereceği günü takip eden 15’inci günün sonuna kadar uzatılmıştır.

Sokağa çıkma yasağının bittiği tarihte
beyanname/bildirim verme süresinin son gününe 15 günden fazla süre kalması
halinde, beyanname/bildirim verme ile ödeme süresi olarak kanuni sürelerin
dikkate alınacağı tabiidir.

Öte yandan Tebliğde beyanname ve bildirimlerle ilgili
özel bir belirleme yapılmadığından mücbir sebep dönemine ait tüm vergi
beyanname ve bildirimleri bu kapsamda değerlendirilecektir.

Örnek 2: Meslek mensubu Bayan (B)’nin gelir vergisi, gelir geçici vergi, KDV ve
muhtasar yönünden mükellefiyeti olup Bayan (B) bu İç Genelgenin (2) numaralı
bölümü uyarınca mücbir sebep kapsamındadır. Bayan (B) 24/3/2020 tarihi
itibarıyla 10 kurumlar vergisi mükellefinin kurumlar, muhtasar ve KDV
beyannameleri ile Form Ba-Bs bildirimlerini elektronik ortamda göndermektedir.
Söz konusu 10 mükellefin hiçbirisi 1/4/2020 tarihinde başlayan mücbir sebep
hali kapsamında değildir. İlan edilen sokağa çıkma yasağı 22/4/2020 tarihinde
sona ermiştir.

Bahse konu 10 mükellefin 2019 hesap dönemine ilişkin
kurumlar vergisi beyannameleri, 2020/Şubat ve 2020/Mart dönemi KDV ve muhtasar
beyannameleri ile aynı dönemlere ilişkin Form Ba-Bs bildirimleri 7/5/2020 günü
sonuna kadar verilecek, bu beyannamelere istinaden tahakkuk eden vergiler de
aynı süre içinde ödenecektir.

Örnek 3: Yukarıdaki
örnekte sokağa çıkma yasağının 6/5/2020 tarihinde sona ermesi halinde ise;

Söz konusu 10 mükellefin 2019 yılı kurumlar vergisi
beyannamesi, 2020/Şubat ve 2020/Mart dönemi KDV ve muhtasar beyannameleri, aynı
dönemlere ilişkin Form Ba-Bs bildirimleri ile 2020 I. dönem geçici vergi
beyannamesi 21/5/2020 günü sonuna kadar verilecek, bu beyannamelere istinaden
tahakkuk eden vergiler de aynı süre içinde ödenecektir.

2020/Nisan dönemi KDV ve muhtasar beyannameleri, 15
günden fazla süre bulunduğundan kanuni süresi olan 27/5/2020 günü sonuna kadar
verilecek olup bu beyannamelere istinaden tahakkuk eden vergiler de aynı süre
içinde ödenecektir. 2020/Nisan dönemine ilişkin Form Ba-Bs bildirimleri ise, 15
günden fazla süre bulunduğundan kanuni süresi olan 1/6/2020 günü sonuna kadar
verilecektir.

3. 1/4/2020 ve 22/3/2020 tarihinde başlayan mücbir
sebep hallerinin her ikisinin de kapsamına giren mükelleflerin durumu

Mükelleflerin gerek bu İç Genelgenin (1) numaralı
gerekse (2) numaralı bölümü uyarınca mücbir sebep halinde bulunması durumunda,
mükellef her iki bölüm kapsamındaki mücbir sebep hükümlerinden de
faydalanacaktır.

Bu kapsamda 2020/Mart (Ocak-Şubat-Mart dönemi dâhil), 2020/Nisan
ve 2020/Mayıs dönemine ait olan ve bu İç Genelgenin (1.3) numaralı bölümünde
sayılan vergisel ödevler mezkûr bölümde anlatıldığı sürelerde yerine
getirilecektir.

Ayrıca (1) numaralı bölümdeki mücbir sebep dönemlerine
ait olmakla birlikte bu bölümde sayılmayan beyanname ve bildirimler ile
22/3/2020 tarihinden itibaren verilmesi gereken 2020/Şubat dönemine ait
beyanname ve bildirimlerin tamamı sokağa çıkma yasağının sona ereceği günü
takip eden 15’inci günün sonuna kadar verilecek, tahakkuk eden vergiler de aynı
sürede ödenecektir.

Öte yandan sokağa çıkma yasağının bittiği tarihte
beyanname/bildirim verme süresinin son gününe 15 günden fazla süre kalması
halinde, beyanname/bildirim verme ile ödeme süresi olarak kanuni sürelerin
dikkate alınacağı tabiidir.

Örnek 4: Mükellef (A) Ltd. Şti.’nin, kurumlar vergisi, geçici vergi, muhtasar ve KDV
mükellefiyeti bulunmaktadır. Mükellef, geçici süreliğine faaliyetine ara
verilen işyeri nedeniyle
(1) numaralı bölümdeki, beyanname ve bildirimleri kronik rahatsızlığı nedeniyle
sokağa çıkma yasağı bulunan meslek mensubu tarafından verildiği için (2)
numaralı bölümdeki mücbir sebep hali kapsamındadır. İlan edilen sokağa çıkma
yasağı 4/6/2020 tarihinde sona ermiştir. Buna göre mükellefin
beyanname/bildirim verme ve ödeme tarihleri aşağıdaki gibi olacaktır.

Mükellefin 2020/Mart, 2020/Nisan ve 2020/Mayıs
dönemine ait olan ve bu İç Genelgenin (1.3) numaralı bölümünde sayılan vergisel
ödevleri mezkur bölümde anlatıldığı sürelerde yerine getirilecektir. Bu
kapsamda örneğin 26/6/2020 tarihine kadar verilmesi gereken 2020/Mayıs dönemine
ait KDV ve muhtasar beyannameleri 27/7/2020 Pazartesi günü sonuna kadar
verilecek, bu beyannamelere istinaden tahakkuk eden vergiler ise 28/12/2020
Pazartesi günü sonuna kadar ödenecektir.

Öte yandan mükellefin 2020/Şubat dönemine ait;
muhtasar beyanname, KDV beyannamesi, Form Ba-Bs bildirimi, 2019 hesap dönemine
ait kurumlar vergisi beyannamesi ile 2020 yılı I. geçici vergi dönemine ait
geçici vergi beyannamesi 19/6/2020 Cuma günü sonuna kadar verilecek, bu
beyannamelere istinaden tahakkuk eden vergiler de aynı sürede ödenecektir.

4. Diğer hususlar

Sosyal güvenlik mevzuatı gereğince sigortalıların
mücbir sebep dönemine ilişkin prime esas kazanç ve hizmet bilgilerinin Muhtasar
ve Prim Hizmet Beyannamesi ile bildirilmesinin zorunlu olması durumunda mücbir
sebep, bu beyannamelerin vergi kesintilerine ilişkin kısmının beyan ve ödeme
sürelerinin ertelenmesi için geçerli olacaktır.

izmir smmm, izmir muhasebe,izmir mali müşavir,mali müşavir izmir,muhasebeci izmir,izmir muhasebeci,smmm izmir

Kategoriler
Erta Denetim

Mücbir Sebep Nedeniyle İhraç Kayıtlı Teslimlere İlişkin İhracat Sürelerinin Uzatılması

Bülten: 2020-44

MÜCBİR SEBEP NEDENİYLE İHRAÇ KAYITLI TESLİMLERE İLİŞKİN İHRACAT SÜRELERİNİN UZATILMASI

Koronavirüs (COVID-19) salgını sebebiyle,
3065 sayılı Kanunun (11/1-c) maddesinde düzenlenen tecil-terkin uygulaması
kapsamında teslim edilen malların ihracat sürelerinin uzatılmasına ilişkin
Sirküler yayınlandı.

İlgili sirkülerin detayı aşağıda yer
almaktadır.

T.C. HAZİNE VE MALİYE BAKANLIĞI

Gelir İdaresi Başkanlığı

 KATMA DEĞER VERGİSİ
SİRKÜLERİ/68

Konusu: Mücbir Sebep Nedeniyle İhraç Kayıtlı Teslimlere İlişkin İhracat Sürelerinin Uzatılması

Tarihi: 31/3/2020

Sayısı: KDV-68/2020-1

İlgili Kanun Maddesi: 3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun (11/1-c) Maddesi

1. Giriş:

Çin Halk
Cumhuriyeti’nin Vuhan kentinde ortaya çıkan ve birçok ülkeye
yayılan Koronavirüs (COVID-19) salgını sebebiyle, 3065 sayılı Kanunun
(11/1-c) maddesinde düzenlenen tecil-terkin uygulaması kapsamında teslim edilen
malların ihracat sürelerinin uzatılması bu Sirkülerin konusunu oluşturmaktadır.

2. Sürelerin Uzatılması:   

Bilindiği üzere, 3065 sayılı Kanunun
(11/1-c) maddesine göre, ihraç edilmek şartıyla imalatçılar tarafından kendilerine
teslim edilen mallara ait katma değer vergisi, ihracatçılar tarafından
ödenmemekte, mükelleflerce tahsil edilmeyen ancak ilgili dönem beyannamesinde
beyan edilen bu vergi, vergi dairesince tarh ve tahakkuk ettirilerek tecil
olunmaktadır. Söz konusu malların, ihracatçıya teslim tarihini takip eden ay
başından itibaren üç ay içinde ihraç edilmesi halinde, tecil edilen vergi
terkin olunmaktadır.

Diğer taraftan, ihracatın mücbir sebepler
veya beklenmedik durumlar nedeniyle üç ay içinde gerçekleştirilememesi halinde,
en geç üç aylık sürenin dolduğu tarihten itibaren 15 gün içinde başvuran
ihracatçılara üç aya kadar ek süre verilebilmektedir.

Aynı maddenin ikinci fıkrasında da Hazine
ve Maliye Bakanlığına istisnanın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları tespit
etme hususunda yetki verilmiştir.

Buna göre, ihraç kayıtlı teslimin
yapıldığı tarihi takip eden ayın başından itibaren başlayan üç aylık sürenin
sonu 1/4/2020 ila 30/6/2020 (bu tarihler dâhil) tarihleri arasına
rastlayan mükellefler bakımından, ek süre için vergi dairesine başvuru
yapılmaksızın bu sürenin mücbir sebep kapsamında üç ay daha uzatılmış kabul
edilmesi uygun bulunmuştur. İhracat süresi, belirtilen süreden önce dolmakla
birlikte, ihracatın gerçekleştirilmesi için ek süre talebine ilişkin 15 günlük
başvuru süresi mezkur döneme rastlayan mükellefler de aynı kapsamda
değerlendirilecektir.

Daha önce mücbir sebep veya beklenmedik
durum halleri nedeniyle üç aydan kısa ek süre almış mükellefler için, alınmış
olan ek sürenin dolduğu tarihin 1/4/2020 ila 30/6/2020 (bu tarihler dâhil)
tarihleri arasına rastlaması halinde, söz konusu ek sürenin de ilave bir
başvuruya gerek olmaksızın üç aya tamamlanması uygun bulunmuştur.

Örneğin, imalatçı (A) firması tarafından
Ocak 2020 döneminde ihraç kaydıyla ihracatçı (B) firmasına teslim edilen
malların ihracatı, 30/4/2020 tarihine kadar gerçekleştirilememiştir. İhracatçı
(B) firması, ek süre talebi için vergi dairesine başvuru yapmaksızın, 31/7/2020
tarihine kadar ihracat işlemini gerçekleştirmesi halinde, tecil edilen vergi
terkin olunacaktır.

Benzer şekilde, daha önce beklenmedik
durum hali nedeniyle bir aylık ek süre almış olan ihracatçı (C) firmasının
30/4/2020 tarihinde dolan ihracat süresi, mükellefin ilave bir başvuru
yapmasına gerek olmaksızın, mücbir sebep kapsamında 30/6/2020 tarihine
uzayacaktır.

izmir smmm, izmir muhasebe,izmir mali müşavir,mali müşavir izmir,muhasebeci izmir,izmir muhasebeci,smmm izmir

Kategoriler
Ş.A. YMM

GİRİŞİM SERMAYESİ YATIRIM ORTAKLIĞININ GRUP ŞİRKETLERİNE KULLANDIRDIĞI BORÇ PARALAR İÇİN HESAPLANAN ADAT FAİZİNİN VERGİLENDİRİLMESİ HUSUSU.

Sirküler No: 2814

Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğünün 16.07.2019 tarih ve 64597866-180[28/2]-13838 sayılı özelgesinde;

Şirketiniz tarafından grup şirketlerine verilecek borç paralar üzerinden hesaplanacak adat faizinin fatura edilmesinde katma değer vergisi (KDV) mi yoksa banka ve sigorta muameleleri vergisi (BSMV) mi hesaplanacağı konusunda tereddüt edildiği belirtilerek görüş talep edilmiştir.

6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun 28 inci maddesinde bankerlerin yapmış oldukları banka muamele ve hizmetleri dolayısıyla kendi lehlerine her ne nam ile olursa olsun nakden veya hesaben aldıkları paralar banka muameleleri vergisine tabidir.

Belirtilen bu işlemleri esas iştigal konusu olarak yapanlar, bu işlemleri ile ilgili kanunlarla yetkilendirilmek veya izin verilmek suretiyle yürüten kişileri ifade etmektedir.

Banker kapsamında BSMV mükellefi olan şirketiniz tarafından grup şirketlerine borç para verme işlemi şirketinizin esas iştigal konusu olarak değerlendirilemeyeceğinden bu işlemler dolayısıyla lehe alınan paralar BSMV’nin konusuna girmemektedir.

Buna göre, söz konusu borç verme işlemi KDV Kanununun 1/1 maddesine göre finansman hizmeti olarak değerlendirildiğinden bu işlem nedeniyle hesaplanacak adat faiz tutarları KDV’ye tabidir.

Açıklamasına yer verilmiştir.

Bilgilerinize sunarız.

Ş.A. Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.

PDF olarak görüntülemek için tıklayınız.

Kategoriler
Ş.A. YMM

YURT İÇİNDE BULUNAN FİRMAYA FRANCHİSE HİZMETİ İÇİN DÜZENLENECEK FATURA VE KDV BEYAN DÖNEMİ

Sirküler No: 2767

Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri KDV ve Diğer Vergiler Grup Müdürlüğünün 19.07.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.17.01-KDV-1-2010-14010-3-568 sayılı özelgesinde;

… tescilli markanızın diğer işletmelere kullandırılmasına ilişkin verilen franchise hizmetinden elde edilen gelirlerin beyan dönemi hakkında görüş talep edilmiştir.

Kurumlar Vergisi Yönünden;

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununa göre, kurum kazancı, ticari kazanç niteliği taşıdığı ve ticari kazanç gibi tespit edildiğinden elde etme yönünden tahakkuk esası geçerlidir. Kurum kazancının hesap dönemleri itibariyle tespit edilerek, dönemler itibariyle gerçekleşmiş gelir ve giderlerin safi kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gerekir.

Tahakkuk; gelirin ve giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmesini ifade eder. Tahakkuk esasında, geliri doğuran muamelelerin eksiksiz olarak tekemmül etmiş olması, gelirin elde edilmiş sayılması için yeterlidir.

Şirketinizin ” … tescilli markası adı altında faaliyet göstermek isteyen diğer işletmelere Franchise hakkını (marka ve know-how) vermesi sonucu … A.Ş. ile Franchise almak isteyen şirket arasında imzalanan Franchise Sözleşmesi gereğince Franchise alan, her ay şirketinize Franshise verilmiş restoranın net satış tutarının % 8 i tutarında sözleşme süresi ile sınırlı olmak üzere isim hakkı ücreti ödeyeceği, belirtilmektedir.

Franchise alanın sözleşme uyarınca her ayın sonunda ilgili aya ilişkin net satışlarını rapor haline getireceği ve takip eden ayın en geç 10. günü içerisinde şirketinize sunacağı ve tarafınızdan raporda belirtilen aylık net satış tutarı üzerinden % 8 olarak hesaplanan ve Franchise alan tarafından şirketinize ödenen tutarın faturasının o ayı takip eden ayın 10. gününe kadar düzenlenerek gönderileceği belirtilmektedir.

Buna göre ticari kazanç gibi tespit edilen kurum kazancının tespitinde tahakkuk esası geçerli olduğundan her aya ilişkin olarak düzenlenen raporda net satış tutarının belirtilmesi nedeniyle şirketinizin gelirinin söz konusu raporun düzenlendiği tarih itibariyle tahakkuk edeceği ve ilgili dönem kurum kazancına dahil edilerek kurumlar vergisine tabi tutulacağı tabiidir.

Katma Değer Vergisi Yönünden;

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinde; kiralama işlemlerinde vergiyi doğuran olay hizmetin ifası ile meydana gelmekte olup, birden fazla vergilendirme dönemini kapsayan kiralama işlemlerinde ise Kanunun 10/c maddesi hükmü uyarınca her bir vergilendirme dönemine isabet eden KDV’nin ilgili dönemler itibariyle beyan edilmesi gerekmektedir.

Diğer yandan franchising; isim, marka, imtiyaz hakkının bir bedel karşılığında kullandırılması olup taraflar arasında bir sözleşme çerçevesinde uzun dönemli ve sürekli bir ilişkiyi zorunlu kılmaktadır.

Buna göre, franchise sözleşmesi gereğince her ay itibariyla franchise hizmeti verilen işletmelerin net satış tutarının yüzde sekizi oranında belirlenen tutar üzerinden hesaplanan KDV’nin aylık olarak beyan edilmesi gerekmektedir.

Açıklamasına yer verilmiştir.

Bilgilerinize sunarız.

Ş.A. Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.

PDF olarak görüntülemek için tıklayınız.

Kategoriler
KPMG

Farklı Seküritizasyon Yöntemleri Vergisel Risk Doğurur mu?

Rating: 0
Content:

Yılın son çeyreğinde düşme eğilimine giren faiz oranları, kredi arayan Türk bankalarının sendikasyon maliyetlerinde hızlı bir toparlanmaya işaret ediyor. Ancak ülke kredi derecelendirme notunun indirilmesi, bankacılık sektörünü yeni rota olarak seküritizasyon işlemlerine yönlendiriyor. Nitekim 2017 Temmuz ayı BDDK1 verilerine göre bankacılık sektöründe 66 milyar TL sendikasyon kredisi ve 44 milyar TL seküritizasyon kredisi bulunmaktayken, bu rakamların yıllar itibarıyla artış eğilimi göstererek, 2019 Temmuz ayında 90 milyar TL’lik sendikasyon ile 74 milyar TL’lik seküritizasyon tutarlarına ulaştığını görüyoruz. Bu açıdan geçtiğimiz iki yıl içerisinde seküritizasyon kredi hacminde %68 oranında bir artış yaşanarak sendikasyon hacimleriyle farkın kapandığını söyleyebiliriz.

Dış kaynak bulma yarışında öne çıkan seküritizasyon işlemleri; yurtdışı havale akımlarına dayalı DPR, konut kredilerine dayalı ipotek teminatlı menkul kıymet ve orta vadeli tahvil ihraç programları gibi bir teminata ya da varlığa dayalı ürünlerle gerçekleşiyor.

Ayrıca, BDDK’nın Ağustos ayı verilerine2 göre temel bankacılık göstergelerinden biri olan sermaye yeterlilik oranı %18 seviyesinde bulunuyor. Kredilerin takibe dönüşüm oranlarının %6’lı seviyelere çıktığı düşünüldüğünde bu oranın korunmasında seküritizasyon diğer bir adıyla menkul kıymetleştirme işlemlerinin büyük önem taşıdığını belirtmek gerekir.

Kısaca seküritizasyon nedir?

En basit anlatımla seküritizasyon; bankaların likit olmayan aktiflerinin, sermaye piyasalarında ihraç yoluyla menkul kıymete dönüşerek yatırımcıyla buluşmasıdır.3 Örneğin bankanın aktifinde yer alan mortgage, taşıt kredisi gibi kaynaklardan doğan alacaklar ile bir havuz oluşturularak, bu alacakların menkul kıymete dönüşümüyle yatırımcılara satışı gerçekleştirilir. Genellikle bu ihraç işlemine varlığa dayalı menkul kıymet adı verilir, alacakların ipotek (konut kredisi) teminatı taşıması durumunda ise ihraç edilen menkul kıymetler ipoteğe dayalı menkul kıymetler olarak adlandırılır.

Neden ihtiyaç duyulur?​

Bu operasyon sonucunda çoğunlukla banka bilançosunda aktif çıkışı yapıldığından, devredilen alacak karşılığında piyasalardan finansman sağlanır. Sorunlu krediler veya mevcut kredi riskleri azaltılarak bilanço hafifletilir ve sermaye yeterlilik oranları yeniden düzenlenmiş olur.

Seküritizasyon işleminin ana unsurları nelerdir?

Menkul kıymetleştirme işleminin ilk adımı "kaynak firma (originitor)" tarafından atılır. Alacaklar belirli bir satış bedeli karşılığında "özel amaçlı kuruluşa (SPV)" satılır. SPV’ler herhangi bir tahsilat ve ödeme işlemi yapamadığından, menkul kıymetleştirilen alacakların tahsilat ve takip hizmetleri "hizmet sağlayıcıları" veya "yeddi emin" tarafından gerçekleştirilir. 

Menkul kıymet ihracı amacıyla kurulan SPV’ler, derecelendirilmiş bir alacak havuzu karşılığında varlığa dayalı menkul kıymetler ihraç eder ve geri ödeme gerçekleştiğinde görevini tamamlar. Bu ihraç işlemi genellikle "yatırım bankası (investment banker)" aracılığıyla yapılır ve menkul kıymetleri ihraç edenden tekrar satmak amacıyla satın alınır. Ayrıca, alacak havuzunun kalitesi "derecelendirme kuruluşları" tarafından belirlenir. Kredi kalitesi, ihraççının finansal yapısından ziyade menkul kıymetleştirmenin esas aldığı varlıkların kalitesine bağlı bulunur.

Başlıca seküritizasyon yöntemleri nelerdir?

Temel olarak seküritizasyonda 3 yöntem izleniyor.4  

 

odeme-aktarmali.png 

  1. Ödeme aktarmalı (pass-through):  

  • Bankanın kendi kredi alacaklarından yatırımcılara uygun bir portföy oluşturulur. Mülkiyet hakları SPV’ye satılarak kredi havuzunun bilançodan çıkışı gerçekleşir.
  • SPV tarafında bu kredi alacaklarından kaynaklanan nakit akışına göre yatırımcılara menkul kıymet ihracı gerçekleştirilir. Aynı zamanda sistemde bulunan yeddi emin aracılığıyla krediler saklanarak, yatırımcılara ihraç edilen menkullerin teminatı oluşturulur.
  • Kredilerin geri ödeme planlarına göre yatırımcılara anapara ve faiz ödemesi gerçekleştirilir.

    Böylece tüm mülkiyet hakları SPV’ye devredildiğinden riskli varlıklar bilanço dışına çıkartılmış ve kredi riski ayrılmış olur. Ucuza fon sağlama ve efektif sermaye yönetimi gerçekleştirilir. 

  1. Varlığa dayalı (asset-backed):

    Menkul kıymetleştirme bir alacak havuzuna dayanmakta olup, diğer yöntemlerden farkı gerek yatırımcılara karşı borç yükümlülüğü gerek menkule dayanak oluşturan havuz, tahvil ihracı gibi ihraççının aktif ve pasifinde bulunmaktadır.
    Temel olarak teminat gösterilen havuzda üretilen nakit akımları, yatırımcıya ödemelerde kullanılmaktadır. Normal tahvillerden farkı da ihraççının VDMK’dan kaynaklanan borçlarını ifa edememesi durumunda, yeddi emin olarak görev yapan kuruluş tarafından havuzun satılması ve yatırımcılara ödenmesidir.

  2. Nakit akımlı (pay-through):

Bu yöntem hem ödeme aktarmalı hem de varlığa dayalı menkul kıymetleştirme özelliklerini bir araya getirir. Varlığa dayalı yönteme benzeyen kısmı; menkul kıymet bankanın pasifinde yükümlülük olarak kalmaya devam eder. Ödeme aktarmalı yönteme benzeyen kısmı ise; yatırımcılara yapılacak ödemeler bu menkul kıymetlerin bağlı oldukları teminatlardan gelen nakit akımlarıyla karşılanarak yatırımcılara anapara ve faiz ödemelerinde kullanılır.

Seküritizasyon işleminin vergilendirilmesi

Kurumlar Vergisi Kanunu 30. Madde hükümleri uyarınca dar mükellefiyete tabi kurumların, Gelir Vergisi Kanunu 75. Madde de (1-4 bentleri arasında sayılı olanlar hariç) bahsi geçen menkul sermaye iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından %15 oranında kesinti yapılacağı hüküm altına alınmaktadır.

Seküritizasyon işlemi ile SPV’lere yapılacak faiz ödemelerine ilişkin açıklamalara 1 seri no’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "30.5.3 Vergi kesintisi kapsamında olmayan ödemeler" başlıklı bölümünde yer verilmektedir. Buna göre; bankaların, nakit akışı sağlayan varlıklara dayalı olarak yurt dışında ihraç ettikleri menkul kıymetler karşılığında uzun vadeli fon temin edebildiği ve bu işleme konu olan bir akım veya varlık portföyü (ihracat alacakları, kredi kartı alacakları, çeklere dayalı akımlar, yurt dışı havale akımları, ipoteğe dayalı konut, taşıt ve tüketici kredileri gibi) yalnız bu amaçla kurulan "Özel Amaçlı Kurumlara (SPV, SPC)" devredebileceği ifade edilmektedir.

Öte yandan, Bankaların Sermaye Yeterliliğinin Ölçülmesine ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmelik’in 3. Maddesinde özel amaçlı menkul kıymetleştirme şirketi (ÖMKŞ) aşağıdaki şekilde tanımlanmaktadır. 

Bir veya daha çok sayıda menkul kıymetleştirme işlemini gerçekleştirmek amacıyla kurulan; faaliyetleri sadece bu amacı gerçekleştirmekle sınırlı olan; yapısı itibariyle yükümlülüklerini menkul kıymetleştirme kurucusu bankanın yükümlülüklerinden ayırmayı amaçlayan ve bu şirkete karşı hak sahibi olanların bu haklarını herhangi bir kısıtlama olmadan rehnetme veya takas etme hakkına sahip olduğu, banka dışındaki bir fon kuruluşu ya da başka bir tüzel kişiyi, ifade etmektedir.

SPV’ler finans kuruluşu sayılır mı?

1 seri no’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde SPV’lerin, akım veya varlık portföyüne dayalı olarak yurt dışında menkul kıymet ihracı yoluyla yatırımcılardan temin ettikleri fonları Türkiye’deki bankalara kullandırdığı belirtilmektedir. Bu amaçla kurulan SPV’lerin de finans kuruluşu sayıldığı ve bu kurumların sadece varlıklarını devraldıkları bankalara finansman temin etmesinin, finans kuruluşu olarak kabul edilmelerine engel teşkil etmeyeceği açıklanmaktadır.

Vergi dairesine bildirim yükümlülükleri​

Bankaların, sekuritizasyon yöntemiyle finansman temin etmesi durumunda;

  • SPV’nin kuruluş sermayesi,
  • ortaklık yapısı,
  • yöneticileri,
  • çıkarılan menkul kıymetlerin sayısı,
  • ihraç edilen menkul kıymetlerin kimler tarafından hangi tutarda satın alındığı,

gibi bilgilerin, bankalar tarafından, SPV’nin menkul kıymet ihraç ettiği tarihten itibaren bir ay içinde, bu menkul kıymetlerin geri dönüşlerinin kimlere yapıldığının geri dönüşlerin tamamlandığı tarihten itibaren bir ay içinde birer yazı ile bağlı oldukları vergi dairelerine bildirilmesi gerektiği hüküm altına alınmaktadır.

Kaynak kuruluş tarafından SPV’ye ödenecek faizler stopaja tabi mi?

Menkul kıymetleştirme işlemlerinde SPV’ye yapılacak ödemeler alacak faizi olarak nitelendiriliyor. Dar mükellef kurumlara yapılacak her nevi alacak faizi ödemeleri ise 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı kapsamında vergi kesintisine tabi bulunuyor.

Söz konusu Karar’ın 1. Maddesinin 5/a bendi uyarınca; yabancı devletler, uluslararası kurumlar veya yabancı bankalardan ya da bulunduğu ülkede mutad olarak kredi vermeye yetkilendirilmiş olup sadece ilişkili bulunduğu kurumlara değil tüm gerçek ve tüzel kişilere kredi veren kurumlardan alınan her türlü krediler için ödenecek faizler (katılım bankalarının kendi usullerine göre yurt dışından sağladıkları fonlar ve benzeri kaynaklar için ödedikleri kâr payları dahil) %0 oranında stopaja tabi tutuluyor.

Ayrıca, 21.03.2019 tarih ve 842 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının 2. Maddesi uyarınca ilgili Karar’ın 5/(b) bendinde değişiklik yapılarak, Bankaların 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca uygun görülen ikincil sermaye benzeri kredileri ile bankaların ve diğer kurumların bir akım veya varlık portföyüne dayalı olarak yurt dışında menkul kıymetleştirme yöntemi ile temin ettikleri kredileri için ödenecek faizler üzerinden yapılacak kesinti %1 oranından % 0 oranına indirildi.

Böylece, banka veya finans kurumundan kullanılan krediler ile ikincil sermaye benzeri krediler ve menkul kıymetleştirme işlemlerinin vergilendirilmesine ilişkin düzenleme öncesinde uygulanan oran farklılığı giderilmiş oldu.

Nakit akım üreten kredi borçlusunun ödemeleri de stopaja tabi mi?

Kanun ve Tebliğ açıklamaları uyarınca bankaların ve diğer kurumların SPV’den menkul kıymetleştirme yöntemiyle temin ettikleri krediler için ödenecek faizler %0 oranında vergi kesintisine tabi tutuluyor. Ancak, yukarıda açıkladığımız farklı seküritizasyon yöntemleriyle alacak havuzunda yer alan kredi borçlularının doğrudan yeddi emine, hizmet sağlayıcısına veya SPV’ye anapara ve faiz ödemesi mümkün bulunuyor. Düzenlemelerde bu yönde açık bir hüküm bulunmaması sebebiyle alacağı devredilen kredi borçlusunun SPV’ye yapacağı faiz ödemesinin de Kanun hükümleri ve 842 sayılı CB kararı kapsamında değerlendirilmesi önem arz ediyor.

Aksi durumda %0 stopaj uygulaması için, 2009/14593 sayılı BKK’nın 1/5-a fıkrası uyarınca SPV’nin yalnızca ilişkili bulunduğu kuruma değil tüm gerçek ve tüzel kişilere kredi vermeye yetkilendirilmiş olma şartının aranması, bu şartın sağlanmadığı örneklerde de faiz ödemelerinin %10 oranında stopaja tabi tutulması söz konusu.

Benzer konu hakkında İdare tarafından verilen özelge ne diyor?

08.12.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.17.01-KDV.17.4-2193 sayılı özelgede; şirketin bir bankadan sağlayacağı kredi tutarının, yurtdışında mukim Menkul Kıymetleştirme Kanunu çerçevesinde faaliyet gösteren bir şirkete devredildiği, şirketin dar mükellef kurumdan menkul kıymetleştirme suretiyle temin edilecek kredi tutarı için ödeyeceği faizlere hangi stopaj oranının uygulanacağı sorulmakta.

İlgili özelgenin sonuç bölümünde ise; Kurumlar Vergisi Kanunu 30. Maddesinin 8. Fıkrası ile BKK’ya verilen yetkiye istinaden, kredi borçlusunun devir sonrasında SPV’ye yapacağı ödemelerin, 2009/14593 sayılı BKK’nın 1/5-b fıkrası uyarınca; bankaların 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca uygun görülen ikincil sermaye benzeri krediler ile bankaların ve diğer kurumların bir akım veya varlık portföyüne dayalı olarak yurt dışında menkul kıymetleştirme yöntemi ile temin ettikleri kredileri için ödenecek faizler üzerinden kesinti uygulanması gerektiği belirtilmekte.

Sonuç olarak…

Konuya ilişkin İdare’nin genel yaklaşımında; seküritizasyon işlemi bir bütün olarak ele alınarak,  akım veya varlık portföyünün devredildiği "özel amaçlı kurumlara (SPV)" yapılacak tüm ödemelerin, alacak faizi olarak nitelendirildiği, her ne kadar finansman işlemi banka seviyesinde gerçekleşiyor olsa da gerek banka gerek kredi borçlusu tüm paydaşlar açısından menkul kıymetleştirme işleminin ve buna ilişkin faiz ödemelerinin %0 oranında vergi kesintisine tabi tutulmasının uygun olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

Son olarak, seküritizasyon işlemlerinin çeşitlilik gösterdiğini, menkul kıymetleştirmenin dışında bono, senet gibi promissory notes şeklinde kağıtlar üretilebileceğini ve bu hususun da stopaj açısından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmak isteriz.​​

1 https://www.bddk.org.tr/BultenAylik

2 https://www.bddk.org.tr/BultenAylik/tr/Home/HaberBulteni

3 https://www.spk.gov.tr/Duyuru/Dosya/2006125/0

4 https://www.tbb.org.tr/Dosyalar/Arastirma_ve_Raporlar/aktif_menkul_kiymetlestirilmesi.pdf

 

AuthorName: Erhan Eren
AuthorName:ID: 103
CategoryName: Vergi
CategoryName:ID: 73
ShortDescription: Yılın son çeyreğinde düşme eğilimine giren faiz oranları, kredi arayan Türk bankalarının sendikasyon maliyetlerinde hızlı bir toparlanmaya işaret ediyor. Ancak ülke kredi derecelendirme notunun indirilmesi, bankacılık sektörünü yeni rota olarak seküritizasyon işlemlerine yönlendiriyor.
Date: 10/18/2019
Attachments: https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/990/355×140-seküritazyon.jpg
https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/990/730×210-seküritazyon.jpg

izmir smmm, izmir muhasebe, izmir serbest muhasebeci,izmir mali müşavir,mali müşavir muhasebeci,izmir muhasebeci,smmm izmir