Kategoriler
KPMG

Farklı Seküritizasyon Yöntemleri Vergisel Risk Doğurur mu?

Rating: 0
Content:

Yılın son çeyreğinde düşme eğilimine giren faiz oranları, kredi arayan Türk bankalarının sendikasyon maliyetlerinde hızlı bir toparlanmaya işaret ediyor. Ancak ülke kredi derecelendirme notunun indirilmesi, bankacılık sektörünü yeni rota olarak seküritizasyon işlemlerine yönlendiriyor. Nitekim 2017 Temmuz ayı BDDK1 verilerine göre bankacılık sektöründe 66 milyar TL sendikasyon kredisi ve 44 milyar TL seküritizasyon kredisi bulunmaktayken, bu rakamların yıllar itibarıyla artış eğilimi göstererek, 2019 Temmuz ayında 90 milyar TL’lik sendikasyon ile 74 milyar TL’lik seküritizasyon tutarlarına ulaştığını görüyoruz. Bu açıdan geçtiğimiz iki yıl içerisinde seküritizasyon kredi hacminde %68 oranında bir artış yaşanarak sendikasyon hacimleriyle farkın kapandığını söyleyebiliriz.

Dış kaynak bulma yarışında öne çıkan seküritizasyon işlemleri; yurtdışı havale akımlarına dayalı DPR, konut kredilerine dayalı ipotek teminatlı menkul kıymet ve orta vadeli tahvil ihraç programları gibi bir teminata ya da varlığa dayalı ürünlerle gerçekleşiyor.

Ayrıca, BDDK’nın Ağustos ayı verilerine2 göre temel bankacılık göstergelerinden biri olan sermaye yeterlilik oranı %18 seviyesinde bulunuyor. Kredilerin takibe dönüşüm oranlarının %6’lı seviyelere çıktığı düşünüldüğünde bu oranın korunmasında seküritizasyon diğer bir adıyla menkul kıymetleştirme işlemlerinin büyük önem taşıdığını belirtmek gerekir.

Kısaca seküritizasyon nedir?

En basit anlatımla seküritizasyon; bankaların likit olmayan aktiflerinin, sermaye piyasalarında ihraç yoluyla menkul kıymete dönüşerek yatırımcıyla buluşmasıdır.3 Örneğin bankanın aktifinde yer alan mortgage, taşıt kredisi gibi kaynaklardan doğan alacaklar ile bir havuz oluşturularak, bu alacakların menkul kıymete dönüşümüyle yatırımcılara satışı gerçekleştirilir. Genellikle bu ihraç işlemine varlığa dayalı menkul kıymet adı verilir, alacakların ipotek (konut kredisi) teminatı taşıması durumunda ise ihraç edilen menkul kıymetler ipoteğe dayalı menkul kıymetler olarak adlandırılır.

Neden ihtiyaç duyulur?​

Bu operasyon sonucunda çoğunlukla banka bilançosunda aktif çıkışı yapıldığından, devredilen alacak karşılığında piyasalardan finansman sağlanır. Sorunlu krediler veya mevcut kredi riskleri azaltılarak bilanço hafifletilir ve sermaye yeterlilik oranları yeniden düzenlenmiş olur.

Seküritizasyon işleminin ana unsurları nelerdir?

Menkul kıymetleştirme işleminin ilk adımı "kaynak firma (originitor)" tarafından atılır. Alacaklar belirli bir satış bedeli karşılığında "özel amaçlı kuruluşa (SPV)" satılır. SPV’ler herhangi bir tahsilat ve ödeme işlemi yapamadığından, menkul kıymetleştirilen alacakların tahsilat ve takip hizmetleri "hizmet sağlayıcıları" veya "yeddi emin" tarafından gerçekleştirilir. 

Menkul kıymet ihracı amacıyla kurulan SPV’ler, derecelendirilmiş bir alacak havuzu karşılığında varlığa dayalı menkul kıymetler ihraç eder ve geri ödeme gerçekleştiğinde görevini tamamlar. Bu ihraç işlemi genellikle "yatırım bankası (investment banker)" aracılığıyla yapılır ve menkul kıymetleri ihraç edenden tekrar satmak amacıyla satın alınır. Ayrıca, alacak havuzunun kalitesi "derecelendirme kuruluşları" tarafından belirlenir. Kredi kalitesi, ihraççının finansal yapısından ziyade menkul kıymetleştirmenin esas aldığı varlıkların kalitesine bağlı bulunur.

Başlıca seküritizasyon yöntemleri nelerdir?

Temel olarak seküritizasyonda 3 yöntem izleniyor.4  

 

odeme-aktarmali.png 

  1. Ödeme aktarmalı (pass-through):  

  • Bankanın kendi kredi alacaklarından yatırımcılara uygun bir portföy oluşturulur. Mülkiyet hakları SPV’ye satılarak kredi havuzunun bilançodan çıkışı gerçekleşir.
  • SPV tarafında bu kredi alacaklarından kaynaklanan nakit akışına göre yatırımcılara menkul kıymet ihracı gerçekleştirilir. Aynı zamanda sistemde bulunan yeddi emin aracılığıyla krediler saklanarak, yatırımcılara ihraç edilen menkullerin teminatı oluşturulur.
  • Kredilerin geri ödeme planlarına göre yatırımcılara anapara ve faiz ödemesi gerçekleştirilir.

    Böylece tüm mülkiyet hakları SPV’ye devredildiğinden riskli varlıklar bilanço dışına çıkartılmış ve kredi riski ayrılmış olur. Ucuza fon sağlama ve efektif sermaye yönetimi gerçekleştirilir. 

  1. Varlığa dayalı (asset-backed):

    Menkul kıymetleştirme bir alacak havuzuna dayanmakta olup, diğer yöntemlerden farkı gerek yatırımcılara karşı borç yükümlülüğü gerek menkule dayanak oluşturan havuz, tahvil ihracı gibi ihraççının aktif ve pasifinde bulunmaktadır.
    Temel olarak teminat gösterilen havuzda üretilen nakit akımları, yatırımcıya ödemelerde kullanılmaktadır. Normal tahvillerden farkı da ihraççının VDMK’dan kaynaklanan borçlarını ifa edememesi durumunda, yeddi emin olarak görev yapan kuruluş tarafından havuzun satılması ve yatırımcılara ödenmesidir.

  2. Nakit akımlı (pay-through):

Bu yöntem hem ödeme aktarmalı hem de varlığa dayalı menkul kıymetleştirme özelliklerini bir araya getirir. Varlığa dayalı yönteme benzeyen kısmı; menkul kıymet bankanın pasifinde yükümlülük olarak kalmaya devam eder. Ödeme aktarmalı yönteme benzeyen kısmı ise; yatırımcılara yapılacak ödemeler bu menkul kıymetlerin bağlı oldukları teminatlardan gelen nakit akımlarıyla karşılanarak yatırımcılara anapara ve faiz ödemelerinde kullanılır.

Seküritizasyon işleminin vergilendirilmesi

Kurumlar Vergisi Kanunu 30. Madde hükümleri uyarınca dar mükellefiyete tabi kurumların, Gelir Vergisi Kanunu 75. Madde de (1-4 bentleri arasında sayılı olanlar hariç) bahsi geçen menkul sermaye iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından %15 oranında kesinti yapılacağı hüküm altına alınmaktadır.

Seküritizasyon işlemi ile SPV’lere yapılacak faiz ödemelerine ilişkin açıklamalara 1 seri no’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin "30.5.3 Vergi kesintisi kapsamında olmayan ödemeler" başlıklı bölümünde yer verilmektedir. Buna göre; bankaların, nakit akışı sağlayan varlıklara dayalı olarak yurt dışında ihraç ettikleri menkul kıymetler karşılığında uzun vadeli fon temin edebildiği ve bu işleme konu olan bir akım veya varlık portföyü (ihracat alacakları, kredi kartı alacakları, çeklere dayalı akımlar, yurt dışı havale akımları, ipoteğe dayalı konut, taşıt ve tüketici kredileri gibi) yalnız bu amaçla kurulan "Özel Amaçlı Kurumlara (SPV, SPC)" devredebileceği ifade edilmektedir.

Öte yandan, Bankaların Sermaye Yeterliliğinin Ölçülmesine ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmelik’in 3. Maddesinde özel amaçlı menkul kıymetleştirme şirketi (ÖMKŞ) aşağıdaki şekilde tanımlanmaktadır. 

Bir veya daha çok sayıda menkul kıymetleştirme işlemini gerçekleştirmek amacıyla kurulan; faaliyetleri sadece bu amacı gerçekleştirmekle sınırlı olan; yapısı itibariyle yükümlülüklerini menkul kıymetleştirme kurucusu bankanın yükümlülüklerinden ayırmayı amaçlayan ve bu şirkete karşı hak sahibi olanların bu haklarını herhangi bir kısıtlama olmadan rehnetme veya takas etme hakkına sahip olduğu, banka dışındaki bir fon kuruluşu ya da başka bir tüzel kişiyi, ifade etmektedir.

SPV’ler finans kuruluşu sayılır mı?

1 seri no’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde SPV’lerin, akım veya varlık portföyüne dayalı olarak yurt dışında menkul kıymet ihracı yoluyla yatırımcılardan temin ettikleri fonları Türkiye’deki bankalara kullandırdığı belirtilmektedir. Bu amaçla kurulan SPV’lerin de finans kuruluşu sayıldığı ve bu kurumların sadece varlıklarını devraldıkları bankalara finansman temin etmesinin, finans kuruluşu olarak kabul edilmelerine engel teşkil etmeyeceği açıklanmaktadır.

Vergi dairesine bildirim yükümlülükleri​

Bankaların, sekuritizasyon yöntemiyle finansman temin etmesi durumunda;

  • SPV’nin kuruluş sermayesi,
  • ortaklık yapısı,
  • yöneticileri,
  • çıkarılan menkul kıymetlerin sayısı,
  • ihraç edilen menkul kıymetlerin kimler tarafından hangi tutarda satın alındığı,

gibi bilgilerin, bankalar tarafından, SPV’nin menkul kıymet ihraç ettiği tarihten itibaren bir ay içinde, bu menkul kıymetlerin geri dönüşlerinin kimlere yapıldığının geri dönüşlerin tamamlandığı tarihten itibaren bir ay içinde birer yazı ile bağlı oldukları vergi dairelerine bildirilmesi gerektiği hüküm altına alınmaktadır.

Kaynak kuruluş tarafından SPV’ye ödenecek faizler stopaja tabi mi?

Menkul kıymetleştirme işlemlerinde SPV’ye yapılacak ödemeler alacak faizi olarak nitelendiriliyor. Dar mükellef kurumlara yapılacak her nevi alacak faizi ödemeleri ise 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı kapsamında vergi kesintisine tabi bulunuyor.

Söz konusu Karar’ın 1. Maddesinin 5/a bendi uyarınca; yabancı devletler, uluslararası kurumlar veya yabancı bankalardan ya da bulunduğu ülkede mutad olarak kredi vermeye yetkilendirilmiş olup sadece ilişkili bulunduğu kurumlara değil tüm gerçek ve tüzel kişilere kredi veren kurumlardan alınan her türlü krediler için ödenecek faizler (katılım bankalarının kendi usullerine göre yurt dışından sağladıkları fonlar ve benzeri kaynaklar için ödedikleri kâr payları dahil) %0 oranında stopaja tabi tutuluyor.

Ayrıca, 21.03.2019 tarih ve 842 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının 2. Maddesi uyarınca ilgili Karar’ın 5/(b) bendinde değişiklik yapılarak, Bankaların 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca uygun görülen ikincil sermaye benzeri kredileri ile bankaların ve diğer kurumların bir akım veya varlık portföyüne dayalı olarak yurt dışında menkul kıymetleştirme yöntemi ile temin ettikleri kredileri için ödenecek faizler üzerinden yapılacak kesinti %1 oranından % 0 oranına indirildi.

Böylece, banka veya finans kurumundan kullanılan krediler ile ikincil sermaye benzeri krediler ve menkul kıymetleştirme işlemlerinin vergilendirilmesine ilişkin düzenleme öncesinde uygulanan oran farklılığı giderilmiş oldu.

Nakit akım üreten kredi borçlusunun ödemeleri de stopaja tabi mi?

Kanun ve Tebliğ açıklamaları uyarınca bankaların ve diğer kurumların SPV’den menkul kıymetleştirme yöntemiyle temin ettikleri krediler için ödenecek faizler %0 oranında vergi kesintisine tabi tutuluyor. Ancak, yukarıda açıkladığımız farklı seküritizasyon yöntemleriyle alacak havuzunda yer alan kredi borçlularının doğrudan yeddi emine, hizmet sağlayıcısına veya SPV’ye anapara ve faiz ödemesi mümkün bulunuyor. Düzenlemelerde bu yönde açık bir hüküm bulunmaması sebebiyle alacağı devredilen kredi borçlusunun SPV’ye yapacağı faiz ödemesinin de Kanun hükümleri ve 842 sayılı CB kararı kapsamında değerlendirilmesi önem arz ediyor.

Aksi durumda %0 stopaj uygulaması için, 2009/14593 sayılı BKK’nın 1/5-a fıkrası uyarınca SPV’nin yalnızca ilişkili bulunduğu kuruma değil tüm gerçek ve tüzel kişilere kredi vermeye yetkilendirilmiş olma şartının aranması, bu şartın sağlanmadığı örneklerde de faiz ödemelerinin %10 oranında stopaja tabi tutulması söz konusu.

Benzer konu hakkında İdare tarafından verilen özelge ne diyor?

08.12.2011 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.17.01-KDV.17.4-2193 sayılı özelgede; şirketin bir bankadan sağlayacağı kredi tutarının, yurtdışında mukim Menkul Kıymetleştirme Kanunu çerçevesinde faaliyet gösteren bir şirkete devredildiği, şirketin dar mükellef kurumdan menkul kıymetleştirme suretiyle temin edilecek kredi tutarı için ödeyeceği faizlere hangi stopaj oranının uygulanacağı sorulmakta.

İlgili özelgenin sonuç bölümünde ise; Kurumlar Vergisi Kanunu 30. Maddesinin 8. Fıkrası ile BKK’ya verilen yetkiye istinaden, kredi borçlusunun devir sonrasında SPV’ye yapacağı ödemelerin, 2009/14593 sayılı BKK’nın 1/5-b fıkrası uyarınca; bankaların 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca uygun görülen ikincil sermaye benzeri krediler ile bankaların ve diğer kurumların bir akım veya varlık portföyüne dayalı olarak yurt dışında menkul kıymetleştirme yöntemi ile temin ettikleri kredileri için ödenecek faizler üzerinden kesinti uygulanması gerektiği belirtilmekte.

Sonuç olarak…

Konuya ilişkin İdare’nin genel yaklaşımında; seküritizasyon işlemi bir bütün olarak ele alınarak,  akım veya varlık portföyünün devredildiği "özel amaçlı kurumlara (SPV)" yapılacak tüm ödemelerin, alacak faizi olarak nitelendirildiği, her ne kadar finansman işlemi banka seviyesinde gerçekleşiyor olsa da gerek banka gerek kredi borçlusu tüm paydaşlar açısından menkul kıymetleştirme işleminin ve buna ilişkin faiz ödemelerinin %0 oranında vergi kesintisine tabi tutulmasının uygun olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

Son olarak, seküritizasyon işlemlerinin çeşitlilik gösterdiğini, menkul kıymetleştirmenin dışında bono, senet gibi promissory notes şeklinde kağıtlar üretilebileceğini ve bu hususun da stopaj açısından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmak isteriz.​​

1 https://www.bddk.org.tr/BultenAylik

2 https://www.bddk.org.tr/BultenAylik/tr/Home/HaberBulteni

3 https://www.spk.gov.tr/Duyuru/Dosya/2006125/0

4 https://www.tbb.org.tr/Dosyalar/Arastirma_ve_Raporlar/aktif_menkul_kiymetlestirilmesi.pdf

 

AuthorName: Erhan Eren
AuthorName:ID: 103
CategoryName: Vergi
CategoryName:ID: 73
ShortDescription: Yılın son çeyreğinde düşme eğilimine giren faiz oranları, kredi arayan Türk bankalarının sendikasyon maliyetlerinde hızlı bir toparlanmaya işaret ediyor. Ancak ülke kredi derecelendirme notunun indirilmesi, bankacılık sektörünü yeni rota olarak seküritizasyon işlemlerine yönlendiriyor.
Date: 10/18/2019
Attachments: https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/990/355×140-seküritazyon.jpg
https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/990/730×210-seküritazyon.jpg

izmir smmm, izmir muhasebe, izmir serbest muhasebeci,izmir mali müşavir,mali müşavir muhasebeci,izmir muhasebeci,smmm izmir

Kategoriler
Ş.A. YMM

SERMAYE AZALTILMASINA GİDİLMESİNDE VERGİLENDİRME USULÜ

Sirküler No: 2414

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü 16.03.2018 tarih ve 62030549-120[94-2015/203]-268414 sayılı özelgesinde;

Şirketinin devir yoluyla birleştiği, Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edilen kararla tür ve unvan değişikliği yapılarak şirketinizin mevcut halini aldığı Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edilen karar ile de, şirketinizin sermayesinin arttırılarak 4.200.000,00 TL’ye çıkarıldığı, arttırılan sermayenin bir kısmının sermaye olumlu farklarından ,bir kısmının dağıtılmayan geçmiş yıl kârlarından bir kısmının da  nakit olarak ortaklardan karşılandığı, Sermaye Piyasası Mevzuatı uyarınca şirket paylarının halka arz edilebilmesi ve kayıtlı sermaye sistemine geçilmesi amacıyla Sermaye Piyasası Kuruluna (SPK) başvurulduğu, ancak yapılan başvuru neticesinde, iç kaynaklardan karşılanan geçmiş yıl kârlarının cari dönem bitmediğinden dolayı sermayeye ilave edilmesine SPK tarafından itiraz edildiği ve eş zamanlı sermaye azaltımı ve artırımı işleminin önerildiği belirtilerek; geçmiş yıl kârlarından sermayeye ilave edilen miktar kadar azaltıp tekrar eş zamanlı olarak artırılması işleminin vergilendirilmesi hususu hakkında bilgi talep edilmektedir..

Sermaye azaltımının ortaklar tarafından nakden veya aynen yapılan ödemelerden kaynaklanması halinde, ortakların esas olarak işletmeye koydukları sermayeyi Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde geri almış olmaları nedeniyle mükellefiyet statüsüne bakılmaksızın vergilendirme işlemi yapılmayacaktır.

Yapılacak olan sermaye azaltımında da öncelikle daha önce sermayeye eklenmiş olan enflasyon düzeltme farklarının ve geçmiş yıl kârlarının işletmeden çekildiğinin kabulü gerekmekte olup azaltılan sermaye tutarı, enflasyon düzeltmesi olumlu farkları ve geçmiş yıl kârları toplam tutarından fazla ise fazlalığın şirket ortakları tarafından nakit olarak konulan sermayeden kaynaklandığı kabul edilecektir.

Buna göre, Sermaye Piyasası Mevzuatı uyarınca şirket paylarının halka arz edilebilmesi ve kayıtlı sermaye sistemine geçilmesi amacıyla SPK’ya yaptığınız başvuru neticesinde, cari dönem bitmeden geçmiş yıl kârlarının sermayeye ilave edilmesine SPK tarafından itiraz edilmesi nedeniyle sermaye artırımı işleminin mevzuata uygun hale getirilmesi için gerçekleştirilen eş zamanlı sermaye azaltımı ve artırımı işleminin, yasal zorunluluktan kaynaklanması halinde, bu şekilde gerçekleşen sermaye azaltımı işlemi, işletmeden çekiş olarak değerlendirilmeyecek ve vergilendirmeye tabi tutulmayacaktır.

Bilgilerinize sunarız.

Ş.A. Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.

NOT; Sermaye azaltıldığı zaman öncelikle vergiye

tabi hesaplardan çekilmiş olduğu sayılacaktır.

PDF olarak görüntülemek için tıklayınız.

Kategoriler
KPMG

Küçük Yatırımcıların Gözdesi: Gayrimenkul Sertifikaları

Rating: 0
Content:

7 Nisan 2017’de işlem görmeye başlayan gayrimenkul sertifikası küçük yatırımcının gözdesi haline geldi. Güncel rakamlara baktığımızda Gayrimenkul sertifikası satışlarına 143,24 milyon TL talep geldi. 95,99 milyon TL ek satışla birlikte toplam satış 239,23 milyon TL ile ihraç tavanına ulaştı.

5 bin 244 bireysel yatırımcı 2 milyon 141 bin 506 adet, 41 kurumsal yatırımcı ise 2 milyon 64 bin 568 adet gayrimenkul sertifikası talebinde bulundu. Bunlardan 5 bin 38 bireysel yatırımcının talebi karşılandı. 1 milyon 775 bin 842 adet sertifika ile 41 kurumsal yatırımcının da 39’unun talebi yerine getirildi ve 1 milyon 594 bin 568 adet satış gerçekleşti.

Bireysel yatırımcıda ortalama talep büyüklüğü 17 bin TL’ye ulaşmış olup en yüksek talep 1,5 milyon TL olarak gerçekleşti. Veriler özellikle küçük yatırımcının ilgisini işaret ediyor.

Projeler de Kapsama Alanına Giriyor

Gayrimenkul sertifikası, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) VII. 128.2 sayılı Tebliğinde yer alan tanımına göre, ihraççıların (kamu veya özel sektör olabilir) inşa edilecek veya edilmekte olan gayrimenkul projelerinin finansmanında kullanılmak üzere ihraç ettikleri, gayrimenkul projesinin belirli bağımsız bölümlerini veya bağımsız bölümlerin belirli bir alan birimini temsil eden, nominal değeri eşit sermaye piyasası aracıdır.

Menkul kıymetlerin vergilendirilmesini düzenleyen Gelir Vergisi Kanunu’nun Geçici 67. Maddesi kapsamında bu kıymetlerin sabit veya değişken getirili ya da bir fon katılma payı veya diğer sermaye piyasası aracı olarak kabul edileceğine dair Gelir İdaresi’nin mevcut görüşünde belirleme yapılmadı.

Fon Özel bir Hesapta Toplanıyor

İlgili SPK Tebliği çerçevesinde, gayrimenkul sertifikası ihracı karşılığında elde edilen fon yetkili kuruluş banka veya aracı kurum tarafından, bir banka nezdinde açılan özel bir hesapta toplanıyor. Vekilin özen borcu çerçevesinde devlet tahvili, hazine bonosu, Hazine Müsteşarlığı tarafından ihraç edilen kira sertifikaları, vadeli mevduat veya katılma hesabı olarak veya Kurulca uygun görülecek diğer sermaye piyasası araçlarına yatırılmak suretiyle ihraççı adına değerlendiriliyor.

Toplanan fonun nemalandırılmasından elde edilecek kazançlar ihraççıya ait olup geçici 67. Madde kapsamında vergilendiriliyor. Eğer toplanan fon repo yapılırsa fon repo stopajına, vadeli mevduat yaparsa vadeli mevduat stopajına tabi oluyor.

Tebliğe göre, gayrimenkul sertifikası ihracından elde edilen fonlar, ihraççı tarafından öncelikli olarak ihraç edilen gayrimenkul sertifikalarına konu bağımsız bölümlerin tamamlanmasında ve yalnızca söz konusu gayrimenkul projesinde veya bu projenin tamamlanması için başvuru tarihi itibarıyla kullanılmış finansman kaynaklarının geri ödenmesinde kullanılıyor.

Yine Tebliğ’deki açıklamalara göre, ihraçtan elde edilen fonun yüzde 10’luk kısmı inşaat başlamadan önce doğrudan ihraççıya aktarılıyor. Kalan fonun yüzde 80’lik kısmı, inşaat ilerleme raporlarında belirlenen oranlar ölçüsünde yetkili kuruluş, banka veya aracı kurum tarafından ihraççıya; başka kişi veya kurum tarafından bağımsız bölümlerin tamamlanması durumunda ise söz konusu kişi veya kurumlara aktarılıyor. İhraçtan elde edilen fonun kalan yüzde 10’luk bölümü ise yetkili kuruluş tarafından vade sonunda ihraççıya ödeniyor. İnşaat ilerleme raporlarına göre aktarımın hangi esaslar çerçevesinde yapılacağı ihraççı tarafından izahname veya ihraç belgesinde belirtiliyor.

Ev Sahibi Olmak için İki Alternatif Var

Sistemi özetleyecek olursak; gayrimenkul projesinin belirli bağımsız bölümlerini veya bağımsız bölümlerin belirli bir alan birimini temsil eden sertifikayı halka arzda alan yatırımcı, bu sertifika ile seçmiş olduğu gayrimenkulün payı oranındaki kısmını satın almış oluyor.

Yatırımcının ilgili bağımsız bölümün satın alma hakkını elde edebilmesi için, topladığı sertifikalarının sayısı gayrimenkulü temsil eden sertifika sayısına ulaşması gerekiyor. İşte bu noktada yatırımcının önünde iki yol bulunuyor.

Birincisi tali edim, ikincisi ise asli edim alternatifidir. İlgili tebliğe göre asli edim, yatırımcının konut projesinin itfa süresi içerisinde izahname veya ihraç belgesinde belirlenen bağımsız bölüme ilişkin tüm sertifikaların satın alınarak ihraçcı kurumdan yatırımcı adına gayrimenkulün mülkiyetinin tesis edilmesi ve bağımsız bölümün teslim edilmesini istiyor.

Diğer bir ifade ile yatırımcı projede sertifikaya konu edilen ve ilgilendiği bağımsız bölümün tüm sertifikaların toplayarak satın aldıktan sonra ilgili gayrimenkulün satışını ihraççıdan talep edebiliyor. Bu durumda da ihraççı bahse konu gayrimenkulü yatırımcıya tapuda tescil yoluyla devrediyor.

Asli edimin yanı sıra yatırımcı topladığı gayrimenkul sertifikası ile projenin itfasında ihraççıdan bu sertifikalara isabet eden kârı da isteyebilir. Tali edim olarak adlandırılan bu durumda ise, yatırımcı tapuda üzerine bir tescille gayrimenkul sahibi olmak yerine ihraççı tarafından tali edime konu gayrimenkul sertifikalarına karşılık gelen bağımsız bölümlerin satılması ve elde edilen satış tutarının gayrimenkul sertifikası sahiplerine, sahip oldukları gayrimenkul sertifikaları oranında dağıtılıyor. Yatırımcı bu durumda sertifikalarına karşılık gelen paylara isabet eden karı itfa geliri olarak elde ediyor.

Vergi Yüzde 10 Olacak

Gayrimenkul sertifikası bir sermaye piyasası aracı olduğu için Borsa İstanbul’da işlem göreceğinden, bu sertifikanın alım satımından elde edilecek alım satım kazancı Gelir İdaresince verilen görüş kapsamında menkul kıymetlerin vergilendirilmesini ön gören Geçici Madde 67 kapsamında stopaj yoluyla gerçekleştirilecek.

Gelir İdaresi’nin Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’na verdiği görüşe göre bu sertifikalar; aynı kira sertifikaları ile yatırım fonları katılma paylarının alım satımında olduğu gibi alım satımı gerçekleştirecek banka veya aracı kurumlarca yatırımcının statüsüne göre gerçek kişi ise yüzde 10 tüzel kişi ise yüzde sıfır oranında bir vergilendirmeye tabi olacak.

Ayrıca, Gelir İdaresi yabancı yatırımcıları da aynı tam mükellef yatırımcılar gibi gerçek kişi veya tüzel kişi kurum veya yatırım fon ve ortaklığına benzer statüye sahip olmasına göre stopaja tabi tutacak.

Gelir İdaresi verdiği görüşte tali edimin de itfa kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek yatırımcının gayrimenkul sertifikasını elden çıkarması sonucunda kendisine yapılan ödemeleri ile söz konusu sertifikayı alış bedeli arasındaki fark üzerinden de Geçici 67. Madde kapsamında tevkifat yapılması gerektiğini belirtti. Bu durumda, tali edimden elde edilen kazançlar da stopaj yoluyla vergilendirilecek.

KDV İstisnası Sürüyor

Gelir İdaresince verilen görüşte gayrimenkul sertifikaları Borsa İstanbul’da işlem göreceğinden bu sertifikaların teslimi KDV’den istisna olacak.

Asli edimde, gayrimenkul sertifika sahiplerine yapılacak gayrimenkul teslimi emsal bedel üzerinden KDV’ye tabi olacak. Sertifikalarının karşılığında gayrimenkul sahibi olacak yatırımcı emsal bedel üzerinden KDV ödeyecek.

Tali edimde ise ihraççı tarafından gayrimenkulün proje bitiminde açık artırma yoluyla üçüncü kişilere satışında KDV hesaplanması gerekecek ancak ihraççı tarafından gayrimenkul satışından elde edilen tutarın sertifika sahiplerine hisseleri oranında dağıtılması ise herhangi bir teslim veya hizmetin karşılığı olmadığından KDV’nin konusuna girmeyecek.

Gayrimenkul Sertifikalarının Asli Edimindeki İşlemlerde Damga Vergisi Yok

Sertifikaların asli edimde gayrimenkule dönüşmesi esnasında GİB’in verdiği görüşe göre tapu sicil memuru eşliğinde resmi bir senet olarak bir gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi imzalanması veya ön ödemeli konut satış sözleşmesi imzalanması halinde damga vergisi oranı yüzde sıfır olarak dikkate alınıyor. Ancak bunlar dışında tapu sicil memuru huzurunda resmi olarak yapılmayan bir gayrimenkul satış sözleşmesi düzenlenirse, kağıdın damga vergisinin mahiyeti itibarı ile ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor. Bunun yanında ihraççı tarafından gayrimenkul sertifikası ihracına ilişkin düzenlenecek kağıtlar ise mevcut istisna maddeleri kapsamında damga vergisinden istisna ediliyor.

Harçlar yönünden ise tapu harcının mükellefiyeti gayrimenkulü alım satımını gerçekleştiren kişiler olup, asli edimde gayrimenkulün emlak değerinden az olmamak üzere beyan edilen gerçek satış bedeli üzerinden harca tabi oluyor. Devir işleminin TOKİ tarafından yapılması halinde TOKİ’den harç aranmıyor.

Sorumlu vergicilik anlayışı kapsamında; Gelir İdaresince çok hızlı bir şekilde verilen vergi görüşü kapsamında yatırımcıların bu sertifikaların alım ve satımında kafalarında oluştuğu vergi sorularına hızlı bir şekilde yanıt alınmıştır.

Bu sertifikaların piyasada işlem görmesi ile yeni bir sermaye piyasası aracı da yatırım yelpazemize katılmış olacak. Yeni sermaye piyasası aracı olan bu sertifikaların vergisel olarak henüz hangi tür menkul sermaye aracı olduğuna ilişkin bir belirleme yapılmadı.

Öte yandan, sertifika ihracına konu edilen projelerin prim yapmaması halinde ihraççının garanti edeceği bir bedel olacak mı? Proje bitse bile gayrimenkul satılamaz ise yatırımcıya tali edim nasıl olacak? Kar payı nasıl ödenecek? gibi sorulara ise önümüzdeki günlerde yanıt bulunacağını düşünüyoruz.

* Gündem 29​

AuthorName: Hakan Güzeloğlu
AuthorName:ID: 40
CategoryName: Finans
CategoryName:ID: 87
ShortDescription: 7 Nisan 2017'de işlem görmeye başlayan gayrimenkul sertifikası küçük yatırımcının gözdesi haline geldi. Güncel rakamlara baktığımızda Gayrimenkul sertifikası satışlarına 143,24 milyon TL talep geldi. 95,99 milyon TL ek satışla birlikte toplam satış 239,23 milyon TL ile ihraç tavanına ulaştı.
Date: 7/10/2017
Attachments: https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/787/Untitled.jpg
https://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/787/Untitled-small.JPG

izmir smmm, izmir muhasebe, izmir serbest muhasebeci,izmir mali müşavir,mali müşavir muhasebeci,izmir muhasebeci,smmm izmir

Kategoriler
KPMG

Yeni Konut Alım Modeli: “Gayrimenkul Sertifikaları”

Rating: 0
Content:

Bu yazımızda talep toplamasına geçtiğimiz hafta başlanan ve önümüzdeki günlerde Borsa İstanbul’da piyasada işlem görmeye başlayacak yeni bir sermaye piyasası aracı "Gayrimenkul Sertifikaları"nı değerlendireceğiz.

Öncelikle, gayrimenkul sertifikalarına ilişkin düzenlemelere kısaca bakıp ne olduğunu, yayımlanan Tebliğ’deki bazı kavramları açıklayıp sonrasında çok yeni olarak Gelir İdaresi’nin bu kıymetlerin vergilendirilmesine yönelik verdiği görüş kapsamında bu sertifikaların vergilendirilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulunacağız.

Gayrimenkul Sertifikası Nedir?

Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) VII. 128.2 sayılı Tebliği’nde yer alan tanıma göre, ihraççıların (kamu veya özel sektör olabilir) inşa edilecek veya edilmekte olan gayrimenkul projelerinin finansmanında kullanılmak üzere ihraç ettikleri, gayrimenkul projesinin belirli bağımsız bölümlerini veya bağımsız bölümlerin belirli bir alan birimini temsil eden nominal değeri eşit sermaye piyasası aracıdır.

Menkul kıymetlerin vergilendirilmesini düzenleyen Gelir Vergisi Kanunu’nun Geçici 67. maddesi kapsamında bu kıymetlerin sabit veya değişken getirili mi yoksa bir fon katılma payı veya diğer sermaye piyasası aracı mı kabul edileceğine Gelir İdaresi’nin mevcut görüşünde bir belirleme yapılmamıştır.

İhraçtan Elde Edilecek Fon Nasıl Kullanılacak?

İlgili SPK Tebliği çerçevesinde gayrimenkul sertifikası ihracı karşılığında elde edilen fon yetkili kuruluş banka veya aracı kurum tarafından, bir banka nezdinde açılan özel bir hesapta toplanacak ve vekilin özen borcu çerçevesinde devlet tahvili, hazine bonosu, Hazine Müsteşarlığınca ihraç edilen kira sertifikaları, vadeli mevduat veya katılma hesabı olarak veya Kurulca uygun görülecek diğer sermaye piyasası araçlarına yatırılmak suretiyle ihraççı adına değerlendirilecektir.​

Toplanan fonun nemalandırılmasından elde edilecek kazançlar ihraççıya ait olup Geçici 67. madde kapsamında vergilendirilecektir. Eğer toplanan fon repo yapılırsa fon repo stopajına, vadeli mevduat yaparsa vadeli mevduat stopajına tabi olacaktır.

Tebliğ’e göre, gayrimenkul sertifikası ihracından elde edilen fonlar, ihraççı tarafından öncelikli olarak ihraç edilen gayrimenkul sertifikalarına konu bağımsız bölümlerin tamamlanmasında ve yalnızca söz konusu gayrimenkul projesinde veya bu projenin tamamlanması için başvuru tarihi itibarıyla kullanılmış finansman kaynaklarının geri ödenmesinde kullanılacaktır.

Yine Tebliğ’deki açıklamalara göre, ihraçtan elde edilen fonun yüzde onluk kısmı inşaat başlamadan önce doğrudan ihraççıya aktarılacak kalan fonun yüzde seksenlik kısmı, inşaat ilerleme raporlarında belirlenen oranlar ölçüsünde yetkili kuruluş banka veya aracı kurum tarafından ihraççıya; başka kişi veya kurum tarafından bağımsız bölümlerin tamamlanması durumunda ise söz konusu kişi veya kurumlara aktarılacaktır. İhraçtan elde edilen fonun kalan yüzde onluk kısmı ise yetkili kuruluş tarafından vade sonunda ihraççıya ödenir. İnşaat ilerleme raporlarına göre aktarımın hangi esaslar çerçevesinde yapılacağı ihraççı tarafından izahname veya ihraç belgesinde belirtilecektir.

Gayrimenkul Sertifikasını Alan Kişiler Nasıl Ev Sahibi Olacak? Asli ve Tali Edim Nedir?

Sistemi kısaca özetleyecek olursak; gayrimenkul projesinin belirli bağımsız bölümlerini veya bağımsız bölümlerin belirli bir alan birimini temsil eden sertifikayı halka arzda alan yatırımcı bu sertifika ile seçmiş olduğu gayrimenkulün payı oranındaki kısmını satın almış olacaktır.

Yatırımcının ilgili bağımsız bölümün tamamını kendi adına satın alma hakkını elde edebilmesi için topladığı sertifikalarının sayısı gayrimenkulü temsil eden sertifika sayısına ulaşması gerekir. İşte bu noktada yatırımcı için iki alternatif doğuyor.

Birincisi tali edim, ikincisi ise asli edim alternatifidir. İlgili Tebliğ’e göre asli edim yatırımcının konut projesinin itfa süresi içerisinde izahname veya ihraç belgesinde belirlenen bağımsız bölüme ilişkin tüm sertifikaların satın alınarak ihraçcı kurumdan yatırımcı adına gayrimenkulün mülkiyetinin tesis edilmesi ve bağımsız bölümün teslim edilmesini istemektir.

Diğer bir ifadeyle yatırımcı projede sertifikaya konu edilen ve ilgilendiği bağımsız bölümün tüm sertifikaların toplayarak satın aldıktan sonra ilgili gayrimenkulün satışını ihraçcıdan talep edebilecektir. Bu durumda da ihraçcı bahse konu gayrimenkulü yatırımcıya tapuda tescil yoluyla devredecektir.

Asli edimin yanı sıra yatırımcı topladığı gayrimenkul sertifikası ile projenin itfasında ihraçcıdan bu sertifikalara isabet eden karı da isteyebilir. Tali edim olarak adlandırılan bu durumda ise, yatırımcı tapuda üzerine bir tescille gayrimenkul sahibi olmak yerine ihraççı tarafından tali edime konu gayrimenkul sertifikalarına karşılık gelen bağımsız bölümlerin satılması ve elde edilen satış tutarının gayrimenkul sertifikası sahiplerine, sahip oldukları gayrimenkul sertifikaları oranında dağıtılması gerçekleşecektir. Yatırımcı bu durumda sertfikalarına karşılık gelen paylara isabet eden karı itfa geliri olarak elde edecektir.

Gayrimenkul Sertifikaları Borsa İstanbul’da İkinci El İşlem Görecek mi?

İlgili projede dayandığı bağımsız bölümü pay olarak temsil edecek gayrimenkul sertifikaları 5 Nisan 2017 tarihinden itibaren Borsa İstanbul’da yatırımcılarca alınıp satılabilecek ve işlem görecektir.  

Gayrimenkul sertifikalarının Borsa İstanbul’da işlem görmesinde Gelir Vergisi Kanunu yönünden vergileme nasıl olacak?

Gayrimenkul sertifikası bir sermaye piyasası aracı olduğu için Borsa İstanbul’da işlem göreceğinden bu sertifikanın alım satımından elde edilecek alım satım kazancı Gelir İdaresince verilen görüş kapsamında menkul kıymetlerin vergilendirilmesini ön gören Geçici Madde 67 kapsamında stopaj yoluyla gerçekleştirilecek.

Gelir İdaresi’nin Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’na verdiği görüşe göre bu sertifikalar; aynı kira sertifikaları ile yatırım fonları katılma paylarının alım satımında olduğu gibi alım satımı gerçekleştirecek banka veya aracı kurumlarca yatırımcının statüsüne göre gerçek kişi ise % 10 tüzel kişi ise % 0 oranında bir vergilendirmeye tabi olacak.

Ayrıca, Gelir İdaresi yabancı yatırımcıları da aynı tam mükellef yatırımcılar gibi gerçek kişi veya tüzel kişi kurum veya yatırım fon ve ortaklığına benzer statüye sahip olmasına göre stopaja tabi tutacak.

Gelir İdaresi verdiği görüşte tali edimin de itfa kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek yatırımcının gayrimenkul sertifikasını elden çıkarması sonucunda kendisine yapılan ödemeleri ile söz konusu sertifikayı alış bedeli arasındaki fark üzerinden de Geçici 67. Madde kapsamında tevkifat yapılması gerektiğini belirtmiştir. Bu durumda, tali edimden elde edilen kazançlar da stopaj yoluyla vergilendirilecektir.

Gayrimenkul Sertifikalarının Alım Satımı ile Asli Ediminde Yatırımcılar KDV Ödeyecek mi?

Gelir İdaresince verilen görüşte gayrimenkul sertifikaları Türkiye’de kurulu borsa olan Borsa İstanbul’da işlem göreceğinden bu sertifikaların teslimi KDV’den istisna olacaktır.

Asli edimde, gayrimenkul sertifika sahiplerine yapılacak gayrimenkul teslimi emsal bedel üzerinden KDV’ye tabi olacaktır. Sertifikalarının karşılığında gayrimenkul sahibi olacak yatırımcı emsal bedel üzerinden KDV ödeyecektir.

Tali edimde ise ihraççı tarafından gayrimenkulün proje bitiminde açık artırma yoluyla üçüncü kişilere satışında KDV hesaplanması gerekecek ancak ihraççı tarafından gayrimenkul satışından elde edilen tutarın sertifika sahiplerine hisseleri oranında dağıtılması ise herhangi bir teslim veya hizmetin karşılığı olmadığından KDV’nin konusuna girmeyecektir.

Gayrimenkul Sertifikalarının Asli Edimindeki İşlemlerde Damga Vergisi ve Harç İstisnası Olacak mı?

Sertifikaların asli edimde gayrimenkule dönüşmesi esnasında GİB’in verdiği görüşe göre tapu sicil memuru eşliğinde resmi bir senet olarak bir gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi imzalanması veyahut ön ödemeli konut satış sözleşmesi imzalanması halinde damga vergisi oranı yüzde sıfır olarak dikkate alınacaktır. Ancak bunlar dışında tapu sicil memuru huzurunda resmi olarak yapılmayan bir gayrimenkul satış sözleşmesi düzenlenmesi halinde kağıdın damga vergisinin mahiyeti itibarıyla ayrıca değerlendirilmesi gerekecektir.

Bunun yanında ihraççı tarafından gayrimenkul sertifikası ihracına ilişkin düzenlenecek kağıtlar ise mevcut istisna maddeleri kapsamında damga vergisinden istisna edilecektir.

Harçlar yönünden ise tapu harcının mükellefiyeti gayrimenkulü alım satımını gerçekleştiren kişiler olup asli edimde gayrimenkulün emlak değerinden az olmamak üzere beyan edilen gerçek satış bedeli üzerinden harca tabi olacaktır. Devir işleminin TOKİ tarafından yapılması halinde TOKİ’den harç aranılmayacaktır. 30 Eylül 2017 tarihine kadar uygulanmak üzere, 492 sayılı Kanun’a bağlı (4) sayılı tarifenin "I-Tapu İşlemleri" başlıklı bölümünün 20/a fıkrasında sayılan tapu işlemleri üzerinden alınan tapu harcının, konut ve işyerlerinde (kat irtifakı tahsis edilmiş olanlar dahil) binde 15 olarak yeniden belirlendiğini hatırlatmak isteriz.

Sorumlu vergicilik bakışıyla, Gelir İdaresince çok hızlı bir şekilde verilen vergi görüşü kapsamında yatırımcıların bu sertifikaların alım ve satımında kafalarında oluşan vergi sorularına hızlı bir şekilde yanıt alınmıştır.

Bu sertifikaların piyasada işlem görmesiyle yeni bir sermaye piyasası aracı da yatırım yelpazemize katılmış olacaktır. Yeni sermaye piyasası aracı olan bu sertifikaların vergisel olarak henüz hangi tür menkul sermaye aracı olduğuna ilişkin bir belirleme yapılmamıştır. Bu sertifikaların ne tür menkul kıymet sayılacağı açıklanmamıştır.

Öte yandan, sertifika ihracına konu edilen projelerin prim yapmaması halinde ihraçcının garanti edeceği bir bedel olacak mı? Proje bitse bile gayrimenkulün satılamaması halinde yatırımcıya tali edim nasıl olacak? Kar payı nasıl ödenecek? gibi sorulara ise ileriki günlerde yanıtlar bulunacağını düşünüyoruz. 

AuthorName: Hakan Güzeloğlu
AuthorName:ID: 40
CategoryName: Vergi
CategoryName:ID: 73
ShortDescription: Bu yazımızda talep toplamasına geçtiğimiz hafta başlanan ve önümüzdeki günlerde Borsa İstanbul'da piyasada işlem görmeye başlayacak yeni bir sermaye piyasası aracı "Gayrimenkul Sertifikaları"nı değerlendireceğiz…
Date: 4/3/2017
Attachments: http://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/749/248105734.jpg
http://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/749/248105734_small.jpg

izmir smmm, izmir muhasebe, izmir serbest muhasebeci,izmir mali müşavir,mali müşavir muhasebeci,izmir muhasebeci,smmm izmir

Kategoriler
KPMG

Anonim Şirketlerin Hisse Geri Alımlarında Vergilemeye Dikkat!

Rating: 0
Content:

Anonim Şirketlerin kendi hisselerini geri almaları aslında rutin veya sık yapılan bir işlem olmamakla birlikte özellikle ekonomik dalgalanmaların olduğu dönemlerde daha çok karşımıza çıkıyor. 2008 yılında yaşanan ekonomik krizle birlikte dünyanın birçok ülkesi olumsuz etkilendi. Bugüne kadar da aslında bu olumsuz etkinin bir şekilde devam ettiğini söylemek yanlış olmaz. Ülkemizin yaşadığı jeopolitik sorunlar, FED’in faiz artışı vb. birçok olayı bir araya getirdiğimizde de geçtiğimiz yılsonu yaşanan yüksek kur artışları, haliyle yabancı para borcu olan şirketler başta olmak üzere ekonomimizi olumsuz etkiledi. Dolayısıyla, şirket sahipleri de bu dönemlerde hisselerinin aşırı değer kaybını önlemek amacıyla veya başka nedenlerle zaman zaman piyasadan kendi hisselerini geri satın almaktalar.

Anonim Şirketlerin hisse geri alımları birçok mevzuat yönünden dikkat edilmesi gereken önemli bir işlemdir. Yazımızda konunun etki alanına ilişkin değerlendirmelerimize yer vereceğiz.

Türk Ticaret Kanunu Açısından…

Anonim şirketlerin kendi hisselerini geri almalarına Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 379’uncu maddesi izin vermektedir. Diğer bir ifadeyle bahsedilen kanun hükmüne göre bir anonim şirketin kendi paylarını iktisap veya rehin olarak kabul etmesi mümkündür.

Buna göre; bir anonim şirketi kendi paylarını, esas veya çıkarılmış sermayesinin % 10’una kadar olan kısmını iktisap edebilmektedir.  Yine payların iktisabı için genel kurulun yönetim kurulunu yetkilendirmesi şartıyla, en çok 5 yıl için geçerli olacak bu yetkide, iktisap edilen payların itibari değer sayıları belirtilerek toplam itibari değerleriyle, söz konusu edilecek paylara ödenebilecek bedelin alt ve üst sınırının genel kurul yetki belgesinde belirtilmesi gerekmektedir. Aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca ise ilave olarak iktisap edilecek payların bedelleri düşüldükten sonra, kalan şirket net aktifi, en az esas veya çıkarılmış sermaye ile kanun ve esas sözleşme uyarınca dağıtılmasına izin verilmeyen yedek akçelerin toplamı kadar olmalıdır.  Ayrıca geri iktisap edilecek payların bedellerinin tümünün ödenmiş olması da şarttır. Paylarının iktisap edilmesi amacıyla, şirketin başka bir kişiyle yaptığı, konusu avans, ödünç veya teminat verilmesi olan hukuki işlemler batıl kabul edilmektedir.

Ancak, TTK yakın ve ciddi bir kayıptan kaçınmak için yönetim kurulunun,  genel kurul kararı olmaksızın payları iktisap edebilmesine de imkân vermiştir. Anonim şirketler tarafından geri alınmak suretiyle iktisap edilen payların esas veya çıkarılmış sermayenin % 10’u geçmediği durumlarda, şirket için herhangi bir kayba yol açmadan devirleri mümkün olur olmaz ve her hâlde iktisaplarından itibaren üç yıl içinde elden çıkarılması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca TTK’nın 379 ilâ 381’inci maddelerine aykırı bir şekilde iktisap edilen veya rehin olarak alınan payların, iktisap veya rehin olarak kabul tarihinden itibaren en geç altı ay içinde elden çıkarılacağı ya da üzerlerindeki rehin kaldırılacağı hüküm altına alınmıştır.

Yine anonim şirketlerin iktisap ettiği kendi payları ile yavru şirket tarafından iktisap edilen ana şirketin payları, ana şirketin genel kurulunun toplantı nisabının hesaplanmasında dikkate alınmayacaktır ve  bedelsiz payların iktisabı hariç, şirketin devraldığı kendi paylarının hiçbir pay sahipliği hakkına sahip olamayacaktır. Yavru şirketin iktisap ettiği ana şirket paylarına ait oy hakları ile buna bağlı haklar ise donmaktadır.

Bununla birlikte TTK’nın 520/1 maddesine göre ise anonim şirketlerin, iktisap ettiği kendi payları için iktisap değerlerini karşılayan tutarda yedek akçe ayırması gerekmektedir. Bu yedek akçelerin, anılan paylar devredildikleri veya yok edildikleri takdirde iktisap değerlerini karşılayan tutarda çözülebileceğini belirtmek isteriz.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Mevzuatı Açısından…

Geri alınan paylar SPK’nın II-22.1 sayılı Tebliği’nde düzenlenmiş olup yine anonim şirketlerin hisse geri alımı işlemlerinin TMS 32 No’lu standart içerisinde açıklanmış olduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla halka açık şirketlerin SPK açısından takip edecekleri bu prosedürlere ayrıca dikkat etmeleri gerekmektedir.

SPK’nın II-22.1 No.lu Geri Alınan Paylar Tebliği’nin 20’inci maddesinde ve yine yukarıda belirtilen TTK’nın 520/1 maddesinde; Geri alınan payların geri alım bedelini kadar yedek akçe ayrılarak öz kaynaklar altında kısıtlanmış yedek olarak sınıflandırılacağı ve geri alınan payların ve söz konusu yedek akçelerin finansal tablolarda gösteriminin Kurul tarafından ilan edilen formatlar uyarınca yapılacağı belirtilmiştir. Ayrıca,  bu fıkra kapsamında ayrılan yedeklerin, geri alınan paylar satıldıkları veya itfa edildikleri takdirde geri alım değerlerini karşılayan tutarda serbest bırakılacağı belirtilmiştir.

Türk Vergi Mevzuatı Açısından…

Anonim şirketlerin kendi hisselerini satın alması durumunda vergi mevzuatı açısından dikkat edilmesi gereken önemli konular aşağıda açıklanmıştır.  

  • Geri Alınan Hisselere Temettü Ödemesi Yapılamayacağı için Temettü Ödemesine Bağlı Bir Stopaj da Uygulanmaması Gerekir.

Geri alınan paylar nedeniyle; genel kurulda oy kullanma, kâr payı isteme, tasfiyeye katılma gibi ortaklık hakları şirket tüzel kişiliğine geçmeyeceği düşünülmektedir. Dolayısıyla şirketin hisse senetlerinin piyasadan satın alması durumunda bu hisse senetleri için nakden veya hesaben bir temettü ödemesi yapılmayacağı için bir vergilemenin de söz konusu olmayacağı düşünülmektedir.

  • Hisse Senetlerinin Geri İktisabında Kullanılan Yabancı Kaynaklara İlişkin Katlanılan Finansman Giderlerinin İndirimi

Geri alınan hisse senetlerinin öz kaynak yerine kredi kullanımı yoluyla finanse edilmesi halinde buna ilişkin katlanılan finansman giderleri genel olarak kurum kazancından indirim konusu yapılabilecektir. Ancak burada geri alınan hisselerin sermaye azaltımı suretiyle iptal edilmesi durumunda ise gider yazımında dikkatli olunması gerekir.

Konuyla ilgili olarak 1989 yılında verilen bir Hesap Uzmanları Danışma Komisyonu Kararı özetle; ​

" şirketin kendi hisse senetlerinin temellükünde borçlanılan bedellere ilişkin faizlerin;

  1. Bu senetler tekrar satılıyor ise genel gider olarak kabul edilebileceği,

  2. Söz konusu hisse senetleri sermaye azaltımına ilişkin bir genel kurul kararın istinaden iktisap edilmiş ise bu faizlerin gider olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı,

  3. Temellük sırasında sermaye azaltım kararı olmamakla birlikte, daha sonra böyle bir karar alınmışsa, karar tarihine kadar olan faizlerin gider olarak kabul edilmesi, karar tarihinden sonraki faizlerin ise gider olarak kabulünün mümkün olmadığı,"

yönündedir.

Burada Hesap Uzmanları Danışma Komisyonu gerekçe olarak, bir şirketin kendi hissesini satın alması ile diğer hisselerin satın alınması arasında fark olmadığını; ancak geri alınan hisse senetlerinin nominal bedel üzerinde iktisap edildikten sonra, sermaye azaltımına gidildiği durumdaki işlemin ortaklar arası bir işlem olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, şirketin bu olayda aracılıktan başka bir fonksiyonunun bulunmadığından hareketle hisse senetlerinin satın alımı sırasına katlanılan faizlerin şirket tarafından gider kaydedilemeyeceğini ifade etmiştir.  Diğer bir ifadeyle anonim şirketlerin ortaklarından satın alarak akabinde sermaye azaltımı suretiyle iptal ettiği hisse senetleri nedeniyle katlanılan zararın şirket ile bir ilgisi olmadığından bahisle gider kaydı riskli görülmüştür.

  • Geri Alınan Payların Satılması Halinde Vergileme

Geri alınan payların TTK’nın 383’üncü maddesinde belirtilen şartlar halinde 3 yıl ve 379 ve 381 inci maddelere uyulmaması halinde ise 6 ay içerisinde elden çıkarılması gerekmektedir. Bu süre içinde elden çıkarılmayan payların yok edilmesi gerekmektedir. Ancak 379’uncu maddedeki şartlar ile çıkarılmış/esas sermayenin % 10 unu geçmeyecek olan geri alınan payların elden çıkarılması zorunlu değildir.

Söz konusu geri alınan hisselerin satılması halinde oluşacak kârın kurum kazancına dahil edilerek kurumlar vergisine tabi tutulması gerektiği kanaatindeyiz. Bununla birlikte birçok görüşe göre anonim şirketlerin kendi hisse senetlerini geri almaları halinde KVK’nın 5/1-ç maddesinde belirtilen emisyon primi istisnasının uygulanabileceği belirtilmektedir. Normalde anonim şirketlerin ilk kuruluşu veya sermayelerini arttırdıkları sırada çıkardıkları hisse senetlerinin itibari değerleri ile satış bedeli arasındaki fark istisna edilmektedir. Bununla birlikte anonim şirketlerin kendi hisse senetlerini alış bedeli ile geri alması ve akabinde uygun bir zamanda satması durumunda alış bedeli ile satış bedeli arasında bir kazanç olduğunda da oluşacak karın emisyon primi istisnası kapsamında değerlendirilmemesi ve bu işlemin normal bir satım işlemi olarak değerlendirilerek elde edilen karın kurumlar vergisi matrahına ilave edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.  Diğer bir ifadeyle anonim şirketlerin çıkarmış olduğu hisse senetlerini daha sonra geri alarak tekrar satması işleminin normal bir menkul kıymet alım – satımı işleminden farkı yoktur. Dolayısıyla işlem sonucunda doğacak kâr veya zararın normal olarak kurum kazancının tespitinde dikkate alınması daha doğrudur. Bununla birlikte Vergi İdaresi’nin 2007 yılında vermiş olduğu bir muktezaya göre, şirketin kendi hisselerinin geri alınarak yok edilmesi ile ilgili oluşan zararın gider olarak dikkate alınamayacağı yönündedir. Burada özellikle, bu tür bir zararın GVK’nın 40/1 maddesinde açıkça belirtilmemesi gerekçe gösterilmektedir ki bu görüşe katılmak mümkün değildir.

Bunanla birlikte anonim şirketlerin hisse senetlerini geri alıp satmaları ilişkili kişiler ile yapılan işlem olup transfer fiyatlandırması kapsamında emsaline uygun olması hususuna dikkat edilmelidir.  

  • Geri Alınan Payların İptal/Yok Edilmesi Halinde Vergileme

Yukarıda da belirtildiği üzere geri alınan payların TTK’nın 383’üncü maddesinde belirtilen şartlar halinde 3 yıl, 385’inci maddesinde belirtildiği üzere 379 ve 381’inci maddelere uyulmaması halinde ise 6 ay içerisinde elden çıkarılması gerekmektedir. Bu süre içinde elden çıkarılmayan payların yok edilmesi gerekmektedir.

Buna göre geri alınan hisselerin yok edilmesi halinde TTK’nın 386’ıncı maddesine göre sermayenin azaltılması gerekmektedir. Sermaye azaltımının, söz konusu geri alınan hisselerin nominal bedeli üzerinden yapılması gerekmekte olup, alış bedeli ile nominal bedel arasında bir fark olması durumunda bunun genel kurul kararı uyarınca yedek akçelerden veya geçmiş yıl karlarından karşılanmasının TTK’nın 520/1. inci maddesine bakıldığında daha uygun olacağı değerlendirilmektedir.

Bununla birlikte alış bedeli ile itibari değer arasındaki tutarın ticari zarar olarak da kaydedilebileceği iddia edilebilmekle birlikte bu tutarın transfer fiyatlandırması kuralları da dikkate alındığında, bir nevi ortağa kar transferi anlamına gelecek bu işlem nedeniyle katlanılan bu zararın kurumlar vergisi matrahından indirilemeyeceği düşünülmektedir.

Yine bu konuda da yukarıda belirtilen Hesap Uzmanları Danışma Komisyonu Kararı’nda;  "(…) sermaye azaltımı suretiyle geri alınan hisselerin iptali durumunda hisse senetlerinin alış bedeli ile nominal bedeli arasındaki farkın gider yazılmaması gerektiği, başka bir ifadeyle, şirket ortaklarının iptal edilen hisse senetlerinden doğan henüz realize olmamış kazançları devraldığı ve iptal edilen bu hisselere ilişkin haklar aynen şirkette kalan ortaklara yansımaktadır. U duruma şirket gelir ya da zara yazmayı gerektiren bir olay vukuu bulmamaktadır. Gizli yedeklerin vergilenmesi söz konusu olmadığı gibi aksi bir uygulama ile bu farkın zarar yazılması şirkette kalan ortaklara kaydedilen zarar nedeniyle alınmayan kurumlar vergisi kadar bir avantaj sağlayacaktır, (…)" açıklaması yapılmıştır. Bu açıklama, geri alınan hisse senetlerini alış bedeli ile nominal bedeli arasındaki farkın sermaye azaltımı sonucunda ilgili hisse senedi iptal edilen ortaklar kendilerine aktarılan gizle yedekler ile ilişkilendirilmesi nedeniyle anonim şirket bünyesinde bu farkın gider yazılamayacağı yönündedir. ​

AuthorName: Timur Çakmak
AuthorName:ID: 42
CategoryName: TTK
CategoryName:ID: 70
ShortDescription: Anonim Şirketlerin kendi hisselerini geri almaları aslında rutin veya sık yapılan bir işlem olmamakla birlikte özellikle ekonomik dalgalanmaların olduğu dönemlerde daha çok karşımıza çıkıyor. 2008 yılında yaşanan ekonomik krizle birlikte dünyanın birçok ülkesi olumsuz etkilendi. Bugüne kadar da aslında bu olumsuz etkinin…
Date: 3/6/2017
Attachments: http://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/730/258805193.jpg
http://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/730/258805193_small.jpg

izmir smmm, izmir muhasebe, izmir serbest muhasebeci,izmir mali müşavir,mali müşavir muhasebeci,izmir muhasebeci,smmm izmir

Kategoriler
KPMG

Kârın Sermayeye İlavesi veya Bedelsiz Paylar Stopaja Tabi mi?

Rating: 0
Content:

Şirketler "Kâr Payı Dağıtımını" Hangi Şekillerde Yapar?

Şirketler tüzel kişilikleri gereği faaliyet dönemleri sonunda ortaklarına kanun ve esas sözleşme hükümlerine göre "kâr payı" dağıtmaktadırlar. Öncelikle "kâr payı" dağıtımı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine, ortaklığın halka açık olup olmamasında bağlı olarak Sermaye Piyasası mevzuatı, bankacılık gibi düzenleyici kurum gözetim ve denetimine tabi ise Bankacılık Düzenleme ve Denetim Kurumu, Vergi mevzuatı ve ilgili diğer yasal mevzuat ile "ortaklık esas sözleşmesi" hükümleri çerçevesinde yapılmaktadır. "Kâr payı" ister kanun hükmü, ister esas sözleşme olsun; dağıtım için yetkili organların kararına bağlıdır. Ortaklığın yetkili organları "kâr payı" dağıtımı şeklini "nakit" ve/veya "bedelsiz pay" olarak belirleyebilir.

Bu genel açıklamaların ışığında, "kâr payı" dağıtımının "nakit" ve /veya "bedelsiz pay" olarak yapılması vergileme açısından farklı sonuçlar doğurduğu görülüyor. Yazımızda bu konuyu değerlendireceğiz. 

Sermaye Piyasası Kurulu Kâr Payı Rehberi’ne Göre Genel Esaslar

Rehber’in* Kâr Payı Dağıtımına İlişkin Genel Esaslar bölümünde açıklandığı üzere; kâr dağıtım politikasında, kâr payının nakit ve/veya bedelsiz olarak dağıtılacağı hususunda da bilgi yer almalıdır.

Kâr dağıtım politikası gereği, dağıtılmasına karar verilen kâr payı tutarının tamamı, ancak yasal defterlerde (Vergi Usul Kanunu’na göre tutulan kayıtlarda) yer alan "net dağıtılabilir kâr" veya "diğer kaynaklar" mevcut olmak şartıyla dağıtılabilecektir.

Net dağıtılabilir dönem kârı, net dönem kârından varsa "geçmiş yıllar zararları" ve "genel kanuni yedek akçe" indirilerek tespit edilir.

"Net dağıtılabilir dönem kârı" dışında, dağıtılması mümkün olan "diğer kaynaklar" da "kâr dağıtımına" konu edilebilir. Diğer kaynaklara örnekler "geçmiş yıl kârı", "olağanüstü yedekler" ile "TTK ve esas sözleşme uyarınca dağıtılabilir diğer yedekler" olabilir.

Sermayeye İlave Edilen "Kâr Payı" (Bedelsiz Pay) Ödemelerinde Temettü Stopajı Olacak mı?

Yukarıda belirtildiği üzere,  gerek "net dağıtılabilir dönem kârı" gerekse "diğer kaynaklar",  "nakit" ve /veya "bedelsiz pay" olarak ortaklara dağıtılabilir. Peki "bedelsiz pay" olarak dağıtılmasına karar verilen "kâr payları" vergi mevzuatı karşısında stopaja tabi midir, değil midir? Bu soruyu cevabından emin olduğumuz sorular olarak kategorize etmek gerekir.

Vergi mevzuatında gri alanlar var ve var olmaya devam edecek. Ancak ortaklıkların "kâr dağıtımını" "bedelsiz pay" olarak dağıtma kararı aldıkları durumda bu işlem temettü stopajına tabi olmayacaktır. Neden?

Öncelikle kurumlar tarafından yapılacak "kâr dağıtımı" halinde "tevkifat veya stopaj uygulaması" geliri elde edenin statüsüne bağlı olarak 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu  ("GVK") veya 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ("KVK") hükümlerine tabi olacaktır.

Özetle, Gelir vergisi mükellefleri için ise GVK’nın 94’üncü maddesinin 1. fıkrasının (6) numaralı bendinin (b-i) ve (b-ii) alt bentlerinde, tam mükellef kurumlar tarafından; tam mükellef gerçek kişilere, gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayanlara ve bu vergilerden muaf olanlara dağıtılan kâr paylarından; tam mükellef kurumlar tarafından; dar mükellef gerçek kişilere, dar mükellef kurumlara (Türkiye’de bir işyeri veya daimi temsilci aracılığıyla kâr payı elde edenler hariç) ve gelir ve kurumlar vergisinden muaf olan dar mükelleflere dağıtılan kâr paylarından vergi kesintisi yapılacağı düzenlenmiştir. GVK’nın 94. maddesinde "kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz" hükmü yer almaktadır.

Kurumlar vergisi mükellefleri için ise KVK 15/2. maddesinde, vergiden muaf olan kurumlara dağıtılan kâr payları üzerinden; 30/3. maddesinde dar mükellef kurumlara veya kurumlar vergisinden muaf olan dar mükelleflere dağıtılan kâr payları üzerinden (Türkiye’de bir işyeri veya daimi temsilci aracılığıyla kâr payı elde edenler hariç) yapılacak vergi kesintileri düzenlenmiştir. KVK’nın her iki maddesinde de "kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz" hükmü yer almaktadır.

Bunlara ilave olarak yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararları ile "kârın sermayeye eklenmesinin kâr dağıtımı sayılmayacağı" açık ve net bir şekilde düzenlenmiştir. Örneğin,  23/07/2006 tarih ve 26237 numaralı Resmi Gazete ile yayımlanan 2006/1073 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın 3. maddesinde ile belirlenen tevkifat düzenlemelerinde GVK ve KVK madde hükmünde yer alan "kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz" hükmü tekrarlanmıştır.

Kurumlar tarafından yapılan ödemelerle ilgili 1 Seri No’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin "15. Tam Mükellef Kurumlara Yapılan Ödemelerde Vergi Kesintisi" ve "30. Dar Mükellefiyette Vergi Kesintisi" bölümlerde detaylı açıklamalar yer almaktadır. Söz konusu 1 Seri No’lu KVK Tebliği’nin iki yerinde "15.6.1", "15.3.9" ve "30.4.6" bölümlerinde yer alan açıklamalar sırasıyla aşağıdaki gibidir:

  • "Diğer yandan, tam mükellef kurumlarca kârın dağıtılmayıp şirket sermayesine eklenmesine karar verilmesi halinde, kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmadığından, sermayeye ilave edilen bu tutar üzerinden vergi kesintisi yapılmayacaktır."

  • "Öte yandan, kurumlarca kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmayacaktır."

  • "Öte yandan, kurumlarca kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmayacaktır."

Gelir İdaresi tarafından verilen özelgelerde de "kurumlarca kârın sermayeye eklenmesi" halinde "sermayeye ilave edilen kurum kazancından tevkifat yapılıp yapılmayacağı ile sermayeye ilave edilen tutarların gerçek kişi ortaklar tarafından beyan edilip edilmemesi konusunda sorulan soruya" verilen cevap açık ve net bir şekilde tevkifat yapılamayacağı ve gerçek kişiler tarafından temettü kazancı olarak beyan edilmeyeceğidir. B.07.1.GİB.4.34.16.01-GVK 94-1045 sayı ve 16.3.2012 tarihli "özelge özeti aşağıdaki gibidir:

"(…)Bu hükme göre, vergilendirilmiş kurum kazancınızın sermayeye ilave edilmesi işleminin kar dağıtımı olarak değerlendirilmesi söz konusu olmadığı gibi, sermayeye ilave edilen bu tutarların Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesi kapsamında tevkifata tabi tutulması ya da şirketinizin gerçek kişi ortakları tarafından beyan edilmesi gerekmemektedir(…)"

Dolayısıyla, kurumların kârlarını sermayeye eklemek suretiyle gerçekleştirdikleri kâr dağıtım işlemlerinde gerçek kişi ortaklarca elde edilen kâr payları beyana tabi değildir. Buna ilave olarak, gerçek kişilerin kurumların kârlarını sermayeye eklenmesi dolayısıyla sahip oldukları hisse senetlerinin edinim tarihi olarak, daha önceden sahip olunan hisse senetlerinin edinim tarihi esas alınacağı 232 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile açıklanmıştır.

Sorumlu Vergicilik Bakışıyla Bedelsiz Kâr Payı Dağıtımında Tevkifat Olmaz!

Yukarıda belirtildiği üzere,  gerek "net dağıtılabilir dönem kârı" gerekse "diğer kaynaklar",  "nakit" ve /veya "bedelsiz pay" olarak ortaklara dağıtılan "kâr payları" stopaja tabi değildir. Bu soruyu gündeme getirdiğimizde yaklaşımımız "cevabından emin olduğumuz" bir konunun söz konusu olduğu yönündedir. Vergi Kanunlarındaki madde hükümleri ( KVK ve GVK), Bakanlar Kurulu Kararları ve Tebliğler ile yapılan açıklamalar tereddütsüz "kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz" şeklindedir.

Diğer taraftan, bu yazıda ele aldığımız konunun sermayeye ilave edilmiş "dönem kârı" veya "kâr dağıtımına konu edilen diğer kaynakların", daha sonra "sermaye azaltılması ile ortaklara dağıtılması" ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Sermayeye ilave edilmiş "dönem kârı" veya "kâr dağıtımına konu edilen diğer kaynakların" daha sonra "sermaye azaltılması ile ortaklara dağıtılmasında tevkifat uygulaması ayrı olarak değerlendirilmelidir.

Konu ile ilgili olarak ilave sorularınız olması halinde bizimle bağlantı kurabilirsiniz.

 * Sermaye Piyasası Kurulu Kâr Payı Rehberi, http://www.spk.gov.tr/displayfile.aspx?action=displayfile&pageid=986&fn=986.pdf&submenuheader=-1

AuthorName: Abdulkadir Kahraman
AuthorName:ID: 27
CategoryName: Gelir Vergisi
CategoryName:ID: 60
ShortDescription: Şirketler tüzel kişilikleri gereği faaliyet dönemleri sonunda ortaklarına kanun ve esas sözleşme hükümlerine göre "kâr payı" dağıtmaktadırlar. Öncelikle "kâr payı" dağıtımı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine, ortaklığın halka açık olup olmamasında bağlı olarak Sermaye Piyasası mevzuatı, bankacılık gibi düzenleyici kurum gözetim ve denetimine tabi ise…
Date: 3/3/2017
Attachments: http://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/729/574323790.jpg
http://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/729/574323790_small.jpg

izmir smmm, izmir muhasebe, izmir serbest muhasebeci,izmir mali müşavir,mali müşavir muhasebeci,izmir muhasebeci,smmm izmir

Kategoriler
KPMG

Kendi Hisselerini Satın Alan Şirkete Kâr Payı Ödemesi Yapılır mı?

Rating: 0
Content:

TTK’ya Göre Şirketler Kendi Hisselerini Satın Alabilir!

22 Kasım 2016 tarihli "Şirketin Satın Aldığı Kendi Hissesini Satması Kâr Payı mı, Değer Artış Kazancı mı?​" başlıklı yazımızda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun ("TTK") yeniliklerinden biri olan "şirketlerin kendi hisselerini satın alması" uygulaması ile ilgili vergileme yaklaşımını değerlendirmiştik.

6102 sayını TTK’nın 379 ila 389’uncu maddelerinde yer alan düzenlemeler ve burada yer alan sınırlamalara göre şirketler kendi hisselerini satın alabilirler. Bu şartlardan en önemlisi, bir şirketin ancak sermayesinin %10’una kadar kendi hisselerini satın alabilmesidir.

Neden %10? Çünkü TTK’daki %10 sınırı şirketin tüzel kişiliğin esasını teşkil eden sermayenin bütünlüğü ilkesini ortadan kaldırmaya izin vermiyor.

TTK hükümlerinin çerçevesini yukarıda özetlemeye çalıştık. Bu yazımızda halka açık ve halka açık olmayan şirketler yönünden kendi hisselerini geri alan şirketlerin hakları ve bu haklardan temettü elde etme hakkı ile değerlendirmelere yer vereceğiz.

Sermaye Piyasası Kanunu’na Göre Şirketin Kendi Hissesini Alması Mümkün mü?

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun ("SPK") 22’nci maddesindeki düzenlemeyle halka açık ortaklıkların kendi paylarını satın alması düzenlenmektedir. Böylece 6102 sayılı Kanun ile anonim ortaklıkların kendi paylarını satın almasına ilişkin düzenlemelere paralel olarak, Kurul belli ortaklıklar ile sınırlı olmak üzere, "payların iktisabında şeffaflık ilkeleri ve fiyata ilişkin kurallar yönünden gerekli düzenlemeleri" yapma konusunda yetkilendirilmiştir.

SPK’nın 22’nci maddesine göre, kurul, halka açık ortaklıkların kendi paylarını satın ve rehin almasına ilişkin şartlara, işlem sınırlarına, geri alınan payların elden çıkarılması veya itfası ve bu hususların kamuya açıklanmasına ilişkin usul ve esasları düzenleme yetkisine sahiptir. Ancak TTK’da yer alan %10 sınırı, 6362 sayılı Kanun’un 22’nci maddesinde yer almamaktadır. SPK’da bir sınır olmamasının ciddi bir eksiklik olduğu kanaatindeyiz. Çünkü Kanun’da olmayan bir oran, Tebliğ gibi idari düzenlemelerle yapılmak zorunda kalınacaktır.

Kurul, SPK’nın 22’nci maddesindeki bu yetkiyi 3 Ocak 2014 tarih ve 28871 sayılı Resmi Gazete ile "Geri Alınan Paylar Tebliği" ile kullanmıştır. Söz konusu Tebliğe göre, geri alma konusunda ortaklık genel kurulunun yönetim kuruluna yetki vermesi TTK’daki gibi tekrar edilmiştir. 6362 sayılı Kanunda yer almayan "işlem sınırlarının", TTK’daki sınırlar dikkate alınarak belirlenmiş olduğu kanaatindeyiz.

SPK’ya Göre Şirketin Kendi Hissesini Almasında İşlem Sınırları Neler?

Şirketin kendi hissesini almasında işlem sınırları (süre ve oran gibi) Tebliğ’in 7’inci ve 9’uncu maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerden önemli olanları aşağıdaki gibidir:

  • Genel kurul tarafından onaylanmış "geri alım programının süresi", payları borsada işlem gören ortaklıklar için en fazla "3 yıl", payları borsada işlem görmeyen ortaklıklar için ise en fazla "1 yıl" olarak belirlenmiştir.
  • Geri alınan payların nominal değeri (daha önceki alımlar dahil), ortaklıkların ödenmiş veya çıkarılmış sermayesinin %10’unu aşamaz.
  • Geri alınan paylara ödenecek toplam bedel, Kurul düzenlemeleri çerçevesinde "kâr dağıtımına konu edilebilecek kaynakların" toplam tutarından fazla olamaz. Örnek vermek gerekirse, %10 hisse için ödenecek geri alım bedeli 150 birim TL, ortaklığın "kâr dağıtımına konu edilebilecek kaynak toplamı 120 birim TL olduğu varsayılırsa, ödenecek bedel 120 birim TL’den fazla olamayacaktır. Söz konusu şart ile uyumlu olup olmama sorumluluğu Yönetim Kurulu’ndadır.

Kendi Hissesini Geri Alma, Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı mı?

Ortaklıklar tarafından geri alınan paylar ilişkili işlem statüsünde olduğu için transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı düzenlemeleri dikkate alınmalıdır.

Bu nedenle, şirketin kendi ortağı veya ortaklarından 9 Ağustos 2016 tarihinden itibaren hisse alımı en az %10 oranında olur ise, söz konusu hisse bedeli vergi uygulamaları açısından "transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı" düzenlemelerine uygun olarak "emsal bedeller" üzerinden gerçekleştirilmelidir. Ancak, 9 Ağustos 2016 tarihinden itibaren hisse alımı en az %10’un altında ise (doğrudan veya dolaylı olarak ortaklık oluştuğu durumlar ile ortaklık ilişkisi olmadan doğrudan veya dolaylı olarak en az %10 oranında oy veya kâr payı hakkının olduğu durumlar dahil), örtülü kazanç dağıtımı kapsamında sayılmayacaktır.

Fakat işlem 9 Ağustos 2016 tarihinden itibaren önce gerçekleşmiş ise bu durumda bir oran aranmadan işlem ilişkili işlem sayılmak için yeterlidir. Dolayısıyla şirketlerin, kendi paylarını edinmede bu durum dikkate alınmalıdır.  

Şirket Kendi Hisselerine Kâr Payı Dağıtabilir mi?

TTK’ya Göre Durum Ne?

TTK’nın 389’uncu maddesinde geri alınan hisse senetleri ile ilgili "hisse sahiplerine tanınan hakların kullanılması düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, şirketin geri aldığı kendi payları ile yavru şirket tarafından edinilen ana şirketin payları, ana şirketin genel kurulunun toplantı nisabının hesaplanmasında dikkate alınmaz.

Diğer taraftan, bedelsiz payların iktisabı hariç, şirketin devraldığı kendi payları hiçbir pay sahipliği hakkı vermez. Diğer bir deyişle, şirketin iç kaynaklarının sermaye artışında kullanılması nedeniyle hisse sahiplerine verilen bedelsiz pay alma hakkının devam etmesiyle, kendi hissesini satın alma nedeniyle diğer paylara isabet eden bedelsiz pay alma hakkının yaratacağı olumsuzluklar giderilmiştir.

TTK 389’uncu madde gerekçesi, bu düzenlemenin yorumlanması açısından oldukça önemlidir. Çünkü gerekçe ile yapılan açıklamalar maddenin lafzına açıklık getirmektedir.

Madde gerekçesinde geri alınan payların "hiçbir pay sahipliği hakkı vermediği", yalnızca bu paylardan kaynaklanan "bedelsiz pay edinme" hakkının korunduğu açıklanmıştır. Buna ilave olarak, bu uygulamada karşılaşılan sorunların Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun İkinci Yönergesi’nde de bu sebeple çözülmemiş olduğu açıklanmıştır. İsviçre’de de durumun bu şekilde olduğu ifade edilmiştir.

Gerekçe açıklamalarının devamında, AB ülkelerinde söz konusu sorunlarda bazen değişik sonuçlara varıldığı açıklanmıştır. Burada işaret edilmek istenen sorunlar, inter alia, söz "konusu payların tutarınca toplantı nisabının azalıp azalmadığı"; "tahakkuk eden temettünün kanunî yedek akçelere alınıp şirketin malvarlığı haline mi geldiği", "yoksa özel bir hesaba konulup payın devri ile birlikte devralana mı verileceği"; "rüçhan hakkının kullanılmasının bedelsiz paylara kıyaslanıp kıyaslanmayacağı" olarak belirtilmiştir. Yabancı doktrinde "pay sahipliği vermemenin" geçici bir hâl olduğu, paylar anonim şirketin elinde iken "pay sahipliği haklarının dondukları", "payların devri" ile birlikte söz konusu "paylardan kaynaklanan hakların canlandığı" görüşü savunulmaktadır.

Dolayısıyla, TTK’ya göre pay sahipliğine bağlı, "genel kurulda temsil", "oy hakkı" ve "temettü" gibi hakların kullanımı söz konusu değildir. Çünkü kendi hisselerini satın alan bir şirket, kendi tüzel kişiliğinin esasını teşkil eden sermayesinin bir kısmını geri aldığında, bu hisselere bağlı "genel kurulda temsil", "oy hakkı" ve "temettü" gibi hakları kullanması, bir tüzel kişilik olarak sermayesinin bir kısmını temsil eden hisselere bağlı hakları kendi kendine kullanmış olması demektir.

Özellikle gerekçenin son cümlesinde belirtildiği üzere, geri alınan hisselere ilişkin hakların geçici bir hal olduğu ve paylar şirkette iken "pay sahipliği haklarının donduğu", "payların devri ile donan hakların tekrar canlandığı" görüşüne yer verilmiştir.

SPK’ya Göre Durum Ne?

Kurul’un "Geri Alınan Paylar Tebliği" 18’inci maddesinde geri alınan paylara ilişkin hakların ne olduğu açıklanmıştır. Bunlar sırasıyla aşağıdaki gibidir:​

  • Geri alınan paylar ortaklıkların genel kurullarında toplantı nisabının hesaplanmasında dikkate alınmaz.
  • Ortaklıkların geri alınan paylardan kaynaklanan bedelsiz paylara ilişkin hakları saklı tutulmuştur.
  • Ortaklıkların elde ettikleri bedelsiz paylar dahil geri alınan payları, "temettü" ve "yeni pay alma hakkı" hariç hiçbir pay sahipliği hakkı vermez. Diğer bir deyişle "temettü" ve "yeni pay alma hakkı" söz konusudur.  

  • Geri alınan paylara ilişkin "yeni pay alma hakları, pazar açılması koşuluyla süresi içerisinde ortaklık tarafından ilgili pazarda satılır. Satılamayan yeni pay alma hakları nedeniyle kalan payların satış süreci ilgili düzenlemeler uyarınca gerçekleştirilir.
  • Bağlı ortaklıkların satın aldığı ana ortaklığın paylarına ait oy hakları ile buna bağlı diğer haklar kendiliğinden donar. Hakların donması hali, ancak payların ortaklığın veya bağlı ortaklığının elinde bulunduğu süreyle sınırlıdır. Bu payların üçüncü kişilere devri ile birlikte ortaklık hakları kendiliğinden doğar.

SPK ile TTK arasındaki en önemli fark, Kurul tarafından yapılan düzenleme çerçevesinde kendi hisselerini satın alan şirkete, "temettü" ve "yeni pay alma hakkı" tanınmasıdır.  Ancak bağlık ortaklıkların satın aldığı ana ortaklığın payları için bu haklarda dahil hakların kendiliğinden donduğu açıklanmıştır.

Sonuç olarak, 6362 sayılı Kanun ile Kurul’a verilen yetki ile yayımlanan Tebliğ düzenlemeleri ile TTK’nın 389’uncu madde gerekçeleri karşılaştırıldığında (6362 sayılı Kanun gerekçesinde de bir açıklama olmaması nedeniyle), TTK’nın düzenlemesine aykırı bir durum söz konusudur.

Bu durumda SPK Tebliği gereği dağıtılacak temettü tutarı bir tüzel kişilik olan ortaklığın, geri aldığı ve fakat kendi tüzel kişiliğine ait sermayeyi temsil eden ve oy hakkı bile donmuş olan hisselere "kâr dağıtımı yapması" söz konusudur.

Buna göre işlem yapılması halinde şu sorulara cevap vermek gereği doğar: Söz konusu hisselere ilişkin gelir temettü ve gelir şirketin geliri midir? İştirak kazancı olup olmadığı sorusunda verilecek cevap "evet" ise vergi uygulamaları açısından iştirak kazançları istisnası uygulanabilecek midir? Çünkü iştirak kazancından bahsedebilmek için iştirak edilmiş bir kurum söz konusu değildir.

Hisselere bağlı hakların donuk olduğu durumda temettü kazancının lehtarı kimdir? Geri alınan hisseler TTK düzenlemesi karşısında temettü alacaklısı ve borçlu neye göre belirlenecektir?

Diğer bir sorun söz konusu hisselere isabet eden kâr paylarının Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından, "MKK sistemine temettü bilgi kaydı" yapılması gereği olup, bu işlemin nasıl yapılacağı belirgin değildir.

Sorumlu Vergicilik Bakışıyla: Tebliğ mi, TTK Maddesi mi?

Yukarıda açıklanan SPK ve TTK düzenlemeleriyle ilgili tespitler sonrasında kendi hissesini satın alan bir şirketin "kendi hisselerine kâr payı dağıtması" mümkün müdür? Kurul tarafından yayımlanan Tebliğ’in 18’inci maddesine göre mümkündür. Ancak bu durumda da TTK 389’uncu madde hükmü ve madde gerekçesi ile ciddi bir çelişki ortaya çıktığı kanaatindeyiz. Çünkü Tebliğ’in dayanağı olan SPK’nın 22’nci maddesinde TTK’nın 389’uncu maddesinde yer almayan "temettü" ve "yeni pay alma" hakkı söz konusu değilken, SPK Tebliği bunlara izin vermektedir. TTK’nın genel bir Kanun olduğu ve özel Kanun olan SPK’nın özel hükümler içermediği bir durumda TTK hükümlerine göre idari işlem tesis edilmesi "kanunilik ilkesinin" bir gereği olduğu kanaatindeyiz. Bu nedenle, söz konusu durumun yeni bir Tebliğ veya Kurul ilke kararı ile TTK’ya uygun olarak açıklığa kavuşturulmasının yerinde olacağı kanaatindeyiz.

Sonuç olarak geri alınan hisselere ilişkin hakların geçici bir hal olduğu ve paylar şirkette iken "pay sahipliği" haklarının donduğu, payların devri ile donan hakların tekrar canlanması nedeniyle, Tebliğ açıklamalarına göre kendi kendine temettü dağıtan şirket, bu tutarları "temettü olarak dikkate almamalı" ve "geri alınan hisse senetlerinde olduğu gibi öz kaynaklar altıda uygun bir hesapta izlemelidir. SPK’ya tabi şirketin uygun bir hesapta izlediği bu tutarların, hisselerin geri alım programı süresi sonunda satılması ile birlikte hisseleri alan tarafa devredilmesinin uygun olacağı kanaatindeyiz.

Konuyla ilgili ilave sorunuz olması durumunda bizimle irtibata geçmenizi rica ederiz.

Saygılarımızla, 

AuthorName: Abdulkadir Kahraman
AuthorName:ID: 27
CategoryName: TTK
CategoryName:ID: 70
ShortDescription: 22 Kasım 2016 tarihli "Şirketin Satın Aldığı Kendi Hissesini Satması Kâr Payı mı, Değer Artış Kazancı mı?" başlıklı yazımızda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ("TTK") yeniliklerinden biri olan "şirketlerin kendi hisselerini satın alması" uygulaması ile ilgili vergileme yaklaşımını değerlendirmiştik. 6102 sayını TTK'nın…
Date: 1/23/2017
Attachments: http://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/705/236012332.jpg
http://www.kpmgvergi.com/Blog/Lists/BlogText/Attachments/705/236012332_small.jpg

izmir smmm, izmir muhasebe, izmir serbest muhasebeci,izmir mali müşavir,mali müşavir muhasebeci,izmir muhasebeci,smmm izmir

Kategoriler
KPMG

2016/140 Sermaye Piyasası Kurumu Tarafından Düzenlenen Uygunluk Yazısının Tek Pencere Sistemi Kapsamına Alınması

Bülten Kategorisi: Gümrük
İçerik:

Özet: Gümrük v​e Ticaret Bakanlığı Risk Yönetimi ve Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından 07.10.2016 tarihinde 73421605-106.05 sayı ile yayımlanan 2016/56 sayılı Genelge ile Sermaye Piyasası Kurumu (SPK) kapsamında verilecek uygunluk yazılarına ilişkin işlemler tek pencere sistemi kapsamına alınmıştır.

Açıklamalar

Başvuruda kapsamında olumlu bulunan eşyalara ilişkin 0889 kodlu "TPS-SPK Uygunluk Yazısı " e-belgesi ile bu belgeye ait 23 haneli belge numarası üretilecektir. 23 haneli belge numarası ilgili gümrük beyannamesinin 44 no.lu kutusunda "Belge Referans No" ve "Belge Tarihi" alanlarında beyan edilir.

Söz konusu belgeye ilişkin bilgiler elektronik ortamda yer alacağından, beyanname ekinde ayrıca kağıt ortamında ıslak imzalı gümrük kontrolü altında işleme izni aranmayacaktır.

Söz konusu Genelgeyi Bültenimiz ekinde bulabilirsiniz.

Saygılarımızla bilgilerinize sunarız.

73421605-106.05 sayı ile yayımlanan 2016/56 sayılı Genelge​

Bülten kapsamı konularda ek bilgiye ihtiyaç duymanız halinde (216) 6819100/9162 numaralı telefondan ya da mpalaoglu@kpmg.com elektronik posta adresinden Murat Palaoğlu ile irtibat kurmanızı rica ederiz.

Kısa Açıklama: Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Risk Yönetimi ve Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından 07.10.2016 tarihinde 73421605-106.05 sayı ile yayımlanan 2016/56 sayılı Genelge ile Sermaye Piyasası Kurumu (SPK) kapsamında verilecek uygunluk yazılarına ilişkin işlemler…
Başlık: 2016/140 Sermaye Piyasası Kurumu Tarafından Düzenlenen Uygunluk Yazısının Tek Pencere Sistemi Kapsamına Alınması
Tarih: 17.10.2016
Attachments: http://www.kpmgvergi.com/Lists/Mali Bltenler/Attachments/1451/gumruk.jpg

Kategoriler
Erta Denetim

Kobi’lere Bağımsız Denetim Hizmeti Giderlerine Destek Programı Başlatıldı

KOBİ’LERE BAĞIMSIZ DENETİM HİZMETİ GİDERLERİNE DESTEK PROGRAMI BAŞLATILDI

KOSGEB tarafından KOBİ’lere Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından bağımsız denetimle yetkilendirilen kuruluşlardan aldıkları bağımsız denetim hizmeti giderlerine destek programı başlatıldı. Destek Programından yararlanmak isteyen işletmelerin KOSGEB veritabanına kayıtlı olmaları ve programdan yararlanmak üzere bağlı bulundukları birime müracaat etmeleri gerekmektedir. Program kapsamında sağlanacak desteğin üst limiti 10.000 (on bin) TL olup 1 ve 2. bölgelerde %50, 3., 4., 5. ve 6. bölgelerde ise %60 oranında destek verilecektir. Konaklama, ulaşım ve iaşe giderleri destek kapsamı dışındadır.

Bağımsız Denetim ve diğer destekler hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

izmir smmm, izmir muhasebe,izmir mali müşavir,mali müşavir izmir,muhasebeci izmir,izmir muhasebeci,smmm izmir

Kategoriler
MuhasebeTR

Altyapı Yatırımlarının Finansmanında GYO Modeli Kullanılabilir Mi? (I)

BASINDAN YAZILAR

Altyapı Yatırımlarının Finansmanında GYO Modeli Kullanılabilir Mi? (I) / Ersun Bayraktaroğlu » Muhasebe TR

Altyapı Yatırımlarının Finansmanında GYO Modeli Kullanılabilir Mi? (I) / Ersun Bayraktaroğlu
02.12.2015


Önceki hafta SPK Başkanı Sayın Vahdettin Ertaş’ın da belirttiği gibi 2023’e kadar hedefl enen altyapı yatırım tutarı 250 milyar ABD Doları civarında… Sadece kamu kaynağı ile bu tutarda bir yatırımın gerçekleştirilmesi düşünülemez. O halde bu alana yatırımcı çekme gereği var. Ulusal ve uluslararası yatırımcıların bu büyüklükte ve geri dönüş süreleri “alışılmış” yatırımlardan daha uzun süre alacak olan yatırımlara teşvik edilebilmesi için geleneksel enstrümanların yanında olabildiğince değişik enstrüman üretilmesi ve hayata geçirilmesi de gerekiyor. Altyapı yatırımlarına özgülenmiş Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları ( Altyapı GYO’lar ) da Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından düzenlenmiş bir sermaye piyasası enstrümanı olarak bu alanda kullanılmayı bekliyor.

Bu yazıda kısaca Altyapı GYO modelinin önemini hukuki altyapısını anlatarak belirtecek ve bir sonraki devam yazımda da Altyapı GYO modeli ile oldukça bilinen normal GYO modelini karşılaştırıp altyapı projelerinin finansmanında kullanılabilecek olan bu enstrümanı tanıtmaya çalışacağım.

Altyapı projelerinin finansmanında fonların önemi

Ancak önce dilerseniz biraz altyapı finansmanının ana fon kaynaklarına dünya genelinde bakalım. 2010-13 döneminde dünya genelinde başta enerji, ulaştırma ve telekom sektörleri olmak üzere gerçekleştirilen önemli altyapı projelerine yaklaşık 1 trilyon dolardan fazla kaynak aktarıldığı hesaplanıyor. Söz konusu yatırımların finansmanında özkaynak payı dışında tercih edilen en önemli kaynak doğal olarak “geleneksel” finansman yolu olan banka finansmanı. Bunun yanında söz konusu yatırımların önemli bir kısmının da uluslararası kurum ya da fonlardan sağlanan kaynaklarla finanse edildiğini biliyoruz. Bu kaynaklar içinde yabancı yatırımcı ve fonlar son 5 yıllık dönemde yaklaşık 150 milyar dolarlık bir fonu söz konusu altyapı projelerine aktarmış durumdalar.

Ülkemize bakıldığında da aynen dünyanın diğer kısımlarında olduğu gibi başta enerji, telekom, sağlık ve ulaştırma olmak üzere ciddi bir altyapı yatırımının yapılmakta ya da planlanmakta olduğunu görüyoruz. 3. Havalimanı, Boğaz geçişi, 3. Köprü, hastane PPP’leri ile kentsel dönüşümün kaynak ihtiyacını da dikkate aldığımızda önümüzdeki yaklaşık 10 yıllık dönemde altyapı yatırımlarına ilişkin ciddi bir kaynak ihtiyacımız olacağı kesin. Son 6 yıllık dönemde ülkemizde gerçekleştirilen yaklaşık 100 milyar dolarlık altyapı yatırımının finansmanında sadece özkaynak ve banka kredisinin kullanıldığını buna karşılık yukarıda sözünü ettiğimiz uluslararası yatırımcı ve fonlardan ülkemizde gerçekleştirilen yatırımlara gelen kaynak tutarının ise nereden bakılırsa bakılsın hesaplamalara dahil edilemeyecek kadar küçük olduğunu üzülerek görüyoruz. Yukarıda belirttiğimiz toplam dünya altyapı yatırımlarının %10’unun ülkemizde gerçekleştirildiğini varsayarsak banka kredisi yanında söz konusu fonlarca gerçekleştirilen finansman pastasından da aynı oranda pay aldığımızda, yatırıma yönlendirilebilecek olan fon tutarının minimum 15 milyar dolar civarında olacağını çok kolaylıkla söyleyebiliriz.

Altyapı yatırımlarına özgülenmiş GYO nedir?

Biraz mevzuat olacak ama kısacık da olsa tanımlara değinmeden konuyu kapsamak zor. Onun için izninizle kısa bir mevzuat turu:

SPK, Altyapı GYO’larla ilgili ilk düzenlemeyi 29 Ocak 2009 tarihinde bu konuya özel olarak yayınladığı bir tebliğle yapmıştı. Ancak söz konusu tebliğ kapsamında hiç bir Altyapı GYO kurulmadığı gibi, bu tebliğle ilgili hiç bir değişiklik de yapılmamıştı. Sermaye Piyasası Kanunu’nda yapılan değişiklik sonrası mevzuat uyum çalışmaları sırasında Altyapı GYO’lara ilişkin tebliğ de yeniden ele alındı ve Altyapı GYO’larla ilgili yeni düzenlemeler eskisinden farklı olarak ayrı bir tebliğ olarak değil de Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (III-48.1) içine altyapı yatırımlarına özgülenmiş “özel bir GYO türü” olarak dahil edildi.

Bir sermaye piyasası aracı olan ve halihazırda devam etmekte olan ya da önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek çok önemli altyapı projelerinin finansmanında önemli bir rol oynayacağını düşündüğüm Altyapı GYO’ları, münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işletmek ya da belirli bir altyapı yatırımı, hizmeti ya da projesine yatırım amacıyla kurulan GYO’lar olarak tanımlanıyor. Altyapı GYO’ların portföyünü oluşturacak olan “altyapı yatırım ve hizmetleri” de tebliğin 3. maddesinde 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda düzenlenen merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları, mahalli idareler ve kamu iktisadi teşebbüsleri tarafından yürütülen tarım, sulama, madencilik, imalat, enerji, ulaştırma, haberleşme, bilgi teknolojileri, turizm, konut, kültür, kentsel ve kırsal altyapı, belediye hizmetleri, kentsel dönüşüm, çevre, Ar-Ge hizmetleri ile eğitim, sağlık, adalet, güvenlik, genel idare altyapısı ve benzeri yatırım ve hizmetleri ile bu yatırım ve hizmetlere ilişkin projeleri ve bunlara dayalı haklar” olarak tanımlanmıştır.

Tebliğde söz konusu yatırımları yapacak olan ve Altyapı GYO olarak tebliğ düzenlemeleri kapsamında faaliyet gösterecek “altyapı şirketi” de altyapı yatırım ve hizmetlerini Yap-İşlet Devret, kamu özel işbirliği projeleri ya da özelleştirme modelleri çerçevesinde yürütmek üzere kurulan yerli ya da yabancı şirketlerle kamu idareleri tarafından altyapı hizmetlerini yerine getirmek için kurulacak şirketler şeklinde tanımlanmaktadır.

Dolayısı ile yukarıda yer alan tanım kapsamına girecek olan alanlarda faaliyet göstermek amacıyla kurulmuş ya da kurulacak olan şirketler tebliğde yer alan hükümler çerçevesinde Altyapı GYO olarak faaliyet gösterebileceklerdir.

Altyapı yatırımlarının finansmanında uluslararası fonların kullanımına sunulabilecek olan özellikli bir sermaye piyasası aracı olarak çok da bilinmeyen Altyapı GYO modelinin ülkemizde oldukça iyi bilinen GYO modelinden farklılıklarını ve avantajlarını da bir sonraki yazımda anlatmaya çalışacağım.

Kaynak:
Dünya Gazetesi